1. YAZARLAR

  2. Nasuhi Güngör

  3. İran, savaş, değişim ve Türkiye
Nasuhi Güngör

Nasuhi Güngör

İran, savaş, değişim ve Türkiye

A+A-

İran, bölge, değişim ve Türkiye

2025 Haziran ayında İran’a yapılan saldırılardan bu yana aynı tezi savunuyorum. 28 Şubat tarihli ABD-İsrail saldırısıyla ortaya çıkan savaş bu tezimi değiştirmedi.

Nükleer güce sahip olup olmamak üzerinden yürüyen suçlamalar savaşın temel gerekçesi gibi sunuldu. Teknik olarak bunun gerçekle bağı çok zayıf değil. Ancak asıl meselenin, merkezinde bulunduğumuz bölgenin değişim ve dönüşümü olduğunu savunuyorum. Elbette dünyada bunu dile getiren pek çok isim ya da kesimle birlikte.

İRAN’DA NE OLDU?

ABD Başkanı Trump’ın saldırgan ve tehditkâr dili, İran’a yönelik saldırıyı vurulan hedefler, bombalar, ağır silahlar ve büyük askeri teknolojiler üzerinden anlamaya zorladı çoğumuzu. Sıradan ve aceleci tezlerle, bu devasa gücün İran’ı yerle bir edeceği, halkının ayaklanacağı, rejimin köklü biçimde değişeceği konuşuldu. Bu bir algı oluşturma çabası kadar, Amerikan gücünün “eşsiz” olduğuna adeta iman edenlerin de zihin dünyasını yansıtıyordu.

İran’da askeri anlamda sonuç alınamadı, halk ayaklanmadı, rejim devam ediyor. Ancak bu durum ortaya çıkan tablonun ne denli hareketli, öngörülmesi güç dinamiklere sahip olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Şöyle söylemek de mümkün. Bölgemizde hiçbir şey 28 Şubat 2026 öncesi gibi değil.

SAVAŞIN YAYILMA KAPASİTESİ

Savaşın dışında kalacakları umuduyla hareket eden ve güvenliklerini ABD’ye emanet eden ülkelerin, bu savaşla birlikte hemen tüm kurguları ve dengeleri altüst oldu. Kendi savunmaları için dünyayı doyuracak kadar para harcayan ve ABD’ye yüz milyarlarca dolar ödeyen Körfez ülkeleri için, güvenliklerini kime emanet edecekleri, enerji başta olmak üzere sarsılan ekonomilerinin geleceğinin ne olacağı, Hürmüz ve Bab-ül Mendeb’te boğazı sıkılan yolların/koridorların akıbeti hala belirsiz.

KÖRFEZ RÜYASI BİTTİ Mİ?

Unutmayalım, bu ülkeler devlet olma tecrübe ve kapasiteleri çok tartışmalı olsa da konforlu, kendilerinden emin bir rüyada yaşıyordu.

İran, savaşı yine sınırlarında kabul etmedi ve gerek ekonomik, gerekse siyasi boyutlarıyla sınırlarının çok ötesine taşıdı.

Askeri kapasitesi, silah gücü azalıyor olsa da, kendisine saldıranlara ve onların bölgesel müttefiklerine maliyet üretmeye devam ediyor.

İRAN’IN STRATEJİSİ

Ağır saldırılar, ki Trump hala bu yönde tehditlerde bulunuyor, masa üzerinde göründüğü gibi hızla rejimleri değiştirmiyor. Dahası beklenmedik direnç noktaları oluşturuyor. Yaşadığımız coğrafyada adına devlet diyebileceğimiz birkaç güçten birisi olan İran, askeri üstünlük karşısında şansının zayıf olduğunu hesaba katarak bir strateji geliştirdi. Kendisinin zarar görmesinin kaçınılmaz olduğu yerde, muhataplarının da canını yakmayı hedefledi. Körfez, Hürmüz ve Bab-ül Mendeb bunun ana başlıkları.

ASKERİ GÜÇ COĞRAFYAYI YENEBİLİR Mİ?

Yukarıda söylediğim gibi savaşın sadece askeri boyutlarına ve abartılı üstünlük tanımlarına bakarak değerlendirilmesi başından itibaren yanıltıcı oldu. Devasa saldırıların ve askeri gücün kolayca coğrafyayı yenemediğini gördük.

Sözgelimi savaş düşük yoğunluklu olarak devam ederken, karşılıklı yıpranma ve maliyet ödeme konusunda ABD’nin İran’dan daha dayanıklı olduğunu savunabilir miyiz? Hiç sanmıyorum. Kaynak ya da rakamlara dayalı büyük kapasiteler, aynı ölçüde direnç ya da irade üretmiyor.

Kaldı ki, sadece Körfez’de ya da Ortadoğu’nun genelinde değil, küresel ölçekte dev şirketler, güçlü ya da zayıf yönetimler bu süreçte karar almakta çok zorlandılar. Hala durum değişmiş değil. Üstelik savaşın maliyeti herkesin gündelik hayatını olumsuz yönde etkiliyor.

İRAN ZAFER Mİ KAZANDI?

Burada şunun da altını çizelim. Aktardığımız bu tablo İran’ın zaferi değil. Yenilmediğini, ayrıca daha önce bölgede vekil güçler üzerinden oluşturduğu stratejinin de hayli etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Olup bitenin bize dair etkileri ve kuşkusuz çok sayıda hikayesi var görmemiz, anlamamız gereken. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadaki gücü ve konumu, kim ne derse desin yüksek düzeyde refleks veren devlet aklı bu belirsizliği yönetme konusunda hayli dikkatli ve hassas davranıyor.

MEKKE İTTİFAKINI KONUŞMAK

Mekke İttifakı üzerine ortaya çıkan bazı yaklaşımlarda olduğu gibi, ABD’den alınan bölgesel savunma ihalesinin taşeronu filan değil. Bunlar yakışıksız ve ülkesinin gücünden ya habersiz ya da rahatsız olanların sözleri.

Dışarıdan bakışlara gelince. Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada mevcut ve yakın gelecekte ortaya çıkması muhtemel tehditleri engelleme, boşlukları ve fırsatları değerlendirme konusunda kimseden izin alacak hali de yok.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar