Muaviye'nin Hasletleri ve Kritiği
İktidar mücadelesinde Hz. Ali’yi haklı bulmakla beraber, Muaviye’nin eleştiri konusu yapılmaması, bunu teyiden her seferinde isminin başına Hz. (Hazret) ekinin konulması gerektiğini savunanların Muaviye’nin “olumlu hasletleri” babında öne sürdükleri 10 argümandan bahsetmek mümkün. Bunları şöyle sıralayabiliriz: 1. Muaviye’nin sahabe olması, 2. Vahiy kâtibi olması, 3. Efendimiz’den hadis rivayet etmiş olması, 4. Hakkında övücü hadislerin bulunması, 5. Kardeşi Ümmü Habibe dolayısıyla Hz. Peygamber’in kayınbiraderi olması, 6. Hz. Ali ile giriştiği kanlı savaşta isyanını “içtihat farkı”na dayandırması, 7. Hz. Hasan’dan hilafeti sulh ile devralmış olması, 8. Oğlu Yezid’e kadar ümmeti iyi yönetmesi, 9. Fütuhatı ve 10. Elbette devlet adamlığı.
Bu hasletleri tek tek ele alıp kritik etmeye çalışalım:
1. Sahabe olması: Bundan önceki yazılarda Muaviye’nin sahabe oluşunun kuşkulu olduğuna değinmiştim. Buna mesnet teşkil eden iki sebebi hatırlayalım:
a) Hz. Ali’nin şehadeti ve isimlendirmesi ile, Muaviye Mekke’nin fethinde “Tuleka” grubu içinde mütalaa edilmişti, yani henüz Müslüman olmayıp fetih günü serbest bırakılanlar. Tulekaya, güvenilmez addedildikleri için kamusal görev verilmiyordu.
b) Beytülmal’dan kalpleri İslamiyet’e ısındırılsın diye Muaviye ve babası Ebu Süfyan’a Müellefe-i kulüb fonundan pay verilmiş olması. Bu da Muaviye’nin en azından Hz. Peygamber’in irtihaline kadar “mü’min müslüman” olmadığı anlamına gelir. Kalpleri ısındırılacak (telif edilecek) kişi, kalben imanı tasdik etmemiş kabul edildiğinden henüz İslamiyet’i kabullenmiş, içselleştirmiş kişi sayılmaz.
2. Vahiy kâtibi olması: Vahiy kâtibi olması da aynı sebeple mümkün değildir. Mamafih, eldeki somut veriler bu ise de bu yazı dizisinde hedeflediğim maksat açısından ben Muaviye’yi “sahabe ve vahiy kâtibi” kabul edebilirim. Sahabe veya vahiy kâtibi oluşu, onun bir sonraki yazıda sıralayacağım “amel defteri”ndeki fiillerini cürüm olmaktan çıkarmaz, dolayısıyla hakkında bizim adil bir hüküm vermemize engel teşkil etmez.
3. Efendimiz’den hadis rivayet etmiş olması: Muaviye’nin Hz. Peygamber (s.a.)’den hadis rivayet etmiş olması neredeyse imkansıza yakın bir nakil. Mecmualarda yer alıp Muaviye’ye nispet edilen hadisler senet ve metin kritiği açısından incelendiğinde bunların uydurma (mevzu) olduğu anlaşılıyor. Farz-ı muhal Muaviye hakikaten hadis rivayet etmişse bile, amel defterindeki hususlar dolayısıyla hadisleri cerh edilir; usulüne uygun sahih veya alt derecede hadis ravisi olmak öyle basit, ucuz bir şey değil. Ne zaman imanı kalb ile tasdik etmiş, yani “mü’min müslüman” olduğunu tam olarak tespit edemediğimiz bir zatın hadis rivayet etmesi gariptir, doğru rivayeti varsa bile, bu “hadis” değil, tarihi malumat kabilinden antropolojik bir değere sahiptir.
Diğer açıdan sadece lehinde değil, aleyhinde rivayet edilen hadislerin tamamı da uydurmadır. Hz. Peygamber (s.a.), bu kadar birbirine zıt iki söz sarfetmiş olamaz. Bariz iki örnek:
a) Sözüm ona Hz. Ali şöyle hadis rivayet etmiştir: “Ebu Hureyre, Hz. Peygamber’den naklediyor: “Allah katında eminler/güvenli kişiler üçtür: Ben, Cebrail ve Muaviye ” (Zehebi, Siyeru a’malu’n nübela. Beyrut 1988. III, 129). Bu arada Sıffin savaşından önce iki taraf arasında günlerce süren görüşmeler devam ederken Ebu Hureye’nin insanı gülümseten bir hali anlatılır: “Ebu Hureyre namaz vakti Ali tarafına geçer onlarla namaz kılar, yemek vakti Muaviye tarafına geçer orada yemek yermiş. Neden böyle yaptığını sorduklarında Muaviye sofrasının daha yağlı olduğunu söyler.
b) Muaviye aleyhindeki hadis: “Allah’ın Resulü buyurdu ki, Muaviye cehennemde kilitli bir tabut içindedir” (Belazuri, Ensabu’l Eşraf, Mısır, IV, 128. Nkl. İrfan Aycan, Age., s. 51 ve 57).
4. Hakkında övücü hadislerin bulunması: Keza ne zaman “Müllefe-i kulüb”ten çıktığı belli olmayan -bana göre Hz. Ömer’in hilafete gelişine kadar (m. 634) bu statüde kaldı- Muaviye’nin Hz. Peygamber tarafından Cebrail aleyhisselamı dahi işin içine katıp övülmesi, Allah’tan bir emirle vahyin ona emanet ettirilmesi artık mevzuatın ötesinde vahye hürmetsizlik olur. İnsanlar nasıl böyle şeylere inanıyor, gerçekten anlamak zor. Lehinde ve aleyhinde öyle çok hadis var ki, Hz. Peygamber’in bir şahıs hakkında bu kadar çelişkili ve bol sayıda söz sarfetmiş olması düşünülemez, Hz. Peygamber’e nakısa teşkil eder.
5. Kardeşi Ümmü Habibe dolayısıyla Hz. Peygamber’in kayınbiraderi olması: Kız kardeşi Ümmü Habibe dolayısıyla Hz. Peygamber’in kayınbiraderi -bir hocanın büyük coşku ile dediği “Peygamber’in kayınçosu” olması, onun faziletleri arasında sayılamaz. İslamiyet’le birlikte “neseb asabiyeti” yerine “sebep asabiyeti” ilkesi getirildi ki, meşru sebep ilahi mesajın anlam ve yol haritasına sadakat, takva üzere yürümek, adaletli olmak, her türden zulüm, ahlaksızlık ve kabile taassubundan ve grup tarafgirliğinden uzak durmaktır. Bir sure (Tebbet) ile hakkında elim azabın haber verildiği Ebu Leheb, Hz. Peygamber’in amcasıydı. “Ameli kendisini yavaşlatan kimseyi, nesebi hızlandırıp cennete götüremez” (Ebu Davud, İlim, 1). Bu açıdan ameli münker olan kişinin soyu, ırkı, kavmi, partisi, cemaati, statüsü, serveti, sülalesi veya silsilesinin bir kıymet-i harbiyesi yoktur.
6. Hz. Ali ile giriştiği kanlı savaşta isyanını “içtihat farkı”na dayandırması: Hz. Ali ile giriştiği kanlı savaşta isyanını “içtihat farkı”na dayandırması, Muaviye’yi savunanların veya bu işi büyütmeyelim, tarihe bırakalım diyen iyi veya kötü niyetli kimselerin sığındıkları bir gerekçedir. Bana göre Tarihsel İslam ve Reel İslam’da yaşadığımız derin sosyo-politik zaaf ve ahlaki krizin kaynaklarından biri budur. Bu önemli konu üzerinde son yazıda durmaya çalışacağım.
7. Hz. Hasan’dan hilafeti sulh ile devralmış olması: Muaviye’nin halifeliği Hz. Hasan’dan sulh ile devralmış olduğu konusu tartışmalıdır. İlki, hilafet seçimle belirlenen bir makamdır, Hz. Hasan, hilafetin nassla Ehl-i beyt’e tahsis edildiğine kani olsaydı, babasının şehadetinden sonra bu hakkı Hz. Hüseyin gibi ölümüne savunması icab ederdi ve savunurdu. Ancak Hz. Hasan, hilafetin Muaviye ve Beni Ümeyye’nin eline geçmesi halinde sistemin temel bir inhirafa uğrayacağı mülahazasıyla sahaya çıkmışsa, reel politik sebeplerle hilafetten sarfı nazar etmiş olması mümkündür, tercihi azimet değilse de ruhsattır. Bu tercih onun korkaklığı veya dünyevi hayata olan düşkünlüğüyle izah edilemez.
Benim şahsi kanaatim Hz. Hasan gerek babası gerekse kardeşi gibi nassla sabit bir hilafeti savunmamış, ancak kendisinin ve babasının Şia’sının bu makama daha ehil, ümmetin yararına daha liyakata sahip olduğunu düşünmüştür. Hz. Hasan, kardeşi Hz. Hüseyin’in itirazına rağmen, yaptığı reel politik değerlendirmeye göre, giderek askeri yönden güçlenen Muaviye’ye karşı galip gelemeyeceğini, çok kan döküleceğini hesaba katmış, Muaviye ile bir anlaşma yapmanın maslahata daha uygun olduğuna karar vermiştir. Muaviye ile yaptığı anlaşmada dört madde var ki, bu fikri doğrulamaktadır: Anlaşma şartları arasında:
- Kendisinden sonra Muaviye oğlu Yezid’i veliaht tayin etmeyecek,
- Babası Hz. Ali’ye hutbelerde lanet ettirmeyecek,
- Muaviye, kendisine “Emirülmü’minin (Mü’minlerin emiri)” detirmeyecek,
- Şiatu Ali’ye (Ali taraftarlarına ve sevenlerine) dokunmayacak.
Muaviye bunların hiçbirine uymamış. Bir ihtimal anlaşmaya uymuyor diye Hz. Hasan’ın kıyama kalkışmasının önüne geçerek, karısı Ca’de bintü’l Eş’as el Kays el Kindi aracılığıyla onu zehirletip öldürmüştür. (Bkz. Ahmet Yaşar Ocak, Farklı bir İslam tarihi, İletişim Yayınları, 2025, İstanbul, s. 212-214.) Hz. Hasan’ı zehirleyen Ca’de sonraları Yezid’le evlendirilerek ödüllendirilmiştir. Eğer Hz. Hasan, Muaviye’nin marifetiyle zehirletildiyse, bu cinayetin hukuken azmettiricisidir.
8. Oğlu Yezid’e kadar ümmeti iyi yönetmesi: Oğlu Yezid’e kadar ümmeti iyi yönettiği iddiası Muaviye’nin lehine zikredilir. Lakin bu iddia kritik edilmeyi gerektirir, sonraki yazıda ele alacağım “amel defteri”ne yakından baktığımızda bunun ne derece makbul olup olmadığını göreceğiz.
9. Fütuhatı: Gerçekten Muaviye zamanında başlayan fütuhat, Emevi devletini Kuzey Afrika’dan Çin sınırına kadar genişletmiştir. Geçen 300 yıllık İngiliz ve bugünkü Amerikan imparatorlukları hariç, tarihin en büyük ve geniş kıtalara yayılan imparatorluğu Emevi imparatorluğu olmuş, fetihlere Muaviye büyük bir hız ve genişlik kazandırmıştır. Ancak fetihler her zaman İslami hüküm ve ideallere göre yapılmış değildir. Savunma amaçlı olanlar hariç, bana göre Hz. Ömer’den sonraki fetihlerin büyük çoğunluğu Şer’an şüphelidir, dünyevi hakimiyet, nüfuz ve ganimet amaçlıdır. Nitekim Ömer bin Abdulaziz’in halife olur olmaz, Bizans kuşatmasını kaldırması, Azerbaycan ve Ermenistan’a giden orduları geri çağırması bunun delilidir.
10. Devlet adamlığı: Tarihsel ve Reel İslam’ın siyasette karşılaştığı en büyük handikap devlet ve iktidara ilişkin Kur’an, Sünnet ve halifelerin geliştirdiği model ile Muaviye’den itibaren Müslüman dünyaya musallat olan monarşi, krallık veya en azından otokrat yönetimlerin hala etkilerini devam ettirmekte olmaları hususudur. Bu konuyu teşrih masasına yatırıp meşru referanslara ve günümüzün sosyo-politik ihtiyaç ve zaruretlerine göre kritik etmedikçe doğru bir çıkış yolu bulamayız. Büyük devlet, güçlü devlet li-aynihi meşru devlet veya İlahi murada uygun ideal değildir. Tarihsel İslam’da meşru olmayan modelin ilk tesis edicisi Muaviye olmuştur.
Önümüzdeki yazıda Muaviye’nin “amel defteri”ni ele almaya çalışacağım, inşallah.
Notlar
Ebu Abdullah rumuzuyla not yazan bir okurumuz: “Sayın bulaç yıllarca İslami camiada Akil olarak bulundunuz Allah rızası için Söyleyin şimdi bu ortamda Muaviye meselesini gündeme getirmek ne kadar fayda verir Ümmeti Muhammed’e” diye sormuş. Bu yerinde bir sualdir, daha önce de Abdullah Yıldız bey, -belki daha kibar bir üslup kullansaydı iyi olurdu- yazdıklarımı “gereksiz” bulmuştu. İnşaallah, bundan sonraki bir iki yazıda neden bu konuyu ele aldığımı açıklamaya çalışacağım, açıklama talep etmek okurların hakkıdır. Tam İran-Hizbullah/Ensarullah ve Hamas ile Amerika-İsrail arasında şiddetli savaş sürerken bu konuyu ele almamın bir sebebi var. Bu arada referans verdiğim bilgilerde maddi bilgi hatası varsa, delilleri yanlış göstermiş veya haksız ithamlarda bulunmuşsam okurlarım bunu da yazarlarsa memnun olurum.


