Mesih ve Mehdi: Sonuç
Teşrih masasına yatırdığımız İsa’nın nüzulü ve Mehdi’nin zuhuru konusunda şu sonuca varıyoruz:
1. Haberler kritik edilmeli aksi halde bu metinler imani/itikadi mesele kabul edilip, haberleri reddedenler tekfir edilir, tekfir edilen öldürülür, malına el konur.
2. Haberler, aslında üç din müntesiplerinin aralarındaki rekabet ve birinin diğerlerini hakimiyeti altına almasını ima etmektedir.
a) Yahudilerin Mesih’i Hıristiyan ve Müslümanların İsa ve Mehdisini;
b) Hıristiyanların Mesih’i Yahudi ve Müslümanların;
c) Müslümanların Mesihi ve Mehdisi, Yahudi ve Hıristiyanların Mesih’ini iptal etmektedir.
3. “İnanç (itikat)” ve “iman” ayrı şeylerdir. İman, sahih dini bilginin düzenlediği inançtır. İsa’nın nüzulü komsundaki ayetler müteşabihtir, kesin delalet ihtiva etmez; İsa ve Mehdi konusundaki rivayetler ise tümüyle haber-i ahadtır, imana mesnet teşkil etmez.
4. Siyonist Yahudiler, Kral Mesih’in gelişini beklemeden geldiğinde Kral Mesih’in yapacağı şeyleri İsrail devleti olarak gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Hıristiyan Siyonistler “tanrıyı kıyamete zorlamak” üzere Yahudi Siyonistlere yatırımla her türlü yardımı yapıyorlar.
5. Peki Müslümanlar ne yapıyor?
a) Şiiler, hiç değilse Velayet-i fakihle beklemeyi bir kenara bırakıp Peygamber’in modelini “hemen ve şimdi” tatbik etme mücadelesine girişmişler; bu yolda içerde fısk-u fücura, zulüm, adaletsizlik ve fesada; dışarıda ezilen dünya halkları için ümit teşkil eden küresel emperyalizme ve Siyonizm’e karşı savaşıyorlar.
b) Asırlardır Sünni Müslümanlar atalet, tembellik, zamanın konforunu tüketip Mesih ve Mehdi bekleyip duruyorlar. İktidar seçkini müstekbirler günlerini gün ediyor, müstaz’aflar ise onları bu zulümlerden kurtaracak Mesih ve Mehdi’yi bekliyorlar.
6. İslam kelamı ve tarihin amacı bakımından İsa’nın nüzulü ve Mehdi’nin zuhuru ilahi murada ve tarihin insan tarafından yapılması hikmetiyle mutabık görünmemektedir. Zira eğer, yüce Allah, insanların kurtuluşunu bu türden olağanüstü şahsiyetlerin harikulade müdahalelerine bırakacak olsaydı, on binlerce sene, bu imkândan mahrum kalan insanların çektiği acı ve zulümlerin manası nedir?
7. Adem’den son Peygamber’e Nebi ve Resullerin başaramadığı bir işi İsa ve Mehdi’nin başaracağı pek makul görünmüyor. Yüce Allah, insanın, Nebi ve Resullerin yolunu takip ederek mücadele etmesini, zulüm ve haksızlıklara, sömürü ve cürümlere karşı cihat etmesini emreder. İnsan, ye kendini kurtarır veya zulüm ve inkâra, sömürü ve fücura boyun eğer.
Benim ilgilendiğim mesele, bu inancın din müntesipleri arasında başka türden çatışmalara yol açması yanında, imani bir mesele olarak vaz’edildiğinde bu inancı paylaşmayanların kelami ve fıkhi durumlarının ne olacağı konusudur. Çünkü İslam Birliği’nin önündeki engellerden biri budur.
Sorumuz şu: Bu inancı reddedenler kafir mi olur? Malları müsadere mi edilir? Namusları helal mi olur? Çünkü geleneksel literatürde imani olanın reddi küfürse, bu imana sahip olmayanlar bittabi kafir olur.
Mehdi meselesi tarih boyunca sürmekte olan Sünni Şii ayrılığı ve çatışmasının kullanılan gerekçelerinden biridir; buna bir çare bulmamız lazım. Bu konuya Üstad Said Nursi ve İmam Humeyni eğilmiş, kaynaklarda yer alan haber ve rivayetleri toptan reddetmek yerine başka bir açıdan te’viller yaparak yeni bir bakış açısı getirmişlerdir. Anladığım kadarıyla her ikisinin amacı Mehdi inancını Müslüman dünyanın ataletine, pasifliğine, ahlaki ve sosyo politik zaaflarına sebep olmaktan çıkarıp, tam aksine yeni bir enerji, yeni bir ümit ve motivasyon aracı kullanmaktır. Konunun bu yanı kendisinden önemlidir.
Şiiler Mehdi inancını büyük ölçüde Velayet-i fakihle ta’dil ve ıslah etti, yakın tarihin gerçek manada bir devrimin ve bölgesel-küresel zorba, sömürü ve tahakküme karşı İslami direnişin kelami ve fıkhi gerekçesi, vecibesi olarak tanımladı ve başarıyla uyguladı.
Peki, bu Ehl-i Sünnet ve’l cemaat ne yapıyor:
1. İnsan üstü, ilahi bir varlığın gelip kendilerini kurtarmasını bekliyor.
2. Bunun için kurtarıcı gelinceye kadar;
a) Mütrefleri ve mele’ zümreleri zulüm ve sömürü yapar, konformizmi zevkle tüketirken,
b) Müstaz’afları “Bizi kurtaracak kimse yok mu?” (4/Nisa, 75) diye müstekbirlerinin zulüm ve sömürüsünden kurtulmak için dua edip yalvarmaktan başka bir şey yapmıyor. Oysa yüce Allah, yeryüzü firavunlara karşı onlara “Biz sizi iktidar ve güç sahibi liderler kılmak istiyoruz” (28/Kasas, 4-5) diye sesleniyor.
Kurtarıcı inancı İslam kelamına muğayirdir: Kurtarıcı gelecek ve herkesi zorla yola getirecek, öyle şey olmaz (2/Bakara, 256) ve bu sayede yeryüzünün tamamı hidayet bulacak, öyle şey de olmaz; çünkü kendisinden zihni zayıfların kurtarıcı beklediği yüce Allah, “İnsanların çoğunun iman etmeyeceğini, bilmeyeceklerini ve şükretmeyeceklerini” buyurmaktadır.
Sünni-Şii, yine de kim neye inanıyorsa inansın, “Elbette son hükmü Allah (ahirette) verecektir”, hiç değilse bu itikada, sahih dini bilgiyle düzenlenmemiş inanca sahip olanlar, bu inancı paylaşmayanları tekfir etmesinler ve bu inancı İslam Birliği’ni/Vahdetine karşı bir fitne aracı/silahı olarak kullanmasınlar.
Vallah a’lem bi-muradihi!


