Linç kültürü değil linç sektörü
Ergün Arslan, Diyarbakır’da kendi halinde yaşayan bir evlat, bir eş… evli olan Arslan hayvansever biri ve sokak hayvanları ile ilgileniyor. Birkaç yıl evvel Arslan, bir çocuğu taciz ettiği iddia edilerek 5-6 kişi tarafından vahşice dövülerek öldürüldü. Olay sonrası ise gerçekler ortaya çıktı; Ergün Arslan’ı öldüren kişiler, sokakta bir yavru köpeğe işkence ettiği için Arslan kendilerine müdahale ediyor ve bu canavarlar, kendi vahşiliklerini yavru köpekten Arslan’a yönlendiriyor. Ortada taciz yok tam aksi yavru köpeği koruma hissi var.
Elips Haber'de yer alan habere göre, Olayda hayvana işkence var, vahşi hislerle işlenmiş bir cinayet var, masum bir insana çocuk tacizcisi iftirası atmak var yani olmayan kötülük yok.
Şimdi olayın sadece sonuçlarını gördüğünüzü düşünün, “bir grup insan, çocuk taciz eden birini linç etti.” Doğru değil ama en azından “anlaşılabilir” bir durum. Hatta yanlış olsa da bir yönüyle “çocuk taciz edenlere dersini vermek amacıyla” bu kişilerin yaptığı bazı kişilerce “doğru” bile bulunabilir, bir çocuğu koruma hissiyle hareket etmiş oldukları için bunları “tebrik eden” bir çoğunluk bile çıkabilir. Abartıyorum, kahraman bile ilan edilebilirler.
Şimdi ise olayın gerçeğini gördüğünüzü düşünün, o kişiler birden nasıl vahşi, nasıl toplum içinde yaşamaması gereken, aynı havayı bile solumak istemeyeceğiniz korkunç varlıklar haline geldi değil mi?
Ergün Arslan’ın yaşadıkları istisna bir vaka değil. Allah korusun, hepimiz bu linç ortamına en fazla bir adım uzaklıktayız. Yarın herhangi bir fırsatçının ya da suçlunun hedefine girmeyeceğinizin bir garantisi yok.
“Linç kültürü” demeyeceğim, linç, artık bir sektör. Sosyal medya artık bir kazanç kapısı ve TikTok’ta göbek atana para atmak pavyonculuğundan daha beter bir seviyede… sosyal medya kazanç elde edilebilecek bir yer olduğundan bu yana hasbel kader bir miktar takipçi edinen bazı kişiler, birilerinin yönlendirmesi ile ya da sizden reklam almak isteyip alamayınca ya da sırf canları istediği için sizi hedef alabiliyor. Bir gün bir adisyon, bir gün gerçek olup olmadığı bilinmeyen bir sosyal medya beğenisi, bir gün herhangi bir şey nedeniyle itibarınız, emekleriniz ve hatta canınız hedef alınabilir. Ve bunun önünde durabilecek herhangi bir engel de yok. Üstelik, sizi bu şekilde hedef alan, suçlu ilan eden kişiler, ne devlet, ne hukuk ne yargı mercii… hatta daha ileri boyutta konuşacak olursak, kendilerinin suçlu olup olmadığı belli değil; sizi mafya olmakla itham eden ya da Ergün Arslan olayında olduğu gibi sizi tacizci olmakla itham eden kişiler kendileri mafya usulü ile reklam vermediğiniz için sizi hedef alan, hayvana işkence eden gerçek suçlular bile olabilir…
Ve kabus maalesef burada da bitmez. Türkiye’de maalesef son dönemde artan bir ırkçılık var ve bu ırkçılık mülteciler/Araplar ve Kürtlere yöneliyor; Leyla Zana’ya küfür eden tribünlerde de Deniz Ündav, doğruyu söyleyip, “Türk değil Kürt’üm” dediğinde de Hamdi Ulukaya Fenerbahçe’ye sponsor olduğunda da bir Suriyeli bir suç işlediğinde birçok Suriyelinin evini kundaklamak için koşulduğunda da Kürt iş insanı kebapçı zinciri açtığında da ellerinde gazoz şişeleriyle orada bitiyorlar. Sözde vatanlarını, milletlerini seven kahramanlardır onlar ancak o çok sevdiklerini iddia ettikleri ülkenin devletine de toplumuna da ırkçılık zehiri ile kin ve nefret tohumları ektiklerinin dahi farkında değiller. Bilemiyorum belki de farkındadırlar ve kendi kabahatlerini örtmek için sizlere suç isnat ediyorlardır, Ergün Arslan olayında da olduğu gibi…
Linç artık kanıksanmış bir eylem değil maalesef artık bir sektör ve bu sektör, işin ucun kazanç olduğu müddetçe neyin doğru neyin yanlış olduğuyla hiç ilgilenmiyor. Ve kendisi gibi olmayanın yok olmasını normal gören yabancı düşmanlığı/zenofobi, öteki nefreti bu kanaldan besleniyor, daha doğru ifadeyle bu kanaldan kendi kabahatlerini meşrulaştırıyor. Eşini öldüren katilin “namusumu temizledim” yalanında da nerden para kazandığı belli olmayan fenomenin reklam alamadığı için hedef aldığı işletmelere yönelen iftiralarda da metroda ısınmaya çalışan köpeği öldürdüğünde “güvenli sokaklar” yalanıyla ortalıkta gezinen vahşette de köpeğe işkence ettiğini örtmek için masum bir adama çocuk tacizcisi iftirası ederek öldüren psikopatlıkta da maalesef aynı fırsatçı ırkçılığı görüyoruz… çünkü ırkçılık suçu ve getirisi olan suçlar, sadece ırklar arasındaki nefretle sınırlı değil, herhangi bir millete yönelebildiği gibi “kendisi gibi olmayana” kadına, sokak hayvanına da yönelebiliyor. Ve Ergün Arslan olayında da görüldüğü gibi, önce hayvana işkence ile başlayan nefret, dakikalar sonra insana yönelen işkence ve cinayete dönüşebiliyor. Bedri Usta olayına, kadın cinayetlerine, Matmazel’in öldürülmesine bu perspektiften baktığınızda daha net göreceksiniz.


