1. HABERLER

  2. EDEBİYAT DEFTERİ

  3. MAKALELER

  4. “Her Sakaldan Bir Kıl”dan Küresel Tarifeye: Keyfî Gücün Jeopolitiği
“Her Sakaldan Bir Kıl”dan Küresel Tarifeye: Keyfî Gücün Jeopolitiği

“Her Sakaldan Bir Kıl”dan Küresel Tarifeye: Keyfî Gücün Jeopolitiği

Karayazıcı Abdülhalim ile Donald Trump’ı aynı düzleme koymak anakronik bir özdeşlik kurmak değildir. Bu özdeşleştirme iktidarın hukukla bağını kopardığı anlarda ortaya çıkan ortak refleksi görünür kılar. Biri atların arpası için köylünün sakalından bir kı

A+A-

SADIK ŞANLI - Perspektif

Osmanlı’nın başına bela olan Celâlî İsyanları’nın elebaşısı Karayazıcı Abdülhalim (Halim Şah), yalnızca bir eşkıya reisi değil, düzen boşluğunun oluştuğu durumlarda iktidarın nasıl yeniden icat edildiğinin canlı bir örneğidir. Onun, isyan ordusu için köylülerden topladığı “atların arpa parası”, görünürde pratik bir ihtiyaç ifadesiyken, gerçekte siyasal zorbalığın sade bir teorisidir. Anadolu insanından talep ettiği haracı meşrulaştırmak için kullandığı ve zamanla halk diline yerleşen “her sakaldan bir kıl” sözü, bu teorinin özünü açık eder: Tamamını alma, ancak can acıtacak kadarını herkesten düzenli biçimde çek.

Bu mantık, klasik yağmadan daha rafinedir; çünkü sürdürülebilirliği gözetir. Köylü tamamen yoksullaşmamalı, sistem çökmemelidir. Ancak zor; görünür olmalı ve süreklilik kazanmalıdır. Karayazıcı’nın pratiği bu nedenle bir “düşük yoğunluklu tahakküm ekonomisi” olarak okunabilir. Vergi artık hukuki bir yükümlülük değil, silahlı kudretin dolaşımdaki uzantısıdır.

Bu noktada, “mikro iktidar” pratiğinden “makro jeopolitiğe” geçiş yapacak bir tarihsel sıçramaya başvurursak, modern dünyanın merkezinde, küresel düzenin bir numaralı kurucu aktörü ABD’nin başkanı olarak konumlanan Donald Trump, farklı araçlarla ama benzer bir zihniyetle konuşur. Trump’ın “Ticaret savaşları iyidir ve kazanması kolaydır” (Trade wars are good, and easy to win) ifadesi, yalnızca bir kampanya sloganı değil, uluslararası hukukun normatif çerçevesini tali gören bir güç anlayışının dışavurumudur. Aynı şekilde “America First” söylemi, çok aktörlü düzenin yerine ‘tek taraflı tahsilat rejimini’ koyan bir önermedir.

Trump’ın gümrük vergilerini/tarifelerini keyfî biçimde artırması, yaptırımları kişisel müzakere kozuna dönüştürmesi ve zaman zaman “istersek alırız”, “istersek çıkarız” minvalindeki çıkışları, çağdaş bir her sakaldan bir kıl siyasetine işaret eder. Burada ortaya çıkan durum, gümrük vergilerinin, ABD yerli üretimini kalıcı biçimde korumaya dönük yapısal bir sanayi politikası aracı, yani klasik anlamda bir “korumacılık” değildir; ABD dışı dünyayı daha çok “tarifeyle terbiye etme stratejisi”dir. Amaç, muhatabı yıkmak değil, sürekli bir rahatsızlık eşiğinde tutmaktır.

Bu bağlamda, uluslararası hukukun yaşadığı aşınmayı “normatif erozyon” kavramıyla açıklamak yetersiz kalır. Daha isabetli bir tanım, “düzen kurucunun düzeni askıya almasıdır”. Küresel sistemin mimarlarından biri, kuralları ihlal ettiğinde, bu ihlal anlık ve marjinal bir sapma/rutin dışına çıkmanın ötesinde, yapısal bir kırılmaya dönüşür. Trump döneminde Dünya Ticaret Örgütü’nün fiilen devre dışı bırakılması, ittifakların “şartlı sadakat” düzeyine indirgenmesi ve hukukun güç karşısında pazarlık konusu hâline gelmesi, bu kırılmanın somut göstergeleridir. Bu durumu tanımlamak için yeni bir kavram önerilebilir: “Egemenlikten Tahsilata Geçiş.” Bu aşamada devletler, egemenliklerini norm üretme kapasitesiyle değil, karşı tarafa ne kadar maliyet yükleyebildikleriyle ölçer hâle gelir. Trump’ın, “ödemezseniz korunmazsınız” yaklaşımı, NATO’dan ticarete kadar geniş bir alanda bu zihniyetin yansımasıdır. 

Tarihten referans alırsak, Karayazıcı’nın köylüye söylediği sözle Trump’ın arasındaki mesafe, sanıldığı kadar büyük değildir, sadece ölçek değişmiştir. Jeopolitik açıdan bakıldığında ise bu yaklaşım, “mikro-haraç jeopolitiği” olarak adlandırılabilir. Büyük işgaller, topyekûn savaşlar yerine seçici tarifeler, sınırlı yaptırımlar ve sürekli tehdit diliyle işleyen bir baskı rejimi söz konusudur. Bu durumda sistem en azından kısa vadede tamamen yıkılmaz ama sürekli bir gıcırtıyla sallanır. Rahatsız edici bu gıcırtı, zamanla normalleşen bir duyarsızlaşmayla birlikte küresel belirsizliğin kalıcılaşmasına yol açar. 

Elbette, Karayazıcı Abdülhalim ile Donald Trump’ı aynı düzleme koymak anakronik bir özdeşlik kurmak değildir; aksine, bu özdeşleştirme iktidarın hukukla bağını kopardığı anlarda ortaya çıkan ortak refleksi görünür kılar. Biri atların arpası için köylünün sakalından bir kıl koparır, diğeri küresel ticaret için tarifelerle devletlerin bütçesinden “küçük” ama sürekli paylar alır. Mantık aynıdır: Düzene, normlara sırtını dönen güç, evvelemir tahsil eder.

Burada belirleyici olacak ve cevaplanması gereken asıl soru ise şudur: Uluslararası sistem, “her sakaldan bir kıl” mantığıyla ne kadar süre ayakta kalabilir? Bu soru, yalnızca geçmişin Celâlî isyanlarını değil, geleceğin jeopolitik kırılmalarını da anlamanın anahtarıdır. Zira bu soru, yalnızca bir tarihsel benzetmenin sınırlarını değil, çağdaş uluslararası düzenin taşıma kapasitesini de sınar. “Her sakaldan bir kıl” mantığı, sistemi ani bir çöküşten koruyan bir amortisör işlevi görür, fakat aynı anda onun meşruiyet zeminini “sessizce” ancak hızla aşındırır. Zorun sürekliliği, rızanın yerine geçtiği ölçüde düzen ayakta kalır, ancak derinleşemez. Böylece istikrar görüntüsü korunur; fakat bu görüntünün altında güven birikmez, yalnızca yorgunluk birikir.

Tahakkümün sürekliliği, normların içselleştirilmesine değil, sürekli hatırlatılan cezaya dayanır. Bu da sistemi dayanıklı değil, kırılgan kılar. Zira tahsilata dayalı bir jeopolitik, aktörleri kurallara bağlamaz, sadece fırsat kollayan, an kollayan ve bir sonraki baskı dalgasını hesaplayan geçici denge hâllerine mahkûm eder. Böyle bir dünyada düzen vardır ancak istikrar yoktur, ilişki vardır ancak güven yoktur.

Bu nedenle, Trump döneminde karşı karşıya kaldığımız bu meseleye kavramsal olarak yeni bir ayrım önerilebilir: Normatif egemenlik ile operasyonel egemenlik ayrımı. Normatif egemenlik, kural koyma ve bu kurallara uyulmasını meşru zeminlerde, hukukla sağlama kapasitesini ifade ederken, operasyonel egemenlik, karşı tarafa anlık ve seçici maliyet yükleyebilme gücüne indirgenmiş bir iktidar biçimidir. “Egemenlikten tahsilata geçiş”, aslında normatif egemenliğin erozyona uğrayıp operasyonel egemenliğin mutlaklaştırılmasıdır.

Trump’ın görevinin son bulmasıyla “kötü bir ara rejim denemesi” olarak kalmasını ve hızla tedavülden kalkmasını ümit ettiğimiz bu seçici tahsilat düzeni, aslî düzenin maddi kaynaklarını tüketmekten çok, sembolik sermayesini aşındırır. Gücün hukukla bağının koptuğu yerde kurallar öngörü üretmez, yalnızca pazarlık başlıklarına dönüşür. Bu da uluslararası alanı, istikrarlı bir düzen olmaktan çıkarıp kalıcı bir müzakere krizine sürükler. Aktörler artık uzun vadeli uyum değil, kısa vadeli “hasar minimizasyonu stratejileri” geliştirir. Bu tür bir düzende kriz, artık sistemin arızası değil; onun çalışma biçimidir. Belirsizlik ise arızi değil, yapısal bir durum hâlini alır.

Bu düzende güç, düzen kurmak için değil, düzeni askıda tutmak için kullanılır. Tahsilat, yalnızca ekonomik bir araç değil; psikolojik ve siyasal bir hizalama mekanizmasıdır. Ancak bu mekanizma, itaat üretirken bağlılık üretemez. Uzun vadede bu durum, karşı-egemenlik reflekslerini, bölgesel kopuşları ve alternatif norm havzalarını besler. Hâliyle asıl kırılma anı, sistemin çökmesiyle değil; merkezî düzenin, kendi koyduğu kuralların etrafında yeni bir dünya inşa edememesiyle yaşanacaktır. Bu bakımdan, “her sakaldan bir kıl” jeopolitiği, düzenin sonunu ani bir yıkımla değil, yavaş ama geri döndürülemez bir meşruiyet kaybıyla hazırlar.

Son tahlilde, uluslararası sistemin geleceği açısından kritik olan, normatif egemenlik ile operasyonel egemenlik arasındaki dengenin yeniden kurulup kurulamayacağıdır. Aksi hâlde küresel düzen, Karayazıcı’nın köyleri dolaşan geçici iktidarı gibi, sürekli tahsil eden ama asla yerleşikleşemeyen bir güç rejimi olarak kalacak, ayakta durduğu sürece bile kendi meşruiyetini kemiren bir yapıya dönüşecektir.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.