Helâl olsun İspanya Başbakanına
Helâl olsun İspanya Başbakanına:
Adam Trump gibi birisi ile isminin yan yana sanılmasını istemiyor dense yeri. Yiğitlik yaptı, Gazze’(deki duruşu gibi, “İran’a saldırıyı onaylamıyorum, dedi, hukuksuz bu” dedi. Yiğitlik yaptı, Amerika’dan “İspanya da bizimle birlikte” gibi bir açıklama gelince anında tepki verdi ve “Asla, dedi, asla sizinle birlikte değilim.”
İşte böyle. Trump’la ülkesinin ve kendisinin isminin bir an bile yan yana gözükmesine böyle tepki verdi.
Trump’ın, şu andaki esip gürlemesine bakılmasın. Hitler’in de öyle çıkıyordu sesi bir zamanlar. Meydanları gümbürdetiyordu “Heil Hitler” sesleri. Ama sonra nefret objesi haline geldi.
Şimdi Trump ile en çok Netanyahu ismi yan yana yakışıyor. Biri diğerinin deynekçisi, yoldaşı, bilmem nesi. Al birini vur ötekine.
Trump gibi birisini ikinci defa ülkenin ve dünyanın başına belâ eden Amerikan halkı da utanacak yarınlarda…
Baksanıza, 160 kız çocuğunun mezarlarının üzerinde “Trump – Netanyahu vahşetinde can verdiler” yazıyor. Ayaklanmalı Amerikan halkı bu vahşet kendilerine nispet edildiği için… Baksanıza, artık sosyal medyada Amerikalılar Kuveyt’te ölen 6 Amerikan askerini fotoğraflayarak “20 yaşındaki bu çocuklar İsrail için öldü” notunu düşüyorlar. Trump’ın – Netanyahu’nun ailesi ve çocuklarıyla Ortadoğu’da savaşın içine düşen Amerikan gençlerinin kıyaslaması yapılıyor.
İşte böyle büyüyor Yahudi düşmanlığı. Gazze’ye Netanyahu canisinin kararıyla Tevrat kaynaklı bombalar yağdırıldığı ve o katil hâlâ ülkeyi yönettiği için… O katil şimdi de İran’da sivil alanları, okulları hastaneleri vurup kız çocuklarını paramparça ettiği için…
İRANLI KÜRTLERİN SINAVI
Savaşta Amerika – İsrail tarafı, İran’a diz çöktürmek için her türlü fesadı devreye sokuyor. “İran’lı Kürtleri harekete geçirme” bunlardan biri. PJAK var orada, PKK’nın uzantısı olarak. “PJAK bir cephe açsın” isteniyor. “Irak’tan da İran’a geçsin Kürt gruplarhpavadan bombardıman devam ederken “iç cephe”yi çökertsin.” Amerika’nın – İsrail’in Suriye’deki oyunu da bu idi. Buna İran – Irak’taki Kürtler ne diyecek, bu Amerikan – İrail fesadına karşılık verecekler mi, göreceğiz, zira bu “Türkiye’nin Rojava’dan dolayı bir kere daha depreşen kaygıları” açısından da not edilecek bir davranış olacak. Hazır Türkiye’de süreç yaşanırken Öcalan da DEM de İran – Irak’taki Kürtlerin Amerikan – İsrail fesadına katılmamaları yönünde uyarıda bulunmalı.
VATANDAŞ RAKAMLARI ÖĞRENİYOR
Yaşadığımız ekonomi ortamının, vatandaşları çok iyi bir hesap uzmanı haline getirdiğini söylemek mümkün. Şu “Bin lira” meselâ… Hani emekli ikramiyesine ilâve edilmesi konuşulan “Bin lira”dan bahsediyorum. Ak Parti grup başkanı Abdullah Güler’in “Dört bin lira”yı zor denkleştirdik zaten, ek bir bin lira verecek kaynak yok” dediği Bin lira. Ne “Bin lira” imiş ama… Kendi maaşını nasıl denkleştiriyor acaba Devlet? “Gel de kıyaslama” de vatandaşa… TBMM’de Başkan Kurtulmuş’un liderlere verdiği yemeğin keşkek yatağında dana antrikotu lokantalarda 1500 – 2000 lira imiş meselâ. İftariyelikle, ara sıcakla, tatlı ile bu rakam herhalde epey yukarılara çıkar. Vatandaş nasıl baksın kendisine ikramiye olarak “Bin lira”nın denkleştirilemediği bilgisi karşısında? Saray’da verilen iftarlarla da kıyaslıyordur kendi iftarını vatandaş. “Aynı oruçları mı tutuyoruz” sorusu sorulmaz mı böyle durumlarda…
Bir de şu “Ülke olarak üst gelir grubuna geçtik” durumları var. Hazine ve Maliye Bakanımız yüreklerimizi serinletmek için ilan ediyor şu kasvetli günlerde. Meğer fert başına düşen milli gelirimiz 18 bin 40 dolar olmuş. Dolar üzerinden hesap ediliyor bu işler demek ki..
İşte vatandaşın asıl hesap bilgisi tam da burada ortaya çıkıyor. Emekli vatandaş, asgari ücretli vatandaş, yoksulluk aylığı alan vatandaş, işsiz vatandaş ve bu kategoride alt alta sıralanan vatandaşlar, -ki bunların sayısı bu ülkede 50-60 milyonu buluyor- bir, yıl boyunca kendi ceplerine giren paraya bakıyor, bir de 18 bin doları Türk Lirasına çevirip ortaya çıkan rakama bakıyor, “Yooo, diyor, bu 18 bin 40 liralık milli gelir benim cebime giren miktar olamaz.” Asgari ücretin yıllık toplamı 336 bin, fert başına ulaştığımız söylenen 18 bin 40 liranın Türk lirası olarak ifadesi 793 bin…450 bin fark…
Asgari ücretli soruyor: Benim cebime girmediğine göre bu 18 bin 40 Dolar’ın geriye kalanı kimin cebine giriyor?
Açlık – yoksulluk sınırlarının altında yaşayan milyonlar bu hesabı da hesap sormayı da öğreniyorlar. 2026’nın ilk iki ayının enflasyonu meselâ… Yüzde 7.71. Siz bu enflasyonu Aralık’ta 0.89 ilan etmişsiniz.
Maaş zamları ona göre verilmiş. Ama daha ilk ayda 4.8 çıkmış enflasyon, ikinci ay 2.87. Bu rakamları bilmez mi vatandaş? Sonraki iki ay içinde aldığı kıytırık maaş zammının alım gücünün bile yüzde 8 kırpıldığını görmez mi? Markete girdiğinde cebindeki üç kuruşun ne zaman biteceği kaygısını yaşayan insan bunu bilmez mi?
Şu soru da soruluyor yer yer: Bizim cebimize girmediğine göre bu 18 bin 40 dolar, acaba kimin cebine giriyor?
Doğru bir soru. Bu soru, bütün asgari ücretliler, bütün açlık sınırı altında yaşayanlar, bütün kapısı yoksulluk sınırı ile çalınanlar tarafından sorulduğunda belki “gelir dağılımında adalet” diye bir gündem oluşur bu ülkede… O zaman siyasetçiler afaki söylemleri dillendirirken daha bir ihtiyatlı hareket ederler.



YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.