1. HABERLER

  2. EDEBİYAT DEFTERİ

  3. DÜŞÜNCE - YORUM - ANALİZ

  4. Ölümcül Bağnazlıklar, Ölümcül Önyargılar
Ölümcül Bağnazlıklar, Ölümcül Önyargılar

Ölümcül Bağnazlıklar, Ölümcül Önyargılar

Kendilerini bir hiçlik ufkuna hapsederek, bağımlılığı içselleştiren toplumlar, hiçbir şekilde, İslami anlam/bilgi/bilgelik/felsefe/kültür/özgürlük üretemiyor, hamaset üreterek tarihe tutunmaya çalışıyor.

A+A-

Atasoy Müftüoğlu - İslamianaliz

İslam dünyası ulus-devletleri, yerli-milli devletlere dönüştükten sonra, medeniyet devletleri olma niteliklerini bütünüyle kaybederek, büyük yabancılaşmalar/yozlaşmalar pahasına, tek adamlar ve onların ailelerinden oluşan tiranlık rejimlerine dönüştüler. Sözünü ettiğimiz bu tiranlıklar, bugün, bir anlam/ahlak/ilke savaşı vermekten çok, çıkar savaşlarıyla varlıklarını sürdürmeye çalışıyor. Yapısal bağımlılıkların, teslimiyetçiliklerin ve sorunların farkında olmayan yerli-milli tiranlıklar, İslâmî özgürlüğün ve bağımsızlığın riskini alabilecek, bu doğrultuda ödenmesi gereken bedeli ödeyebilecek bir iradeye sahip olmadıkları için, içerisinde yaşadığımız dönemde somut olarak görülebileceği üzere, Haçlı-Siyonist emperyalizmlerle uzlaşma, Amerika-İsrail ekseniyle bütünleşme yolunu seçiyor, bağımlılıkları içselleştiriyor. 

Kendilerini bir hiçlik ufkuna hapsederek, bağımlılığı içselleştiren toplumlar, hiçbir şekilde, İslami anlam/bilgi/bilgelik/felsefe/kültür/özgürlük üretemiyor, hamaset üreterek tarihe tutunmaya çalışıyor. Kendilerini hiçlik ufkuna hapseden toplumlar, ancak, propaganda ve popülizm üretebiliyor, karşı karşıya bulundukları yapısal bozgunla, edilgenlikle, kriz'le hesaplaşma iradesi gösteremiyor. Popülizm ve propaganda söylemi, toplumları derinlikli/nitelikli hayatlara yabancılaştırıyor. İslami düşünce/kültür/ilahiyat/edebiyat hayati, akademik hayat, hiçbir şekilde, toplumlarının niçin/nasıl emperyalist vesayete maruz kaldığını, bu alçaltıcı vesayete ihtiyaç duyduğunu gündem konusu yapamıyor. Sözünü ettiğimiz alçaltıcı vesayetin ilgili toplumların bağımsızlıklarını tamamlayamamış olmalarından kaynaklandığını konuşmaya cesaret edemiyor. 

Günümüzde, içerisinde yaşadığımız toplumda da, yaşayarak tecrübe ettiğimiz üzere, popülizm/propaganda akıl almaz, ahlak dışı, görülmemiş/duyulmamış önyargılar/bağnazlıklar/bencillikler/partizanlıklar/hurafeler/komplo teorileri üretiyor, insanın içindeki insanilikleri yıkıma uğratıyor. Oportünist muhafazakarlıklar, oportünist dindarlıklar ve siyaset, ahlaki felaketlerin toplumsallaşması, normalleşmesi, sıradanlaşması karşısında ölümcül kayıtsızlıklar, keyfilikler, şımarıklık/utanmazlıklar sergileyebiliyor. Oportünist muhafazakarlık, vicdansız/merhametsiz dindarlık ve siyaset anlamlara/erdemlere/bilgeliklere/hukuk ve adalete ihtimam göstermek yerine,  çıkarlara ve tahakküm ihtiraslarına, iktidar ihtiraslarına ihtimam gösteriyor. Burada, Mahmud Derviş'in, "vatan sadece toprak değil, toprakla hukukun birlikteliğidir" dizelerini hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor. 

Günümüz dünyasında, İslami bağımsızlık-direniş mücadeleleri, devrimci mücadeleler/hareketler, bu mücadele ve hareketleri yürüten adanmış kadrolar olmasaydı, İslami haysiyet/onur fikrine/ahlakına bütünüyle yabancı kalacak, haysiyet/onur yoksullarına dönüşecektik. Bugün, direnerek, direniş mücadeleleri vererek varolmaya/konuşmaya çalışan "madunlar" soykırım yoluyla bütünüyle susturulmak isteniyor. Bağımlılık ve vesayeti içselleştiren toplumlar ve kültürler, kendi varoluşlarının sorumluluğunu üstlenemiyor. Bu nedenledir ki, aralarında Türkiyenin de bulunduğu İslam dünyası ulus-devletleri, mutlak kötülüğün, mutlak vahşetin ve barbarlığın somut ifadesi olan haçlı Amerikan emperyalizminin müttefiki ve dostu olma yolunu seçebiliyor. Haçlı emperyalizmini dost ve müttefik olarak seçen İslam dünyası ulus-devletlerinin, İslami olmayan mevcudiyetleri, bugünün dünyasında gerçek umuda yer olmadığını gösteriyor. 

İslam dünyasında tek adamlar ve onların ailelerinden oluşan tiranlık rejimleri, politik-popülist uyuşturucularla, mistik-sufi uyuşturucularla, Müslüman kitlelerin zihin ve ruh dünyalarını bütünüyle felç ediyor. Zihin ve ruh dünyaları bütünüyle felç edilen kitleler, İslami bilincin, evrensel-ortak tarihsel uyanışını engelliyor. Dar görüşlü çıkarcı akılcılıklarla malûl olan oportünist partizanlıklar, sağduyuya, sağlıklı-erdemli akla hayat hakkı tanımıyor. Bu tür toplumlarda, günümüz İslam toplumlarında da görülebileceği üzere, sıra dışı zihinler olağanüstü zihinler, tarihsel vizyon-misyon sahibi, kamusal değer olan zihinler yetişmiyor. İslam toplumlarını, kapitalist akıl, faşist siyaset, iktidar ihtirasları, tahakküm ihtirasları zehirliyor, kirletiyor. Saltanat/saray rejimleri, İslama ihanet pahasına sürdürülebiliyor. Kapitalist akıl, faşist siyaset güç gösterileri yoluyla "meşruiyet" kazanmaya çalışıyor. 

Günümüz dünyasında çok taraflılık işlevsiz hale gelirken, hukuki kurallar da bütünüyle geçersiz sayılabiliyor. Bütün dünyada güç ilişkileri belirleyici hale geliyor. Aralarında, Türkiyenin de bulunduğu İslam dünyası ülkeleri, Filistin/Gazze/Kudüs sorunuyla, ancak, emperyalist iradenin izin verdiği, onayladığı sınırlar içerisinde kalmaya özen göstererek, dikkat ederek ilgilenebiliyor. Bugün, ahlaki-entelektüel anlamda, ölü bir toplumda yaşadığımız için, özellikle, sağcı/milliyetçi/muhafazakar/dindar kesimlerde, hiç bir antiemperyalist etkinlik/tavır/eylem/öfke'ye rastlanmıyor. Oportünist muhafazakar/popülist politik figürler için, nitelik ve ahlak değil, imaj daha önemli sayılabiliyor. İslam dünyası toplumları ve kültürleri, aziz İslamın özgün/bağımsız/evrensel içeriğini bütünüyle boşaltan, sömürgeci bir proje olarak hayata geçirilen, mistik-sufi-folklorik-bireysel Müslümanlıkla ilgili, varoluşsal/tarihsel eleştiriler yapabilecek entelektüel/ akademik kadrolara, bağımsız eleştirel düşünürlere sahip değil, İslam toplumlarında, varoluşsal/tarihsel/evrensel/büyük dayanışmalara öncülük edebilecek, bu doğrultuda sorumluluk alabilecek kadrolar yetişinceye kadar, toplumlarımızın, entelektüel emperyalizme bağımlılıkları devam edecek. 

Günümüzde, politik-popülist propaganda kültürünün, mistik-sufi kültür uyuşturucularının hakim olduğu toplumlarda çok ciddi, çok vahim zihinsel gerilemeler-ilkellikler yaşandığını görmek gerekir. İslam dünyası toplumlarında, tek adam rejimleri, toplumlara sistematik bir şekilde mistik edilgenlikleri dayatıyor. İslam toplumlarına hakim olan, konformist kültürü ve konformist din algısını sıfıra indirgemedikçe, hiçbir toplumda, yeni/özgün/eleştirel/bağımsız başlangıçlar yapılamaz, hiçbir özgür inşa gerçekleştirilemez, kamusal vicdan bilinçli-uyanık ve sorumlu kılınamaz, gerçeğe yabancılaştırıcı, manipülatif içeriklerle mücadele edilemez. Bugünün dünyasında barbar tiranların özgürlüğü, madunların ölümü anlamına geliyor. Direniş mücadeleleri, devrimci mücadeleler, insan onuru kavramının, hiçbir yolla etkisiz hale getirilemeyeceğini kanıtlıyor. Yapısal edilgenliklerle, teslimiyetçiliklerle malul olan toplumsal bünye, özgürlük düşüncesi-pratiği üretemiyor. 

İslam dünyası toplumlarında, İslami bilincin merkezi olan evrenselcilik temelinde yeni bir düşünce ufku açmak gerekiyor. Yerli-milli retoriği ciddi bir bilinç körlüğüne neden olduğu için varoluşsal bütünü-bütünlüğü görme-anlama yeteneğini yok ediyor. İslam toplumlarında politik-mistik-popülist uyuştucular, kitleleri kişiliksizleştirerek ucuz propaganda nesneleri haline dönüştürüyor. Kişiliksizleştirilen propoganda nesneleri aracılığıyla etnik önyargılar, mezhepçi önyargılar kolaylıkla harekete geçirilebiliyor, İran İslam Devrimini savunan bir müslüman, anında linç'e tabi tutularak damgalanabiliyor. Bugününün kirli politik gerçekliği, oportünist tercihleri normalleştiriyor. Oportünist tercihler-dindarlıklar ve siyaset her tür insani duyarlılığı tahrif ve tahrip ediyor. 

Bugünün teknobilimsel dünyası, insanlığın anlam ihtiyacına, ahlak ihtiyacına kayıtsız küstah bir dünya oluşturuyor. "Beyaz adamın misyonu" retoriği, ırkçı ideolojisi, beyaz olmayan dünyayı mutlak anlamda ötekileştirmek ve sömürgeleştirmek suretiyle şekillendirmeye çalışıyor. İnsanlığa ve tabiata saldıran bir uygarlık, bir yanda, doğal kaynaklar emperyalizmine, bir diğer yanda da, tekno-emperyalizminin soykırımına göz yuman bir dünya oluşturuyor. Soykırımcı haçlı Amerikan emperyalizmiyle, soykırımcı Siyonist emperyalizmin kullanışlı politik figürleri, Suriye'nin bu emperyalizmler aracılığıyla sömürgeleştirilmesini "Suriye Devrimi" olarak tebcil edebiliyor. İslam dünyası toplumlarında, hukukun üstünlüğü değil, siyasal otoritenin üstünlüğü-dokunulmazlığı kurumsallaştırıldığı için, bugün, yerli-milli tiranların, haçlı emperyalizminin emrinde ve hizmetinde bulunuyor olmalarını, tarihin doğru yanında yer almak olarak tanımlamalarını, Müslüman halklar, İslama ihanet olarak anlamıyor, hikmet-i hükümet olarak anlıyor, yorumluyor. Günümüz İslam toplumlarını, seküler kesimlerin Türkiyede ısrarla iddia ettikleri üzere, İslamcılık değil, milliyetçi-devletçi, tek sesli, tek düşünceli dindarlık belirliyor. Bu ülkelerde, İslam, yerli-milli meşruiyetin, yeni sultanlık rejimlerinin pragmatik bir aracı olarak kullanılıyor. Bu noktada, bütün tek adam rejimlerinin, yeni sultanlıkların siyasal ilkelliklerle ilgili olduğunu da kaydetmek gerekiyor. 

Hangi ülkede olursa olsun, içerisinde yaşadığımız toplumda somut olarak izlenebileceği üzere, anti emperyalist bir bilinç/duyarlılık/öfke/hesaplaşma/eleştiri/muhalefet içermeyen, düşünce-kültür-edebiyat-ilahiyat-eğitim hayatının akademik hayatın, entelektüel içeriğinin bütünüyle bir kıylükal'den, boş sözden ibaret olduğunu bilmek hayati önemi olan bir konudur. Otoriter popülizmler, kutuplaştırıcı faşizan popülizmler, ölümcül bencilliklerle, ölümcül önyargılarla tanımlanması mümkün olmayan, yeni gerçeklikler, yeni politik rejimler oluşturuyor. Tanımlanması mümkün olmayan politik rejimler, kendilerine yönelik eleştirilerden-muhalefetten kurtulabilmek için, eleştirmenleri-muhalifleri hapishanelere kapatma yolunu seçiyor. Müslüman halkların/kültürlerin yirmibirinci yüzyıl tarihi üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olabilmeleri için, madunların dayanışmasını gerçeğe dönüştürmeleri gerekiyor. Yeni bir İslam medeniyeti, tek sesli, tek düşünceli, tek etnikçi, tek mezhepçi, resmi yorumları aşarak, anlam/bilgi/bilgelik/digerkamlık/dayanışma bütünlüklerini yeniden inşa etmek suretiyle tarihe-insanlığa kazandırılabilir. Özgürlüğe giden yollar, emperyalizmlerle yüzleşmek, hesaplaşmak, mücadele etmekle olduğu kadar, karşı karşıya bulunduğumuz ölümcül bağnazlıklarla, ölümcül önyargılarla da yüzleşmeyi, hesaplaşmayı gerektirir. 

İslam dünyası ülkelerinde, Türklük-Sünnilik, Araplık-Sünnilik, Farslılık-Şiilik temelinde şekillenen homojenleştirme dayatmaları/politikaları, toplumlarımızı, evrensel İslami bilinç ve dayanışmaya yabancılaştırırken, toplumlarımızda, toplumlarımızın asli unsuru olan azınlık topluluklara, azınlık mezheplere yönelik iç sömürgeciliği de normalleştiriyor, meşrulaştırmaya çalışıyor. Siyasal kutuplaşmalar, rekabetler, üstünlükçülükler, insanları-toplumları-kültürleri birbirinden uzaklaştırıyor. İçerisinde yaşadığımız toplumda geçmişte bir dönem toplumu seküler faşizm şekillendirirken, bu dönemde de muhafazakar bir faşizm şekillendiriyor. Bu nedenledir ki, toplumlarımızda, hiçbir şekilde yapısal bir değişim gerçekleştirilemiyor. Hamaset ve popülizmi içselleştiren, yoğunlaştıran, resmileştiren toplumlar, bu tercihleriyle yalanları da içselleştiriyor. Topyekün yoksulluklarla, ahlaki/kültürel/entelektüel/akademik/dini/felsefi /ruhi/ekonomik/estetik vb, gibi, çok derin yoksulluklarla karşı karşıya bulunan toplumlarda, bütün bu derin yoksulluklarla acilen yüzleşmek yerine, bütün bu sorunların susturulması asla kabul edilemez. 

Propaganda, sağcı popülizm masallarıyla statükocu bir zihniyet oluşturan, bu zihniyet yoluyla toplumu sömürme özgürlüğü kazanan, hiçbir zaman öğrenmeyen, yalnızca taklit eden, itaat eden toplumlarda, içerisinde yaşadığımız toplumda da somut olarak görülebileceği üzere, varoluş sal/temel/tarihsel sorunlar etrafında birlikte düşünmek mümkün olmuyor. Türkiyede bir dönem seküler kesimlerin özgürlüğü, muhafazakar/dindar kesimlerin özgürlüksüzlüğü anlamına geliyordu, şimdi ise, muhafazakar/dindar kesimlerin özgürlüğü, seküler kesimlerin özgürlüksüzlüğü anlamına geliyor. Bir dönem, seküler kesimler, toplumun bütün temel değerlerini kendi tapulu mülkleri sayarlarken, içerisinde bulunduğumuz dönemde de, muhafazakar/dindar kesimler bütün temel değerlerin kendi mülkleri olduğunu iddia ediyor. 

Adil bir toplum, ahlaki bir toplum, bütün toplumsal kesimlerin, potansiyellerini gerçekleştirdikleri, toplumun bir kesiminin değil, tüm kesimlerin ortak iyiliğinin amaçlandığı, ortak iyilikler için birlikte çaba harcandığı bir toplumdur. Günümüz dünyasında, hem yerel bağlamda, hem de küresel bağlamda hukukun üstünlüğü değil, gücün üstünlüğü belirleyici hale geliyor. Ahlaksızlık ve sapıklık küreselleşiyor. Ölümcül kayıtsızlıklar, sorumsuzluklar toplumsallaşıyor. Teknoloji tarihin öznesi haline gelmiş bulunuyor. Bir yanda ahlaki çaresizlikler derinleşirken, bir diğer yanda da, ahlakçılık yapan sahtekarlıklar da çoğalıyor. Ölümcül teknok rasiler, korsanlıklar, uluslararası hukuku soyut bir kavrama dönüştürüyor. Sözde-sahte Müslümanlık iddiasında bulunan yerel tiranlar, yeni Amerikan sömürgeciliğinin, yeni haçlı seferlerinin yanında, yeni haçlılarla birlikte siyaset yaparak İslama ihaneti sıradanlaştırıyor, normalleştiriyor. 

Varoluşsal meseleler, büyük insanlık meseleleri üzerinde yoğunlaşan adanmış Müslüman kadrolar, ahlaki/insani bir dünyayı tasavvur/tahayyül edilebilir hale getirebilirler. Bütün bunların mümkün olabilmesi için, bu kadroların, her şeyden önce, modern/ seküler/ırkçı/sömürgeci bütün beyin yıkama politikalarını etkisiz hale getirebilecek, entelektüel/evrensel bir özgürlük mücadelesini başlatabilmeleri gerekir. 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.