Mülakat: Cihat Arpacık - Perspektif
SÜPER LİG’E ÇIKAN KİMLİK - Vahap COŞKUN
Şehirlerin futbol takımlarının olduğunu biliyoruz.
Peki, futbol takımlarının şehirlerinin olduğunu?
Bunların ötesinde, bir takımın, ülkenin ve dünyanın dört bir tarafına dağılmış bir toplumun kendisini anlattığı hikâyeye dönüşmesini?
Amedspor böyle bir yerden konuşuyor.
Son yıllarda Türkiye’nin en çok tartışılan kulüplerinden biri oldu. Bazen bir deplasman tribününde yükselen sloganların hedefindeydi, bazen bir siyasetçinin takım elbisesiyle kurduğu cümlelerin ortasında. Kimi zaman sadece bir futbol takımıydı, çoğu zaman da insanların öfkelerini ya da umutlarını yansıttı. Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesiyle ölçek de büyüdü. Tartışma, birden, yıllardır “kopuş”, “uzaklaşma” ve “birlikte yaşama” üzerine kurulan siyasi tartışmaların ortasına düştü.
Amedspor tam olarak neyi temsil ediyor?
Bir futbol kulübünü mü, bir kimliği mi, bir itirazı mı, yoksa bütün bunların birbirine karıştığı daha karmaşık bir kümeyi mi?
Bu soruların peşine düşenlerden Doç. Dr. Vahap Coşkun. Coşkun’un saha araştırmalarına dayanarak kaleme aldığı Sahadaki Kimlik: Amedspor, Amedspor’u sevenleri, onu bir umut görenleri dinledi. Biz de Vahap Coşkun’la, Amedspor etrafında şekillenen büyük toplumsal hikâyeyi konuştuk.
“KOPUŞU DEĞİL, TÜRKİYE’YE DAİR BİR İDDİAYI DA TAŞIYOR”
Birkaç yıl önce Kürtler mevzu bahis olduğu zaman ‘duygusal kopuş’ diye bir tespitten bahsediliyordu. Amedspor’un ülkenin süper ligine yükselmesinin yarattığı coşku, “duygusal kopuş’ iddialarını da boşa düşürmüyor mu?
Bu iddialar bence tamamıyla gerçekliği ifade eden iddialar değil. Elbette özellikle 2015-2024 arasında yaşanan o sert iklim, insanların mağdur olmalarına ve dolayısıyla devletle olan ilişkilerinin gerilmesine sebebiyet verdi ama bir kopuş, bütün köprüleri atma, bütün bağlantıları ortadan kaldırma yönünde bir duygunun geliştiğini söylemek çok abartılı olur. Amedspor’un başarısı iki yönlü değerlendirilebilir. Biri, özellikle 2015-2024 arasındaki geri çekilmeye bir cevap oluşturması, başarı ihtiyacını karşılaması açısından çok büyük bir memnuniyetle karşılandı. Bu zafer, salt sportif bir zafer değil, aynı zamanda sosyolojik ve siyasi bir zafermiş gibi de kutlandı. Diğer taraftan, Süper Lig’de temsil edilmek, bu ligin bir parçası haline gelmek, Türkiye’den bir kopuş değil, Türkiye’ye yönelik bir iddiayı da kendi içerisinde taşıyor. Dolayısıyla bu tür iddiaları dile getirirken biraz daha dikkatli olmak gerekir.
Bunun benzeri siyasal anlamda da sürekli kullanılıyordu. 1960’ların sonlarından 1970’lerden itibaren neredeyse Türkiye’de siyaset yapan önemli Kürt aktörlerinin büyük kısmı ‘Biz barışabileceğiniz son kuşağız’ diyordu. Kuşaklar geldi geçti ama barışma ve bir arada yaşamaya yönelik çabalar sona ermedi. Ben Türkiye’deki Kürtlerin, hem kendi Kürtlük bilinçlerinin geliştiğini hem de aynı zamanda giderek daha da Türkiyeli olduklarını, giderek daha Türkiyeli tavır sergilediklerini düşünüyorum. O nedenle kopuş ya da son kuşak iddialarına her zaman mesafeli yaklaştım.
Anladığımız kadarıyla Amedspor bir futbol kulübü olmakla birlikte aynı zamanda bir aidiyet alanı. Kürtler için Dem Parti’den daha büyük bir şemsiye kurduğu söyleniyor. Siz de katılıyor musunuz?
Kesinlikle öyle. Amedspor’a yönelik, kulübün Dem Parti’nin bir aparatı olduğu, hatta daha keskin kesimlerin bir yan kuruluşu olduğu yönünde bir algı var. Bu, bazen siyaset tarafından da köpürtülen bir algı. Örneğin eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Amedspor’u doğrudan Kandil’le irtibatlandıran bir dil kurmuştu. Fakat sahada böyle bir durumun olmadığını belirtmek lazım. Amedspor, çok daha geniş bir aidiyet alanı oluşturuyor. Bir Amedspor maçına geldiğinizde farklı siyasal aidiyetleri olan, farklı hayat tarzlarına sahip, sosyal statüleri birbirinden son derece ayrı insanların bir arada, Amedspor kimliğinde bütünleştiğini görüyorsunuz. Araştırmayı yaparken, DEM Parti’ye, oy verenlere, ‘Amedspor DEM Parti’nin takımı mıdır’ diye sorduğumuzda, onlar da bunu kabul etmiyorlardı. Amedspor sadece DEM Parti’ye oy verenlerin değil, ‘Kürtlükle ilgili herhangi bir hassasiyeti olan insanların desteklediği bir takımdır’ diyorlardı. Dolayısıyla bir parti ile ilişkilendirmeyi DEM Parti’nin taraftarları da reddediyor.
Aynı zamanda, zaten Amedspor taraftarı içerisinde farklı siyasal eğilimlere, farklı partilere oy veren insanlar da var. Onlar da Amedspor’un DEM Parti ile ilişkilendirilmesinin yanlış olduğunu belirtiyorlar. Parti kimliği ile kulüp kimliği arasındaki ilişkiler son derece ilginç ilişkiler. Yani parti kimliğiyle ve politik kimlik bazı yerlerde örtüşebilir, bazı yerlerde ayrışabilir. Dolayısıyla mesela bir Barcelonalı kimliğiyle Katalanyalı kimliği örtüşebiliyor. Bir Bilbao kimliğiyle Bask kimliği örtüşebiliyor. Ama Barcelona’yı destekleyen herkesin Katalan milliyetçisi, Bilbao’yu destekleyen herkesin de Bask milliyetçisi olduğunu söyleyemeyiz. Dolayısıyla bu politik kimlikler ile kulüp kimlikleri arasında yer yer benzerlikler, yer yer paralellikler, yer yer özdeşlikler olsa bile bunların mutlak anlamda birbirinin üzerine oturduğunu söyleyemeyiz.
“HEM POZİTİF HEM DE NEGATİF KİMLİKLENME VAR”
Amedspor’u çalışırken karşılaştığınız en ilginç bulgu neydi size göre?
Aslında Amedspor’u, Diyarbakırspor ile tarihsel süreklik içerisinde ele aldım. Diyarbakırspor’dan Amedspor’a gelen bir durumu anlamaya çalıştım. Diyarbakırspor’da da bir Kürt kimliği var ama Diyarbakırspor’a bu kimliği kendisinden ziyade karşıtları yüklüyorlardı. Diyarbakırspor, 1970’lerin başlarında dahi deplasmana gittiğinde, ‘Kürtler dışarı’ tezahüratlarıyla karşı karşıya kalıyorlardı. Buna mukabil Amedspor bu kimliği kendisi üstleniyor ve bunu her şekilde yapıyor. İsmiyle, formasının rengiyle, tezahüratlarıyla, sosyal medya paylaşımlarıyla, Kürtçeyi yoğun bir şekilde kullanmasıyla vs. Ama aynı zamanda Amedspor’un rakipleri de Amedspor’u Kürt kimliğinin temsilcisi olarak görüyorlar, kulübü bu kimlikle irtibatlandırdıklarından Amedspor’a ya sempati ya da antipati duyuyorlar. Dolayısıyla Amedspor’da hem bir pozitif kimliklenme var hem de bir negatif kimliklenme var.
Kitaba yoğun da bir ilgi var sanırım.
Evet kitap ilgi çekti. Tabi zamanlamasının Amedspor’un şampiyonluğuna denk gelmesi de etkili oldu. Çünkü Amedspor’un şampiyon olduğu, bütün dikkatlerin Amedspor’un üzerine çekildiği bir dönemde bu kitap çıktı. Dolayısıyla bu fenomeni anlamak isteyenler de kitaba ilgi gösterdi.
Aslında bu 2024 yılının sonunda başladı. Amedspor 2. Lig’den 1. Lig’e çıkarken de muazzam bir sevgi gösterisiyle karşılanmıştı ve bu yepyeni bir olguyla karşı karşıya olduğumuzu, sosyolojik ve siyasal olarak anlamamız gereken bir olguyla karşılaştığımızı gösteriyordu. O nedenle arkadaşlarla Amedspor meselesini derinlemesine inceleme kararı aldık ve 2024’te çalışmalara başladık. 2025’in ilk yarısına kadar saha çalışmalarını bitirdik ve ondan sonra verileri işlemeye başladık. Dolayısıyla 1.5 yıllık bir çalışmanın sonucunda ortaya çıktı. Yayınlanma tarihinin Amedspor’un şampiyonluğuna denk gelmesi de hoş bir tevafuk oldu.
Süper Lig sürecinde çoğu makul insan bu başarının aslında “normalleşmeye” vesile olmasını temenni ediyor. Ama kimilerine göre daha fazla politikleşmeye de dönüşebilir. Sizin öngörünüz ne?
Başarının kendisi bir normalizasyon yarattı zaten. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amedspor’u kutladı. MHP lideri Bahçeli, Amedspor Başkanı’na bir tebrik mesajı gönderdi. Diğer bütün siyasi partiler Amedspor’a Süper Lig’de başarılar diledi. Dolayısıyla 10 sene önceki kriminalize edilen Amedspor’un yerine Süper Lig’in bir takımı olarak kabul gören ve tebrik edilen bir Amedspor var. Bir normalleşme sürecini kendi içerisinde barındırdı. Bundan sonra Amedspor’un Süper Lig’teki varlığının iki türlü etkisi olabilir. Bu normalleşmeyi daha da tahkim edebilir. Ama diğer taraftan Amedspor’un varlığı, aynı zamanda birtakım provokatif eylemlere, sert rüzgarların esmesine de sebebiyet açabilir. Bu, bazı aktörleri nasıl tavır alacaklarıyla doğrudan ilgili.
“TEHLİKEYİ GÖZARDI EDEMEYİZ”
Hangi aktörlerin?
Burada dört önemli aktörün olduğunu düşünüyorum burada. Siyasal aktörler, bürokrasi, medya ve spor kulüplerin kendisi Bunların alacakları olumlu bir tutumlar Amedspor’un Süper Lig serüvenini normalleşmeye hizmet eden, çözüm sürecini güçlendiren bir varlık haline getirebilir. Ama diğer taraftan da bir tehlikenin olduğunda göz ardı edemeyiz. Özellikle geçmiş dönemlerde Amedspor’un deplasmanlarda karşılaştığı muameleler bu tehlikenin önemli ve ciddi bir tehlike olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla bütün bu aktörlerin hassasiyetle bu süreci yürütmeleri gerekiyor.
Futbol kulüplerine ruhunu veren tribünlerdir. Amedspor’un kimliğini tahkim eden de Amedspor trübünü oldu. Sizin tribünde gözlemlediğiniz en yoğun duygu ne oldu?
Biz şunu aslında araştırdık: Neden Amedspor bu kadar kısa süre içerisinde bu kadar büyük bir tribün desteğine sahip oldu? 10 sene önce işte 300-500 kişiye, veya en fazla 800 bin kişiye oynayan bir takım nasıl oldu da her hafta onbinlerce insanı stada çeker oldu? Ve aynı zamanda hem Türkiye’de hem de dünyanın diğer yerinde bir fenomene dönüştü? Öncelikle Amed isminin kendisi popüler bir husus. Yani insanlar Amed ismine yönelik bir ilgi duyuyorlar. Daha önce Diyarbakır Diski Spor, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Spor gibi isimler bu tür bir ilgiyi yaratmamıştı. Dolayısıyla Amed isminin kendisinin bir cazibesi var. İkinci olarak Amedspor’a yönelik 2015’ten sonra fiili ve hukuki birtakım baskılar olunca, insanlar, futbolla ilgileri olmasa bile veya futbolu göz ucuyla takip ediyorsalar bile, Amedspor’u destekleme, ona bir tür sahip çıkma ihtiyacı hissettiler. Bu da Amedspor’a ilgini artmasında önemli etkenlerden biriydi. Yine sert siyasal rüzgarların estiği dönemde futbol bir nefes alma alanı, kendi kimliğini ortaya koyma sahasına dönüşebiliyor. Burada Amedspor böyle bir işlev de gördü. Amedspor maçına gelmek, Kürt kimliğini vurgulamak, orada kendi taleplerini dile getirmek, itirazı varsa bir şeye, itirazını ortaya koymak için de bir imkân olarak kullanıldı. Yani hem kimliğinizi ortaya koyuyorsunuz hem de bunun cezai maliyeti daha düşük. Bu anlamda bir fırsat sağladı. Bir de tabii bir başarı ihtiyacı vardı. Amedspor’un elde ettiği başarı, siyasal ve sosyal alanda geri çekilmeyi, sivil toplum alanının daralmasını telafi eden bir his yarattı.
Biz insanlara ‘Amedspor sizin için ne ifade ediyor’ diye sorduk. Hangi duygularına tekabül ettiğini anlamaya çalıştık. Cevap verenler, özellikle genç taraftar, çeşitli kalıplar kullanıyordu. ‘Amedspor bir mücadele takımıdır’, ‘direniş takımıdır’, ‘muhalif bir kimliğin temsilcisidir’, ‘çoğulculuğu ve barışı simgeleyen bir kulüptür’ diyen bir diskur vardı. Ama Amedspor’la ilgili öne çıkarılan en önemli duygu Kürt kimliğiydi. Amedspor, Kürt kimliğini temsil eden bir kulüp olarak görülüyor. Mesela insanlar, ‘Amedspor, Kürt kimliğini temsil ediyor’ diyor. ‘Kürt kimliğini temsil etmek ne demek’ diye sorduğumuzda ‘Kürtlere yönelik bir haksızlık olduğunda buna karşı durmak’ diye yanıt alıyorduk. Dolayısıyla Kürtlerle ilgili bir olay meydana geldiğinde, buna karşı bir duyarlılık ortaya çıkıyor. İkincisi Kürt kimliğinin taşıyıcısı olduğu düşünülen işaretlere sahip çıkmak da önemli bulunuyor. Mesela Amedspor ilk defa kendi medyasında Kürtçe kullandı. Daha sonra bölgenin diğer takımları da Kürtçe kullanmaya başladı. Kendi formasında kürçe reklam aldı. Muhtemelen daha sonra diğer takımlar da bunu alacaklar. Dolayısıyla bu husus, hepsi için son derece önemli. Bunu da dünyanın çeşitli ülkelerindeki örneklerle irtibatlandırıyorlar. Barcelona nasıl Katalanlarınsa, Celtic nasıl Katoliklerinse, Bilbao nasıl Basklıların takımıysa, Amed de Kürtler’in takımıdır diyen bir ruh hali var.