1. YAZARLAR

  2. Vahap Coşkun

  3. Mağlup sayılır bu yolda galip
Vahap Coşkun

Vahap Coşkun

Mağlup sayılır bu yolda galip

A+A-

Seçim ile gelinebilecek bir makam kazanmanın iki yolu vardır.

İlk yol, muteber olandır. Bir fikriniz, bir planınız, bir projeniz olur. Bir iddia ortaya koyarsınız. Sonra çalışmaya başlarsınız. İnsanları o fikre, plana, projeye ikna etmek için dur durak bilmeden çabalarsınız. Memlekete talipseniz bütün ülkeyi karışlarsınız. Bir şehre talipseniz, köy köy, mahalle mahalle, ev ev adımlarsınız. Her haneye girer, onlarla hemhal olur, yaralarına merhem olacağınıza, taleplerine cevap üreteceğinize onları inandırmaya gayret gösterirsiniz.

Siyaset meşakkatli bir iştir. Namzedi olduğunuz vazifenin anahtarı seçmendedir. Meşru bir biçimde seçmenin gönlünü almak, güvenini kazanmak ve oyunu almak ise yoğun bir çaba gerektirir. Gecenizi gündüzünüze katmanız, kendinizden ve ailenizden fedakârlık etmeniz, sağa sola koşturmanız gerekir. Sizden hazzetmeyenler ya da mensubu olduğunuz partinin adını duyduğunda yolunu değiştirenler dâhil herkesle bir araya gelmeniz iktiza eder. Onlarla bazen muhabbet, bazen müzakere, bazen de münakaşa edersiniz.

Afişler dağıtır, mitingler yapar, toplantılar düzenlersiniz. Herkesin derdi farklı; kadınlar, gençler, yaşlılar, çalışanlar, işsizler hepsi sizden evvela kendi dertlerine derman olmanızı ister. O yüzden farklı reçeteler üretmek ihtiyacı duyarsınız. Kimi vakit siz onlarla değişirsiniz, kimi vakit de onların kanaatlerini değiştirmek için emek sarf edersiniz. Tartışma programlarına katılır, sosyaliydi gelenekseliydi bütün medya mecralarında boy göstermek mecburiyetinde kalırsınız. Bütün ışıldaklar üzerinize tutulur, hayatınız didik didik edilir.

Nihayetinde karar günü gelir, sandıklar açılır, takke düşer kel görünür. Seçmen size teveccüh etmiş ya da etmemiştir. Ya faaliyetleriniz bir karşılık bulmamış, kaybetmişsinizdir. Ya da eylem ve söylemlerinizle bir itimat telkin etmiş, rakiplerinizi geride bırakmış ve kazanmışsınızdır. Doğru bir rotayı takip ederek elde ettiğiniz bu başarı meşrudur; uğruna mücadele ettiğiniz o makama oturmanız da haktır.
İkinci yol ise, ilkinin aksine, saygın olmayandır. Evet, sonunda bir makam elde eder, bir şahıs ya da parti adına bir kazanca ulaşılır ama kimse bu kazanca saygı duymaz. Bir takdir vesilesi sayılmaz, tresine bir utanç vesilesine dönüşür. Çünkü katakulli içerir, gayrimeşru yöntemlere dayanır.

Mesela, iktidarsınız; hukuk mekanizmasını bütünüyle zapturapt altına alırsınız. Kâğıt üstünde hukukun toplumsal düzeni sağlamak için var olduğunu, olması gerektiğini savunursunuz, hatta buna dair nutuk da irat eresiniz. Ancak gerçekte siz hukuku, seçimde kaybettiğiniz belediyelere el koymak için kullanırsınız.

Misal, sizin için büyük bir sembolik değere de sahip olan bir ilçeye gözünüzü dikersiniz. Önce belediye başkanını tutuklarsınız. Sıra belediye başkan vekili seçilmeye gelir. Tam da seçim gününe yaklaşırken belediye meclis üyelerinin bazılarını gözaltına alır, bazılarını tutuklarsınız. Böylece belediye meclisindeki dengeleri kendi lehinize çevirir ve hukuki ayak oyunlarıyla halkın size emanet etmediği bir belediyenin yönetimini ele geçirmiş olursunuz.
Örneğin, kimi muhalif belediye başkanını zora sokacak bazı bulgulara ulaşırsınız. Normalde bunları adli makamlarla iletmeniz ve hukuki süreci başlatmanız icap eder. Lakin siz yüce gönüllüsünüz; onlara bir tercihte bulunma şansı (!) verirsiniz. Ya sizin partinize geçeceklerdir, ya da malum kaderlerine razı olacaklardır. En keskin karşıtların dahi bir gecede hidayete erip muhalefet safından iktidar saflarına geçmelerini, onunla da kalmayıp en ateşli iktidar yandaşlarından bile daha tutkulu iktidar sevdalılarına dönüşmelerini sağlayan son derece tesirli bir metottur bu.

“Annem beni reddeder, eşim beni boşar”

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, AK Parti’ye geçti. İzmir’de büyükşehir belediye başkanlığı seçimini bugüne kadar hiç kazanmamıştı AK Parti; bu transfer le ilk defa İzmir’de yerelde iktidar oldu. AK Parti’nin, Tugay’ın partilerine katılmasını duyurmak için yayınladığı sosyal medya reklamı da bir tuhaf. Zira o reklamda İzmir bir çöp dağı olarak tasvir ediliyor ama belediye başkanı olması hasebiyle o çöp dağının mimarı olarak görülmesi gereken Tugay’ın geçişi bir müjde olarak sunuluyor. Paçadan akan bir tutarsızlık!

Siyaseti bilenleri ve hatta siyasete göz ucuyla bakanları bir yana bırakın, bir çocuk bile Tugay’ın AK Parti rozeti takmasının politikada rastlanan türden bir parti değiştirme vakası olduğuna inanmaz. Aklı başında olup da bu hikâyeye kanacak tek bir insan bulunamaz. Çünkü karşımızda öyle böyle değil, daha dün denilebilecek kadar yakın bir geçmişte AK Parti karşıtlığını en üst perdeden dillendiren bir figür var.

“AK Parti’ye geçersem annem beni evlatlıktan reddeder, eşim beni boşar” diyen bir figür.

“AK Parti’ye milyonda bir bile geçme ihtimalim yok” diyen bir figür.

Kendisi gibi CHP’den belediye başkanı seçilen Özlem Çerçioğlu AK Parti’ye geçtiğinde “Hiç etik bulmuyorum. Bunu doğal ve normal bir şey olarak göremeyiz. Her şeyden önce CHP adına aday olmuş, o şekilde seçilmiş ve dolayısıyla CHP’ye gönül vermiş insanların oylarıyla seçilmiş birisinin, yine onların onayı olmadan parti değiştirmesi kabul edilemez. Bunu defalarca söyledim; bu hiçbir anlamda etik olmaz” diyen bir figür.
Bu sözlerin sahibinin, eğer başına bir taş düşmemişse, bir anda aydınlanıp AK Parti’nin -hem de fon rezaletinin yaşandığı bir dönemde- “Kimsesizlerin kimsesi” olduğunu keşfetmesi, yine onun sözleriyle belirtmek gerekirse “doğal ve normal bir şey olarak görülmez.”

İzmir’e kendi tabelalarını asmak AK Parti’ye kurumsal bir galibiyet olarak okunabilir. Ancak bundan bir galibiyet çıkmaz. Bunu da en iyi sağduyusunu yitirmemiş AK Partililer bilir. Böyle galibiyetler, aslında gelecekteki mağlubiyetlerin habercisidir. Tugay’a başka bir güzergâh çizebilirsiniz ama bu yöntemlerle seçmenin rızasını alamaz, onun oyunu değiştiremezsiniz.

Tabiatıyla muhalefet, özellikle Yeni Parti, ortaya çıkan bu tabloya tepkili. Haklılar. Evet, iktidarın helal ile ilişkisi azalıyor, harama meyli artıyor. Doğru. Ancak bu, muhalefetin günahsız olduğu anlamına gelmiyor. Her şeyden evvel sorulması gereken bir soru var: Nasıl oldu da böyle rahatlıkla rozet değiştiren kişileri belediye başkanı olarak seçtiniz?

“Sütte leke var, onda yok” gibi albenili cümleler kurmak, sloganlar atmak maharet değil; maharet, gerçekten kefil olunabilecek doğru insanları seçmekte. 2024’ten bu yana çok sayıda belediye başkanının parti değiştirmesi, muhalefetin aktör kalitesi hakkında şapkayı önüne koymayı gerektirmiyor mu? Seçmeni yüz üstü bırakanları tercih eden parti yönetiminin hiç mi suçu yok?

Artık iğne kurtarmaz, muhalefetin dönüp sorumluluğu alması ve çuvaldızı kendisine batırması lazım. Yoksa şeytan taşlar gibi Köksal’ı, Çerçioğlu’nu, Tugay’ı ya da bir başka ismi taşlamak muhalefete çare olmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar