1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Kur'an Açısından İsa'nın Nüzulu(1)
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Kur'an Açısından İsa'nın Nüzulu(1)

A+A-

“Kur’an açısından Hz. İsa’nın nüzulü” derken, benim Kur’an-ı Kerim’den anladıklarımdır; Kur’an, benim anladıklarımdan ibarettir gibi bir kastım yoktur. Bu ihtirazi kaydı koyduktan sonra ilk kurabileceğim cümle şudur:

Kur’an-ı Kerim’de Mehdi veya Mehdi’nin gelişiyle ilgili ima yollu dahi olsa bir ayet yoktur. Hz. İsa ve yaşadıkları konusunda ise önemli bilgiler vardır; bunlardan dört ayetlik küme şöyledir:

 “156. (Bir de) İnkâra sapmaları ve Meryem’in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri,

    1. Ve: “Biz, Allah’ın Resûlü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir eza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
    2. Hayır; Allah onu kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
    3. Andolsun, Kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyâmet günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır.” (4/Nisa, 156-159.)

İsrailoğullarının cezaya çarptırılmalarının sebeplerinden biri Hz. Meryem’i iffetsizlikle suçlayıp ona iftara etmeleri (Bkz. 3/Al-i İmran, 45 vd.; 19/Meryem, 16-35) ve Hz. İsa’yı gerçekten öldürdükleri iddiasında bulunmalarıdır. İddialarını ortaya atarlarken “Biz, Allah’ın Resûlü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” ifadesini kullanmış olmaları dikkat çekicidir. (3/Al-i İmran, 45). Bu da gösteriyor ki, aslında o günün Yahudileri Hz. İsa’nın “Allah’ın elçisi” olduğunu biliyorlardı. Onu, zannedildiğinin aksine yalancı peygamber, meczup, haytacı, sahte davetçi zannedip reddetmiş değildirler. Onunla ilgili karalayıcı, aşağılayıcı sıfatları sorumsuzca kullanmış olsalar bile onun peygamber olduğunu biliyorlardı, gösterdiği mucizeler gözler önünde cereyan ediyordu, bile bile onun davetini reddettiler, hatta nasıl Hz. Zekeriya’yı öldürdülerse, Hz. İsa’yı da öldürmeye kalkıştılar.

Bununla ilgili burada Hristiyanlara da bir gönderme gözden kaçmıyor. Hz. İsa tebliğinin hiçbir aşamasında “Tanrı’nın oğlu olduğunu” iddia etmemiş, aksine “elçi (resul)” olduğunu söylemişti. Zaten, ona husumet gösteren Yahudiler de “Bu adam Tanrı’nın oğlu” iddiasında bulunuyor diye değil, Allah’ın elçisi sıfatı dolayısıyla onu yok etmeye çalışıyorlardı. Ayette, Hz. İsa’nın Biz, Allah’ın Resûlü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük olarak zikredilmesi, onun tanrısallık ve ona “Tanrı’nın oğlu” sıfatının verilmesine açık bir reddiyedir.

 “Gerçekten öldürdük” demeleri suç teşkil ediyorsa, bu, onun ölümüyle ilgili iddialarının “kesin bir bilgi”ye değil, “zanna” dayandığını göstermektedir. Öldürmeye kalkışmaları ağır bir suçtur ama Kur’an-ı Kerim, tamamen zandan ibaret olan söz konusu iddianın arkasında durmalarını da suç sebebi saymaktadır. Çünkü hakikatte onu öldürmediler, ancak bu iddiayı ısrarla tekrar etmeye devam ettiler.

Kur’an-ı Kerim, açıkça Roma valisi Pilatus’u harekete geçirmek suretiyle Hz. İsa’yı ortadan kaldırmaya teşebbüs eden Yahudilerin, onu öldürmediklerini, haça da asmadıklarını belirtmektedir. Bu, Müslümanlarla Hristiyanlar arasında temel bir ayrılık noktasıdır. Kur’an, birinin Hz. İsa’ya veya kendisinin birine benzetildiği belirtilir. Bu zatın haça gerilip öldürüldüğü yönünde herhangi bir bilgi yok. “Şübbihe bihi”ye öldürülmesini ısrarla isteyenlere öyle gösterildiği veya onlara öyle göründüğü şeklinde de anlamak mümkün. Bu konuda Hristiyanlar arasında da belli bir şüphe vardır, bu yüzden anlaşmazlığa düşmektedirler. Sonuç itibariyle Allah onu kendisine yükseltti (Bkz. 3/Al-i İmran, 55-57 ve 93/Duha, 3. ayetin açıklaması.)

Hz. İsa’nın ölümüyle ilgili farklı görüşler vardır. İncillerde havariler arasına karışmış bulunan Yahuda İskaryot’un kâhinlerden aldığı 30 gümüş karşılığında Hz. İsa’yı yakalattığı anlatılır. Yuhanna İnciline göre Hz. İsa çarmıha gerildikten sonra 2-3 saat, diğer üç İncil’e göre 6 saat yaşamıştır. Cuma günü saat 9 civarında çarmıha gerilen İsa’nın cumartesi (sebt) gününe kalmadan ölmesi isteniyordu, onun için kol ve bacaklarının kırılması emri verilmişti. Ancak bu işle görevli asker sessiz/hareketsiz durduğunu görünce öldüğünü düşünmüştür. Markos İncilinde (Bab: 16), Hz. Meryem ve bazı yakınlarının, gömüldüğü taş mezara gittikleri, kapak açılınca beyaz kaftanlı bir genç gördükleri, bu gencin de İsa’nın mezarından kalkarak Galile tarafına gittiğini söylediği kaydedilmektedir.

Hz. İsa’yı yakalamakla görevli olan Romalı askerler onu şahsen tanımıyorlardı. Muhbir ve ispiyoncu Yahuda’nın askerlere verdiği parola şuydu: “Ben kimi öpersem, o İsa’dır, onu yakalayın. (Matta, Bab: 26).” Ne olduysa, o arada olmuştur. Sonraları Yahuda’yla ilgili verilen bilgiler hayli ilginçtir.

Üç İncil, Yahuda’nın yaptıklarından pişman olduğunu, bu olaydan sonra bir daha hiç görülmediğini veya ihbar parasıyla aldığı tarlada bir kaza geçirdiğini veya üzüntüsünden öldüğünü kaydetmektedirler (Bkz. Matta, Bab: 27; Resullerin İşleri: 1, 18).

Geçmişte de İsrailoğulları kendilerine gönderilen peygamberleri öldürmüşlerdir.

Kur’an-ı Kerim, Allah’ın onu kendine ref’ettiğini/yükselttiğini belirtmektedir. Ref’, bedenle olabileceği gibi, sadece ruhsal olarak da olabilir. “Kendisine yükseltti” lafzından hareketle bunun ruhsal olarak olduğunu, Arapça’da “vefat” ile “mevt” ayrı kelimeler olsa bile, sonuç itibariyle kişinin hayatının sona ermek manasında kullanıldıklarını biliyoruz, bu durumda onu vefat ettirmenin dünya hayatına son vermek anlamına gelebileceğini düşünebiliriz (3/Al-i İmran, 55). Ref’in göğe/semaya yapıldığına ilişkin açık bir ifade yoktur, ruhunu kendi katına almıştır. Allah üstün ve güçlüdür, buna gücü yeter; hikmet ve hüküm sahibidir, bunda bir hikmeti vardır. Benzer bir ref’ olayı İdris peygamber (a.s) için de anlatılır. (1)

Hz. İsa’nın haça gerilip öldürüldüğü iddiası tutarsızdır. Bu konuda cevabı hayli güç bazı sorular öne çıkmaktadır: Eğer Hz. İsa, “haşa Tanrı veya Tanrı’nın oğlu” ise, bu durumda Tanrı’yı kimin öldürmeye gücü yeter? Tanrı insan gibi ölür veya öldürülür mü? İsveç’teki Gothenburg Üniversitesi’nde görevli dinbilimci Gunnar Samuelson, Hz. İsa’nın İncil’de anlatıldığı gibi çarmıha gerildiğine dair herhangi bir kanıt bulunmadığını söylüyor. 400 sahifelik bir tez hazırlayan Samuelsson, İncil’in bu konuda yanlış yorumlandığını, zira döneme ait belgelerin hiçbirisinde çarmıha çivilenerek idam yöntemine ilişkin bir tarife rastlanmadığını belirtiyor. Samuelsson’a göre Kilise kayıtlarında çarmıha gerilmeye ilişkin kullanılan terimler farklı anlamlarda kullanılmış olabilir. Oysa Markos, 15. bap İsa’nın “haça gerildiğini” kaydetmektedir.

İncillerdeki kayda göre İsa, ölmeden önce sitemkâr bir eda ile

“-Eloi, Eloi, lama sabaktani?” Yani “Allah’ım, Allah’ım beni neden terk ettin?” diye yüce Allah’a seslenmiş. İncillere göre bunlar Hz. İsa (a.s.)’nın son söylediği sözlerdi. (2)

Hz. İsa, Ulu’l-azm peygamberlerden biridir, tevhid ve vahyin tam bilincindedir; ondan beklenen, bu tür sitemlerde bulunması değil, en azından kurban etme emrinin Allah’tan geldiğini öğrendiğinde, Rabbi’ne ve babasına itaatkâr bir biçimde boynunu Hz. İbrahim’in bıçağının altına uzatan Hz. İsmail gibi davranmasıdır.

Öldürülmesiyle insanlık adına ödenen “kefaret” arasındaki ilişki de çok ikna edici gözükmüyor.

  1. Eğer, Hz. İsa’nın kendini feda etmesiyle günahların kefareti ödendiyse, Hz. Âdem’den Hz. İsa’ya kadar ki insanların durumu ne olacak? Kefaret, kendisinden sonrakiler için mi geçerli oldu, yoksa Âdem’den bu yana bütün beşeriyetin günahlarını da içine aldı mı?
  2. Affetmek Allah’ın takdirinde iken, neden –haşa- “biricik oğlu”nu muhteris ve kötü ruhlu bir güruhun eline terketsin, acı çekmesine izin versin? “Affettim” dedi mi, biter!
  3. Hem bir kere kefaret ödenmekle günah ortadan kalktıysa ve bu Şeriat ve hükümlerinin de ortadan kalkmasına yol açtıysa, Şeriatsız bir dünyada insanı zulüm ve kötülük yapmaktan ne engelleyecek? “Tanrı’yı sev ve dilediğini yap” prensibi tek başına kötülüklerin ortadan kaldırılmasına yetmeyeceğine göre, yine insan kendisi kanunlar vaz’etmek zorunda kalmayacak mı?
  4. Bu inanç, Hz. İsa’nın Şeriatı değiştiren, çıkarlarına ve heveslerine göre kurallar ihdas eden Yahudi bilginlerine ve egemen çevrelerine karşı verdiği mücadeleyi anlamsız kılmıyor mu?

Notlar

(1) Richard Laurance/1883-Rıchard Charles/1912-Rutherford H. Platt/1922, İdris’in Kitabı, Çev. Oğuz Eser, Idıl y., İstanbul-2012. Bülent Şahin Erdeğer, Antik Mısır’ın Peygamberleri (Hz. İdris, Hz. Yusuf, Hz. Musa), 5 Bsm, Timaş y., İstanbul-2026, s. 45-70. Seyid Sami b. Seyid Cabir el Bedri, Hanok (Hz. İdris)’un Kitabı ve İmam Mehdinin Zuhuru, Medya Şafak, 10. 06. 2026. Sueda Yılmaz, Enok’un Kitabı ve Melekler, Kitap ve Hikmet, Sayı: 31, Ekim-Aralık/2020)

(2) Markos, 15: 22-41; Matta, 27: 11-56. İncillerde yer alan bu “sitem” için bkz. Ali Bulaç, Kur’an Dersleri/Tefsir, (93/Duha, 3. Ayetin tefsiri), VII, 421 vd.

Önceki ve Sonraki Yazılar