Yayılan ve birbirine karışan savaşlar
Rusya-Ukrayna savaşı beşinci sene-i devriyesine yaklaşıyor. Onca teşebbüse rağmen bir barış temin edilemedi. Henüz taraflardan birisinin mutlak zaferinden bahsedemiyoruz. Evet, Ruslar Ukrayna topraklarının doğu kısımlarını büyük ölçüde ele geçirmiş vaziyette. Kendi mecrâsında devâm edecek olsa, savaşın er geç Rusya’nın zaferi ile neticeleneceği ortada. Kiev rejiminin hayli sıkışmış olduğu ortada. Ukrayna’nın, kendisini Rusya ile savaşmaya iten Batılı güçlerden istediği mâli ve askerî destekler her zamân beklediği kadar akıcı işlemiyor. Kiev bu sıkışmışlığı aşmak için bir taktik değişimine gitti. Savaşı bir müdafaa savaşı olmaktan çıkarıp Rusya’nın derinliklerine taşımaya başladı. İlk teşebbüsü, kuzeyden Kursk bölgesine girmesi ve bir müddet buraları kontrol etmesiydi. Murâdı Rusların saldırı gücünü zayıflatmaktı. Moskova muhtemelen bunu beklemiyordu. Bu muvakkat işgâli sona erdirmek için epey uğraştı ve enerji kaybettiler. Bununla da kalmadı. Ukrayna, geliştirdiği İHA ve SİHA kâbiliyetleri sâyesinde Rusya’nın derinliklerindeki hedefleri vurma imkânı ele etti. Başta çok sayıda petrol tesisini vurdu. Bunda hayli başarılı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Nitekim Rusya’da tüketicilere de yansıyan hayli ciddî benzin krizleri yaşandı. En son olarak saldırılar yeni boyutlar kazandı. Ukrayna İHA ve SİHA’ları Rusya’daki lojistik depoları ve AVM’leri vurmaya başladı. Niyetleri Rus tüketicilerde rahatsızlık yaratmak. Üçüncü olarak ise Karadeniz’deki Rusya ile ticâret yapan gemilere saldırdılar. Bu, Rusya’nın ihracat gelirlerini azaltmaya mâtuftu. Rusya ise bunlara ateş gücünü arttırarak; yâni daha tahripkâr olan saldırılarla cevâp verdi. O da Ukrayna’nın ticâret gemilerine ve başta Odesa olmak üzere limanlarına saldırdı. Netice olarak bir barış denizi olan Karadeniz’i her geçen gün biraz daha cehennemî hâle getiren hadiselerle karşılaşıyoruz. Zannediyorum ki yakın bir zamanda Karadeniz dünyânın en emniyetsiz denizlerinden birisi olacak.
Batı’nın güdümündeki Zelenski kendisinden istenen şeyi yapıyor. Misyonu, Ukrayna için bedel ne olursa olsun Rusya’yı olabildiğince yormak ve yıpratmak. Bu sâyede Avrupa ve Birleşik Krallık, Rusya ile nihâî hesaplaşmasına hazırlanmak için ihtiyaç duyduğu zamânı bulacak. Ama her şey bununla bitmiyor. Zelenski’nin son mârifeti savaşı Hazar Denizi’ne sıçratmak teşebbüsü oldu. Rusya ile ortak olan İran’ın bir gemisi Ukrayna SİHA’sı tarafından vuruldu. Anlaşılıyor ki, kaos Karadeniz’den sonra Hazar’a da taşınmak isteniyor. Buna döneceğim.
Güneyde ise başka bir sıkışmışlık yaşanıyor. ABD ve İsrâil ittifâkının Ortadoğu’da başlattığı çılgın savaşlar da tıkandı kaldı. İsrâil’in Gazze işgâli ve yürüttüğü soykırıma rağmen Filistin meselesi henüz onun istediği gibi çözülemedi. Burada istediğini elde edemeyen İsrâil, onun aklıyla hareket eden. ABD ile berâber İran’a saldırdı. Bu defâ çok keskin bir mukâvemet ile karşılaştılar. Netice tam bir fiyasko oldu. Eldeki bulgurlarından da oldular. Hürmüz kapandı. Dünyâ ekonomisini sarsacak bir enerji krizini başlatmış oldular. Bununla da kalmadı, Trump’ın başlattığı son nâfile saldırı tam bir rezâletle sona erdi. ABD ordusunun mühimmatları dramatik olarak erimeye başladı. O kadar ki, ordu kaynakları alarm verdi ve Trump saldırıları durdurmak zorunda kaldı. Bu etapta Hürmüz’ün kapanması yetmiyormuş gibi, Hûsîlerin devreye girmesiyle Bab-ül Mendep de kapandı. Bugün Körfez’de tam bir sıkışmışlık yaşanıyor. İşler neredeyse durma noktasında. Tam bir panik yaşandığı anlaşılıyor. Paniği arttıran, Yemen’deki Hûsîlerin Hürmüz’ün kapanmasından sonra Suudî Arabistan’ın kendi nam ve hesâbına işlettiği ve petrolünü Kızıldeniz’e aktaran Yanbu’daki tesislerini ve tankerlerini vurmasıydı. Hürmüz ve Bab-ül Mendep’deki geçişleri ikâme etmek adına yeni bir dizi hat harekete geçirilmeye çalışılıyor. Can simidine sarılır gibi Basra- Akabe hattını devreye sokmak teşebbüsleri devreye sokuldu. İkinci olarak Irak ile Sûriye arasındaki Kerkük-Baniyas hattı ve Kerkük-Yumurtalık hattı gündeme geldi. Evet bunlar bir dereceye kadar rahatlatıcı olabilir. Ama kayıpları tam mânâsıyla karşılayacağından emin olamıyorum.
Anlaşılıyor ki, Basra ve Irak Kürdistan’ında yer alan kaynaklar tam kapasite ile kullanılmak isteniyor. Yâni Irak giderek merkeze geliyor. “Size özgürlük getiriyoruz” diye işgâl edilen ve o gün bugündür belini doğrultamayan, petrol gelirleri Fed tarafından bloke edilen, buradan damlayanlarla idâre etmek mecbûriyetinde bırakılan, hiçbir kurumun çalışmadığı, gırtlağına kadar rüşvete batmış, tam bir iç yağma yaşayan zavallı Irak’tan bahsediyoruz. Irak’ın Başbakanı Zeydî ikili baskı altında. Bir taraftan ABD tarafından Irak’daki kuvvetli İran nüfûzunu tasfiye etmesi isteniyor. Hâlbuki kendisini iktidâra taşıyan, aralarında İran tesirindeki unsurların da bulunduğu bir ittifak. Nasıl bindiği dalı kesebilir ki? Diğer taraftan iki geçişin kapanmasından doğan boşlukta kaynaklarını yukarıda işâret edilen hatlarda devreye sokması isteniyor. İyi de İran’ın bunu kabûl edeceğinden kim emin olabilir ki? Hûsîler vasıtasıyla kendisine çıkış yolu arayan Suudları nasıl vurduysa, Haşdî Şâbi ve kendisine müzâhir diğer unsurları devreye sokarak alternatif hatları ve tesisleri vurmayacağını kim garanti edebilir?
Sıkışan savaşlar kontrolden çıkıyor. Rusya-Ukrayna savaşını, evvelâ Karadeniz’e, oradan da Hazar’a taşma temâyülünde oldukları anlaşılıyor. Bu ise iki savaşın birbirine karışmasından başka bir şey olamaz. Zelenski’nin Ortadoğu’da cirit atması, Irak’ta Ukrayna hesâbına çalışan hücrelerin yakalanması erken uyarılar veriyor. Bunun sebebi ise şu: ABD’nin İran’a karşı başlatacağı düşünülen kara harekâtının en azından şimdilik hayli sorunlu hâle geldiği anlaşılıyor. Bunu aşmak için, sanki savaşları birbirine karıştırmak ve çok cepheli hâle getirmek, yaygınlaştırmayı esas alan yeni bir kaos devreye sokulmak isteniyor. Eğer bu analizler doğruysa bizi de çok ilgilendiriyor ve Ankara’yı; devlet ve milletimizi hayli çetin günler bekliyor demektir.


