1. YAZARLAR

  2. Vahdettin İnce

  3. Gülüyoruz ağlanacak halimize
Vahdettin İnce

Vahdettin İnce

Gülüyoruz ağlanacak halimize

A+A-

Pazar günkü "ilkel komünal toplum" serlevhalı mizahi yazımızla ilgili olarak, özellikle Roger Garaudy'den yaptığı çevirilerle tanınan meslektaşım, değerli büyüğüm Cemal Aydın ağabeyin bir Whatsapp grubunda bendenizi Aziz Nesin'e benzeten onore edici notunu görünce mahcubiyetle karışık "bende mizah yeteneği var mı ki?" diye düşünmeye başladım. Sonra bir yerlerde okuduğum Polonyalı bir yazarın Aziz Nesin'le ilgili değerlendirmesi aklıma geldi: "Türkiye'yi görmeden önce kitaplarını büyük bir hayranlıkla okuduğum Aziz Nesin'i büyük bir yetenek sanıyordum. Ancak Türkiye'yi gördükten sonra bu tür mizah yazıları yazmak için büyük bir yeteneğe sahip olmanın gerekmediğini anladım. (Galiba askeri darbenin uygulamalarını kast ederek) her şey o kadar komik ki..." Polonyalı yazar eksik söylemiş tabi. Batı medeniyetinin etkisi altına giren, özellikle bir yeni tanrısal buyruk gibi benimseyen ülkemiz başta olmak üzere dünyanın neredeyse tamamı bir mizah cennetidir aslında. Biraz düşünebilen, kafasını güncel problemlerin gürültüsünden kaldırıp bakan herkes bu akıl almaz mizahı fark eder. Sırf Tek Parti döneminde yapılanları, milletin tarihini, geleneğini, dinini, kültürünü sıfırlamaya, dolayısıyla sıfırdan bir tarih, bir gelenek, bir din, bir kültür dayatmaya, yeni baştan bir millet yaratmaya yönelik uygulamaları okuyan biri katıla katıla gülmekten kendini alamaz. Eğer vicdan sahibi biri ise, o zaman da ciğerinden kan sızar mizah yazdığı kaleminin ucuna. Bendenizin mizahı bir iç kanama sayılabilir o yüzden.

Coğrafi koşullar ve iletişim imkanlarının yetersizliği nedeniyle Kürtler ülkenin batısı kadar çabuk bu cendereye sokulup sıfırlanmadılar kuşkusuz. Biraz zaman gerekti. Ayrıca sağlam gelenekleri, samimi dindarlıkları Tek Parti rejiminin cebri uygulamalarını kolaylıkla benimsemelerine engel oluyordu. Her şeyi kuşkuyla karşılıyorlardı. Denebilir ki Tek Parti rejimi, Kürt köylüsüne aspirin verse, onu zehirmiş gibi ilk fırsatta çöpe atardı. Nitekim Medrese, Tekke gibi geleneksel İslami kurumlar zayıflayarak, örselenerek, hırpalanarak da olsa varlıklarını günümüze kadar koruyabildiler, Kürtlerin bu direnişleri sayesinde.

Ama Kürtlerin de bir zayıf noktası vardı elbette. Tek Parti rejimi, dillerini, kimliklerini, kültürlerini yasaklamıştı ve kamusal alanda görünmesini her tedbire başvurarak engelliyordu. Doğal olarak Kürtler, bundan rahatsız oldular. Bu arada Tek Parti zihniyetinin amacını gerçekleştirmesini kolaylaştıracak altın bir fırsat doğmuştu. Kürtleri nereden yakalayacaklarını fark etmişlerdi. Bütün bu doğal haklar uğruna başlatılacak bir mücadele (!), Batı medeniyetinin ve onun yerli şubesi gibi hareket eden Tek Parti zihniyetinin dirençli Kürt toplumuna sızmasını kolaylaştırabilirdi. Nitekim öyle de oldu. Daha önce zehir olabilir diye Tek Parti zihniyetinin verdiği aspirini bile reddeden Kürtler, ülkenin dağlarında ve siyaset arenalarında haklarını dillerine pelesenk eden grupların sundukları zehri hiç tereddütsüz yutmaya başladılar. Bundan otuz kırk sene önce burunlarını göstermekten utanan Kürt kızları dağlarda komün hayatını pratikleştirmeye başladılar. Şimdilerde ise artık şehirlerde, köylerde, mahallelerde yıllardır dağlarda pratiği yapılan uygulamaların toplumsallaştırılmasının zemini yoklanıyor veya toplumun tepkisi ölçülüyor. Yoksa Pazar günkü yazımızda mizahi bir dille anlattığımız bu durum, aslında büyük bir dram ve zulüm göstergesidir. Kürtler, kendi hakları için yola çıktıklarını söyleyen gruplardan gördükleri bu türden zulümleri, yüzyıllık Baas ve Tek Parti rejimlerinden dahi görmemişlerdi.

Birçokları, kendilerince haklı olarak "bir çakıl taşının bölünmesine izin vermedik" diye sevinirken (ki ben de sevinirim), benim mizahımın ardında sözünü ettiğim tablonun gittikçe belirginleşmesinden kaynaklı derin bir hüzün yatıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar