Meclis araştırmalı
Fon krizinin maliyeti 20 milyar dolar. SPK tarafından tasfiyesine karar verilen 7 portföy yönetim şirketine bağlı 131 fonun toplam büyüklüğü kabaca 17-21 milyar dolar arasında…
Merkez Bankası eski Başekonomisti Prof. Hakan Kara'ya göre, krizin etkisiyle son iki haftada borsadan 2,7 trilyon TL ile 3 trilyon TL arasında bir değer silindi.
Yani şirketler kabaca 60 milyar dolar civarında değer kaybına uğradı.
Bunlar korkunç rakamlar… Dış yatırım çekmeyen, bu yüzden yüksek faizle borçlanarak veya sıcak para çekerek kaynak teminine çalışan bir ülke için daha vahim bir tablo.
Elbette, sınırlı bir kriz… Çok şükür ki “piyasa paniği” olmadı.
Fakat derin derin düşünmemiz, hiçbir siyasi etki altında kalmadan sebeplerini teşhis edip tedbir niteliğinde reformlar yapmamız gereken ağır bir sorun karşısındayız.
ON AY NİYE BEKLENDİ?
Fon krizi kadar vahim bir sorun, göz göre göre gelmesi, erken tedbir alınmamış olmasıdır.
Bakan Mehmet Şimşek, 4 Kasım 2025’te “manipülasyonr var” diyor. Meselenin önemini de şu sözlerle ifade ediyor:
“Eğer manipülasyonla güçlü mücadele edemezsek bu alana olan güven zayıf kalır. Onun için bu bizim olmazsa olmazımızdır…”
Şimşek manipülasyonla mücadele dozunun artacağını da söylemişti.
Fakat on ay boyunca “manipülasyonla mücadele”de kayda değer bir şey yapılmadı.
Başkanlık sisteminde “hızlı karar alınacağı” söylenmişti. Bazı alanlar var ki keşke o kadar hızlı karar alınmasa, araştırarak, danışarak karar alınsaydı. Faiz gibi, “acele kamulaştırma”lar gibi, bağımsız olması gereken kurumlara siyasi atamalar gibi…
CB sistemi son derece merkezî, hiyerarşik ve denetimi zayıf öyle hantal bir yapı ortaya çıkardı ki… Borsadan duman çıktığı görülüyor, kurumlar on ay harekete geçmiyor. Vurgunlar da son beş ayda becerilmiş.
İstanbul Başsavcılığı, manipülatif kazanç vurgunu yapanlar hakkında aktif ve ciddi soruşturmalar yapıyor, bu takdir ve teşvik edilmelidir fakat yetmez…
KURUMLAR SORUNU
Bakan Şimşek’in konuşmasına rağmen SPK, BİST ve BDDK neden harekete geçmedi?
Ali Babacan’ın şu sözlerini siyasi polemik saymayın, gerçeğin ifadesi:
“Mehmet Bey’in sistem içindeki durumu çok zayıf. Bu işlere müdahale edecek gücü kuvveti yok, öyle bir imkânı yok.”
Bu sütunda defalarca yazdım; Şimşek’in yetkisi “para politikası” alanıyla sınırlıdır. Nitekim 2018’e kadarki bakanlığı sırasında ifade ettiği reformların şimdi telaffuzunu bile yapmıyor.
Kurumların harekete geçmemesinin bundan başka başka sebepleri varsa bunu
yargı araştırmalı.
Ortaya çıkan büyük vurgunların aynı sosyal ve siyasi çevreden olması yozlaşma olarak sosyolojik bir çürümenin dışa vurumudur. Fakat aynı çevredeki bu insanlar arasında “içeriden bilgi” mekanizmasının olup olmaması, yargının yetkisine giren bir sorundur, ceza hukukuyla ilgilidir.
Fatma Betül Sayan, “içeriden haber” almadan mı birkaç gün önce elindekileri paraya çevirdi?
Kurumların hareketsizliği ile bu tür ilişkiler ve aidiyetler gösteriyor ki, sorun, “fon krizi”nden ibaret değildir.
Yargının yanında başka araştırmalar da gerektiği açık.
GÜVEN SORUNU
Türkiye’nin yatırım alamamasındaki en önemli sebep “hukuk güvenliği” alanındaki ağır sorunlardır. Fon krizi yüzünden şimdi de Türkiye’nin “gelişen piyasa” statüsünden “sınır piyasası” statüsüne düşmesi riski belirdi.
Suçluları mutlaka cezalandırmak, paraları vurgunculardan mutlaka son kuruşuna kadar almak, mağdurlara vermek… Bunlar şart ama yetmez.
Siyaset şüphesi düşmeyecek, içte dışta kesin güven yaratacak bir araştırma ve ona dayalı kurumsal reformlar artık olmazsa olmazdır.
Bunun için Meclis devreye girmeli. Meclis Araştırması açılmalıdır. Partilerden iktisatçı ve hukukların yer alacağı, borsa, fon, kurumlar konusunda içte ve dışta dürüstlüğüne ve liyakatine güvenilen uzmanlar görevlendirilmeli.
Çünkü, iktidarın atadığı isimlerin yerine yenilerini ataması, yeterli güveni yaratmaz.
Manipülasyon vurgunu yapanlar arasında kimler var, bunu tam bilmiyoruz. Bakan yardımcısı, yüksek bürokrat gibi ilişkilere dair ortada isimler, şüpheler dolaşıyor.
Her sorunun altında hep aynı ana sorun çıkıyor: Güven, güven verebilmek!


