1. YAZARLAR

  2. Nasuhi Güngör

  3. Yeni düzenin kodları
Nasuhi Güngör

Nasuhi Güngör

Yeni düzenin kodları

A+A-

2026 yılının üçüncü gününde tüm dünyanın gözü önünde akıl almaz bir olay yaşandı. ABD, bağımsız bir ülkeye operasyon yaparak başkan ve eşini kaçırdı. Ülkeyi kendisinin yöneteceğini ilan etti. Hedefinin petrol olduğunu söylemekten de sakınmadı.

Bu operasyonun Venezuela içindeki ittifakları kimler, ne düzeyde ülkede karşılıkları var. Bunların cevabı henüz belli değil. Ortada veya ortaya sürülen bir başkan yardımcısı Delcy Rodriguez var. Onun kiminle ne düzeyde yakın olduğunu sözlerinden anlama imkanımız yok. Trump, onu da “kendileriyle işbirliği yapmazsa daha acı bir akibetin beklediğini” söyleyerek tehdit etti.

Venezuela devasa bir ülke. Kaynakları zengin, ancak gerek ekonomisi, gerekse siyasi dengeleri uzun zamandır çok kırılgan. Buna bir de “özgür dünya”nın Başkan Maduro’yu etiketlediği “diktatör” imajı eklenince savunma hattı daha da daralmıştı. Müzakere çabaları sonuç vermedi. Meşhur hikayeden ilhamla söylersek, kurdun kuzuyu yemek için bahaneye ihtiyacı yok.

YENİ DÜZENİN DERDİ ADALET Mİ?

Şimdi, dünden devam edebilmek için biraz daha farklı bir yere bakalım. ABD/Trump neden böyle bir işe kalkıştı sorusunun yeterince cevabı var. Ancak en az onlar kadar önemlisi bunu nasıl böylesine pervasızca yapıyor sorusunun cevabı. Bu da bizi dün birkaç cümle ifade ettiğimiz “yeni düzen” tartışmasına getiriyor.

Adının “düzen” olması, onun tertipli, sınırları belli ve dünyaya adalet dağıtacak bir arayış olduğunu göstermiyor. Hoş; şu ana kadar carî olan uluslararası sistemin hangi iddiası insanlığa adalet ve huzur getirdi ki. Fakat bu defa öyle bir fırtına geliyor ki, tam da gelen gideni aratır kabilinden.

YENİ MONARŞİ/KRALLIK

Bu yeni düzen iddiasının, nasıl ve nereye doğru ilerlediğine dair tartışmalar, bizde zayıf olsa da dünyada giderek canlanıyor. (Çok önemli bir katkı için https://www.cambridge.org/core/journals/international-organization/article/further-back-to-the-future-neoroyalism-the-trump-administration-and-the-emerging-international-system/ABB12906CA345BBCA5049B544363D391 Bizi haberdar ettiği için de teşekkürler Prof. Dr. Evren Balta.)

Temel soru şu: En kaba tarifiyle liberal-özgür dünyanın tezleri ve bunun üzerine inşa edilen modelleri yerine; “monarşi” (veya krallık) dönemine mi giriliyor?

Trump Amerika’sının bir hamlede yok saydıklarına bakalım. Uluslararası meşruiyetin hemen tüm başlıkları. Demokrasi ve özgürlükler. Seçilmiş bir devlet başkanına yönelik açık darbe girişimi. Ardından ülkeyi ben yöneteceğim demek. Yetmezmiş gibi eşiyle birlikte kaçırıp kendi ülkesinde yargılamak. Petrol başta olmak üzere ülke kaynaklarına el koyacağını ilan etmek.

Bunların geçmişte Afganistan’dan Irak’a kadar benzer örnekleri olduğunu söyleyebiliriz.

AFGANİSTAN VE IRAK ÖRNEKLERİ

Ancak Trump’la dünyaya ilan edilen düzen, bundan çok daha fazlası.

“Operasyonu Senatoya haber verdiniz mi?” sorusuna Trump’ın verdiği cevap, “Hayır vermedik. Senatoda sızıntı olabilirdi”. Buna bir de basın toplantısı sırasında Trump’ın yönetim kadrosunun kendisini övmek için nasıl sıraya girdiğini ekleyelim.

Trump, geçmişin güçlü krallarından farksız, hatta çok daha fazlasına sahip. Etrafında kendisine yakın bir elit sınıf var. Kimi ekonomide, kimi diplomaside ve kimi de çok farklı alanlarda büyük güçler biriktirmiş isimler. Dolayısıyla seçilmiş organların üzerinde konuşlanıyorlar.

YENİ STRATEJİNİN YANSIMASI

Amerikan yönetiminin Aralık ayı başında yayınladığı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’ndeki bir vurguyu tekrar hatırlamakta yarar var. Bölgemize dair yeni konsepti tanımlarken şu ifadelere yer veriliyor:

“Amerika'nın bu ulusları -özellikle Körfez monarşilerini- geleneklerinden ve tarihsel yönetim biçimlerinden vazgeçmeye zorlama konusundaki yanlış yönlendirilmiş deneyinden vazgeçmesi gerekecek. Ortadoğu ile başarılı ilişkilerin anahtarı, bölgeyi, liderlerini ve uluslarını oldukları gibi kabul etmek ve ortak çıkarlar alanlarında birlikte çalışmaktır.”

Bu açık biçimde monarşilerin kendi çıkarlarını tehdit etmediği takdirde devamında bir sakınca olmadığının beyanı.

ÖTEKİ BÜYÜKLERE ALAN AÇMAK

Yeni düzenin şu an için görünen bir başka özelliği, ABD başta olmak üzere büyük güçlerin uluslararası hukuk ve meşruiyet kaygısı olmaksızın hareket etme alanının genişlemesi. Bu kendisi kadar olmasa bile güçlü olanlara da hareket alanı dağıtan bir sistem.

Putin’in Ukrayna’da elde ettiği toprakları elinde tutmayı hak görmesi, Çin’in Venezuela konusundaki tepkisinin “derin şok”tan ibaret oluşu bununla ilgili.

Kıta Avrupası'nın böyle bir dönemde yeniden ve güçlü bir demokrasi zemini üretmesi mümkün mü? Yaşlı ve yorgun kıtanın buna takati yok. Üstelik pek çoğunda “güçlü lider” talebi yükseliyor.

Bizi bekleyen geleceği tartışmak adına bazı notlar ve öngörüler paylaştım. Bakalım, birlikte izleyelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar