Sermayeyi nasıl da tüketiyorlar
Gazze soykırımı boyunca İsrail'e silah sevk eden Britanya İmparatorluğu, ne hikmetse bir sabah uyanıp kendini insan hakları havarisi ilan ediverdi.
Bu ani "aydınlanmanın" nedeni mi?
Evrensel ahlak falan değil elbette; pragmatik panik atak, başka ne olsun!
Zira soykırımcı Netanyahu Batı Şeria'da yerleşimci işgalcilere alan açmakla, "İbrahim Anlaşmaları" dolayımında bölge ülkelerini İsrail'le kaynaştırma projesine zeval veriyor.
Yani işgal politikaları yüzünden "İsrail'le normalleşme" masasını deviriyor. (Bölge halkları için İsrail'le normalleşme gerçekte "anormalleşmedir" ama bahsi diğer.)
Anlaşılan o ki Netanyahu'nun işgal ve katliam şehveti uğruna mezkûr projeyi tarumar etmesi ABD-İngiltere'nin canını felaket sıkmış, "kötü polis" rolü de İngiltere'ye düşmüştür.
Başbakan Andy Burnham, İsrail'e yaptırım açıklamadan evvel tevekkeli Trump'a haber vermedi.
***
Yanlış anlaşılmasın: Londra, İsrail'e "Seni terk ediyorum" demiyor, "Jeopolitik kredi kartımın limitini çok zorlama" diyor.
Nihayetinde Gazze'deki soykırımı zerre umursamayan, sadece Batı Şeria'daki ilhak yüzünden oyun planı bozulacak diye nevroza giren ikiyüzlü Batı tavrından söz ediyoruz.
Gelgelelim...
Batı'nın alabildiğine şımarttığı İsrail, üç-beş yerleşimci (işgalci) domatesine getirilen bu kısıtlamaya bile çok sert tepki gösterdi.
Mesela, ırkçı Siyonist rejimin Dışişleri Bakanı Gideon Saar derhal misilleme yaparak Doğu Kudüs'teki İngiliz Konsolosluğunun 30 gün içinde kapatılmasını istedi.
***
En büyük ve en zavallı tepki Netanyahu'nun oğlundan geldi. Holokost'tan İngiltere'yi sorumlu tuttu.
Bununla da yetinmedi, Falkland muhabbetinde Arjantin'e arka çıktı.
ABD Büyükelçisi Huckabee de ondan geri kalmadı.
O kadar ki kendisi de Yahudi olan İngiliz Dışişleri Bakanı Miliband'ı gündüz gözüyle "Yahudi düşmanı" ilan etti.
Zora düştüklerinde (özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan beri) tüm dünyaya yerleştirdikleri o devasa mağduriyet sermayesini nasıl da pervasızca tükettiklerini görüyorsunuz değil mi?


