İran açılır kapanır bar kapısı mı?
Artık sistemik/küresel savaşlar devri olarak niteleyebileceğimiz yeni bir evreye girdiğimiz anlaşılıyor. Bunun ik ayağı Rusya-Ukrayna savaşı ise, ikinci ayağının Körfez Savaşı “03”; yâni ABD- İran savaşı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Sistemik savaş kavramından biraz bahsetmek gerekebilir. Bunun o bildik dünyâ savaşı şeklinde cereyan etmesi gerekmiyor. Yâni 1. ve 2. Dünya savaşı gibi, merkez dünyânın başat kuvvetlerinin birbirine kıran kırana girdiği şumullü bir savaşın çıkması gerekmiyor. Bu iki savaşın ağır mâliyetini kâfî derecede idrak etmiş olduklarını; aynı şeyi bir daha tecrübe etmeye niyetleneceklerini ve buna yelteneceklerini zannetmiyorum.
Merkez dünyâ yeni bir dünyâ savaşının kaldıraçlarına ne maddî ne de mânevî olarak sâhipler. Dünyâ savaşları olarak bilinen iki umûmî savaş sanâyi kapitalizminin en parlak günlerinde yaşandı. Artık sanâyi sonrası (Post endüstriyel) devir olarak bilinen ,sanâyi kapitalizminin çözüldüğü bir safhadayız. Bu, sürecin maddî gerçeğini, yâhut ortaya koyuyor. İkinci olarak savaşma azim ve kararlılığı sanâyi toplumlarının henüz yeniden bölüşüm boyunu halletmediği toplumlarda neşvü nemâ bulur. Erkek nüfûsun kâhir ekseriyetinin proleterleştiği, buna mukâbil ancak hayât asgarilerinde seyreden bir çizgide yaşadığı toplumları savaşmaya iknâ edebilirsiniz. Bu kitleler ideolojik telkinlere son derecede açıktır. İdeolojik bir manipülasyonla onları ordulaştırmak pek de müşkil değildir. Faal işçi sınıfına tulumlarını çıkarıp üniforma giydirmek için fazla zorlanmak gerekmez. Fabrika disiplini ile ordu disiplini arasında çok ince bir fark vardır. Bu fark ideolojik bir propaganda ile kapatılır. Derdi istihdam edilmek olan ve lümpen proleterya olarak târif edilen yedek işgücü ise bu kervâna daha kolay dâhil edilir. Üniforma ,onların lümpenlik içinde devâm ettirdikleri hayâtlarına mânâ verir.
Sanâyi kapitalizmi yeniden bölüşüm merhalesine geçtikten sonra manzara değişmiştir . II.Umûmî Harp sonunda gerçekleşen de budur. Birikimin hatırı sayılır bir kısmının aşağıya doğru akıtılması tulum-üniforma arasına sıkışmış olan hayatlara yeni bir boyut kazandırır. Bu,tüketim ve refah gibi kavramlarla tesmiye edilir. Târihin en büyük düşünürlerinden birisi olan İbn Haldûn’un asırlar evvel gördüğü ümranlaşma sürecinin, doğurduğu olanca meseleyle berâber tekmil tamamlanmasıdır. Diyalektik olarak göz kamaştrıcı bir bolluk içinde yaşanan bir çürümedir bu.İbn Haldûn’un kavramlarıyla bakacak olursak, sanayi kapitalizminin yoğun bir üretim kapasitesi sergilediği disiplinli safhası onun asabiyye ; yeniden bölüşüm üzerinden yaşanan, disiplin mekanizmalarının gevşeyip aşındığı refah evresi ise ümrân safhasına tekâbül eder. (Bu hesâba göre Çin, kapitalizmin yeni asabiyye gücünü temsil ediyor).
İkinci bir unsura da dikkat çekmek gerekiyor. Sanayi kapitalizmin çözülmesine işâret eden sanayi sonrası kavramına eşlik eden diğer bir kavram ise sömürgeciliğin tasfiye edilmesini ifâde eden sömürgecilik sonrası kavramıdır (Post kolonyalism). Kendi aralarında yaptıkları uzun ve yıpratıcı savaşlarla aşınmış ; savaşma azim ve kararlılığı gevşemiş Batılı ordular, istiklâl fikri ile ateşlen ordulaşmış tâze uluslar karşısında dezavantajlı bir duruma düşmüşlerdir.
Batı’nın ümrân devrinin iki temel örüntü (pattern) peydah-ladığını düşünü-yorum. Bunun en azgın örüntüsü Amerikan Rüyâsı olarak bilinen görgüsüz Amerikan tüketim kültürüdür. Avrupa’daki tüketim ve refah kültürü ise buna nispetle daha görgülü ve ince seyretmiştir. Bu farkı ,ABD’nin târihî ve kurumsal derinliğinin olmamasıyla açıklamak pekâlâ mümkün olmakla berâber doyurucu değildir. Fark, yeni dünyâ sisteminde ABD’nin dünyâ jandarmalığını tek başına üstlenmiş olmasından kaynaklanıyordu. Avrupa tarzı refahı ,Amerikan tarzı karşısında çok daha incelikli kılan sebeplerden birisi de buydu. Askerî harcamalardan muaf kalan Avrupa birikimini refah kulvarında kültürel inceliklere hasretme “talihini” elde etmiş oldu. Elyevm , bilhassa ABD’nin kendilerini yüzüstü bırakmasından sonra o nesud ümran günlerinin bedelini ödüyorlar.
ABD, refah ile dünyâ jandarmalığı arasındaki gerilimi nasıl çözdü? Aslında jandarmalık ile Amerikan tarzı kaba ve taşkın tüketimcilik arasındaki gerilim o kadar da aşılmaz değildi. Amerikan tarzı tüketicilik hoyrattı. Bu hoyratlığı savaşa tahvil etmek de o kadar zor olmadı. Lâkin göstergeler hiç de hoş değildi. Kore ve Vietnam’dan başlayarak hoyratlıkla idâre edilen ABD orduları ağır bir sûrette yenildiler. Amerkalılar askerliğin kovboyluk olmadığını ise asla anlamadılar. Asimetrik direnişler karşısında ağır kayıp verdiler.Uzun seneler boyu Vietnam sendromu olarak bilinen bir sosyal travma ile uğraşmak zorunda kaldılar. Bunu da Rambo tarzı sahte kahramanlık filmleriyle telâfi etmeye çalıştılar. Ama bir savaşı kazanmak için üstün bir ateş gücüne sâhip olmanın kâfi olduğuna inanmaktan asla vazgeçmediler.
Ümrân medeniyetinin sınırsız özgürlüğü takıntı konusu yapmış disiplinsiz; üstelik sayıca yok olmanın eşiğine gelmiş erkek nüfusları için savaş sâdece kâbustur. Onları , üstelik uzak coğrafyalarda savaştırmak inatçı bir deveyi hendekten atlatmaktan daha zordur.
Batılar seneler boyu vekâlet savaşlarıyla idâre ettiler. Aralarındaki rekâbeti , yarı merkez veyâ kenar ulusları birbirine kırdırarak yürüttüler. Ama Rusya-Ukrayna savaşı bu “dengeyi” bozdu. Uzun bir aradan sonra bir merkez kuvvet bir yarı merkez devlet ile savaşa girdi. Bunun ABD’nin Rusya’ya hazırladığı bir tuzak olduğunu biliyoruz. Rusya, Çarlık ve Sovyet geçmişinden aldığı ortodoks bir disiplinle zor belâ bu işin üstesinden geldi. Rusların tüketim, yâni ümran medeniyeti ile tanışması şunun şurasında sâdece 30-35 sene evveline kadar geri götürülebilir. Ortodoks disiplin kodlarına dönmesi nispeten kolay oldu. Şimdi sıra, ABD’nin çetin bir yarı merkez güç olan İran ile imtihanına geldi. Bu Rusya’nın girdiğinden daha çetin bir imtihan.Ukrayna Rusya’nın târihî bağları olduğu komşusu. Pekiyi İran ABD için öyle mi? Hiçbir açıdan değil.
Kâğıt üzerinde Şia ortodoksinin disiplini ile püritan disiplin çatıyor. İlki ayakta olduğunu ispatladı. Diğerinden emin değilim. ABD, açıktır ki bu imtihanı geçemeyecek. Belli ki Vietnam’dan ders çıkarmamış. İran’a girmek bir kovboyun yaylı,açılır kapanır kapıyı ittirip bara girmesine benzemiyor.


