1. YAZARLAR

  2. İsmet Berkan

  3. Gambot diplomasisi’nin dönüşü çok hayırlı bir haber değil
İsmet Berkan

İsmet Berkan

Gambot diplomasisi’nin dönüşü çok hayırlı bir haber değil

A+A-

Sabah sabah bu terimi The New York Times’da okuduğum bir haber analizde gördüm. İngilizcesi “Gunboat diplomacy.”

Terim tanıdık geliyor, “Bunun bir de Türkçesi olmalıydı” diye düşündüm, Vikipedi’de ve başka kaynaklarda “Gambot” kelimesine denk geldim.

“Gunboat” silahlı gemi demek. Donanma terminolojisinde çok belirgin bir anlamı yok, en azından iki silah taşıyan, çoğunlukla da küçük gemilere verilen isim.

Türkçeye neden ve nasıl “gambot” olaral geçmiş, bir muamma. Futboldaki ‘röveşata’ teriminin İngilizce “reverse shot” (tersten vuruş) deyişinden gelmesi gibi çeviri de, tam transkripsiyon da olmayan tuhaf bir kelime işte.

Esas önemlisi “gambot diplomasisi”nin ne anlama geldiği elbette.

Vikipedi’den kısa bir paragraf aktarayım önce:

“‘Gambot diplomasisi’ terimi on dokuzuncu yüzyıl emperyalizm döneminden gelmektedir. Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nden Batılı güçler, genellikle deniz kuvvetleriyle temsil edilen Batı’nın üstün askeri yeteneklerini göstererek daha az güçlü diğer oluşumları taviz vermeleri için korkuturlardı. Batılı bir güçle pazarlık yapan bir kıyı ülkesi, kıyılarında bir savaş gemisinin ya da gemi filosunun belirdiğini fark ederdi. Böyle bir gücün sadece görülmesi bile neredeyse her zaman önemli bir etki yaratır ve bu tür gemilerin ateş gücü gösterileri gibi başka önlemlere başvurması nadiren gerekli olurdu.”

Amerikan Başkanı bugünlerde övünerek anlatıyor. Karayipler’e, Venezuela’yı denizden ablukaya almak üzere Amerikan donanması sahiden müthiş bir gücü yığdı. Başlangıçta uyuşturucu kaçırdığını öne sürdükleri küçük botları vuruyorlardı, böyle 110 kişi öldürdüler denizde. Ama artık bu botların yanısıra petrol tankerlerini de durduruyorlar, Venezuela’dan çıkmasına veya oraya gitmesine izin vermiyorlar. İki dev tankere Amerikan askerleri çıktı, üçüncüsü (ki Türk bir şirkete aitti) kaçtı, yolda bayrağını değiştirdi, kendisini Rus gemisi yaptı, Rusya Amerika’ya “O gemi bizim, çıkamazsınız” dedi. Ama Amerika açısından amaç hasıl oldu, bu boş tanker Venezuela’ya gidip petrol alamadı.

Şimdi anlıyoruz ki, Amerika bu ablukayı Venezuela’nın yeni yönetimi bütün Amerikan isteklerine boyun eğene kadar sürdürecek. Pazar günü Amerikan Dışişleri Bakanı bunu uzun uzun anlattı, zaten o yüzden New York Times da duruma “Gambot diplomasisi” adını verdi.

19. yüzyıl tarzı emperyalizmin ve kolonyalizmin bu biçimde yeniden hortlaması, Amerika’nın son 70 yılda özene bezene kurduğu ve “Bu sayede bir daha dünya Savaşı yaşanmayacak” dediği serbest ticaretin tamamen olmasa da kısmen ortadan kalkmasına neden olacak.

Gerçi Amerika’nın son 20 yıldır dünyanın sağına soluna uyguladığı ambargo rejimleri bu serbest ticareti zaten sarsıyordu, ortada yeni bir şey yok belki ama yenilik şurada: Ambargo rejiminden etkilenen ülke sayısı artık çok artmış durumda. ABD aynı anda İran, Rusya, Kuzey Kore ve Venezuela’ya silah zoruyla ambargo uyguluyor. Bir de silah zoruyla olmayan, yüksek gümrük vergileriyle konan yeni ambargolar var.

Bunların toplamı dünya ticaretini aksatıyor ve Amerika’nın tek taraflı olarak bu ticarete yön verme, bu ticareti kendi lehine kullanma isteğini gösteriyor.

İnsanlık tarihinin geçmişi hep tam da bu sebeple çıkmış bölgesel ve küresel savaşlarla dolu. Amerika askeri rakipsizliğine güveniyor olabilir ve kimsenin kendisiyle savaşmayacağını düşünüyor olabilir ama tek başına bütün dünyayı aynı anda karşısına almak da istemeyecektir.

Fakat tabii, Amerika’nın kendine hak gördüğü ‘gambot diplomasisi’ni uygulamak isteyen başka ülkeler olabilir. Örneğin Çin, yarın Güney Çin Denizindeki ticari trafiği kendi donanmasını oraya göndererek kontrola, istemediklerini buraya sokmamaya karar verirse ne olacaktır, kimse bilmiyor.

Veya tersten bakalım: Küresel ısınma sayesinde Kuzey Kutbundaki buzulların miktarında ciddi bir azalma olması, buradan 12 ay boyunca ticari gemilerin geçmesini kolaylaştırmaya başladı. Tabii bu yolu en çok kullanan ülke de birden bire Çin oldu; çünkü birden bire Çin’den Avrupa pazarlarına ulaşma süresi bu yeni yol sayesinde çok kısaldı.

Bu durum Amerika’yı kızdırıyor. Başkan Trump’ın Grönland’ı istemesinin bir sebebi bu. Hoş Grönland sözü edilen yeni ticaret yoluna çok yakın değil ama çok uzak da değil. Amerika en sonunda bu ülkede çok büyük deniz üsleri kurmak için Danimarka ve Grönland yönetimiyle bir anlaşmaya varırsa hiç şaşırmayacağım. Çünkü zaten Grönland’da Amerikan askeri üsleri var.

Tabii, her ne kadar 19. yüzyılın emperyalist taktikleriyle bugün arasında paralellikler görmek çok çekici olsa da bu benzerlikler bir yere kadar geçerli. 19. yüzyılda yaşıyor olsaydık, Amerika Venezuela’ya bir cerrahi operasyon yapmakla yetinmez, gemileriyle limanlarını bombalamış da olurdu. Bugün bu kadar ileri gitmiyor, onun yerine Venezuela’yı kendi isteklerine boyun eğmeye zorluyor. Venezuela Amerika için küçük lokma. Elbette esas mesaj Meksika’ya. Ve Meksika da bir konu hariç Amerika’ya çoktan boyun eğdi bile.

Unutmayın, şu anda Amerika Brezilya gibi dev bir ülkeye “cezalandırıcı gümrük vergisi” uyguluyor. Bu cezanın sebebi, Brezilya’nın BRICS üyesi olması ve Rusya ile Çin’le dolar dışı paralarla ticaret yapıyor olması.

Amerika’nın bu yaptıklarına “haydutluk” demek mümkün ve deniyor da zaten. Burada önemli olan bu haydutluğun sınırının nerede çizileceği.

Dünya ekonomisi ve ticareti 19. yüzyıla hiç ama hiç benzemiyor. Üretim ve ondan kaynaklanan mal ticareti elbette en önemli unsur olmaya devam ediyor ama “hizmet ihracatı” denen ticaretin payı büyük bir hızla artıyor. ‘Gambot diplomasisi’ hizmet ticareti üzerinde ne kadar etkili olabilir ki?

Trump yönetimi hizmet ticareti konusunu ve bu konuda Amerika’nın üstünlüğünü kaybediyor olmasını çok ciddiye alıyor gibi durmuyor. Çin’in yapay zeka endüstrisi, Amerika’dakine göre çok daha büyük bir hızla büyüyor ve bunu engelleyecek bir “gambot” henüz yok.

Amerika günün birinde net hizmet ithalatçısı konumuna düşerse, ki Trump’ın göç politikaları bu süreci hızlandırıyor olabilir, o zaman Amerika’nın yaratacağı hırçınlık bugünkünden çok daha büyük olabilir.

Hiçbir ülke birinci sınıf bir askeri güçken ikinci sınıf bir ekonomik güç olmayı kabullenmez.

Dünyamızın geleceği artık biraz daha belirsiz maalesef.

Keşke herkes muhalefet kadar rahat olabilse…

Keşke herkes muhalefet kadar rahat olabilse…
Nicholas Maduro ile Tayyip Erdoğan birbirlerine “dostum” diye hitab ediyorlardı.

Neden?

Sebebi belli: Venezuela’nın popülist liderinin dünya üzerinde gidebildiği birkaç ülkeden biri Türkiye’ydi, Türkiye yoluyla Amerikan ambargolarından kurtulmaya uğraşıyordu.

Tayyip Erdoğan ise sadece iç politika tüketimi için değil, kendi samimi düşüncesiyle de Batı karşıtıydı ve Batıda bir çatlak anlamına gelen Venezuela’ya ideolojik anlamda kendini yakın hissediyordu.

İki ülke arasında türlü çeşitli gri alanları da kapsayan (Venezuela altınlarını Türkiye’de işlemek, ucuz petrol almak, bu ülkedeki limanları işletmek vs) bir yakınlaşma yaşandı.

Ama Amerikan askerleri Maduro’yu evinden kıskıvrak kaçırınca Tayyip Erdoğan eleştirel tek kelime bile söylemedi. Muhalefet de bu sebeple onu yerden yere vuruyor. Erdoğan’ın muhalefetten gelen eleştirilerden etkilendiği belli, Ömer Çelik onun adına çıkıp eleştirilere cevap verdi.

Erdoğan, iktidarda değil muhalefette olsa kim bilir neler derdi Amerika’nın operasyonuna karşı. Ama bugün diyemiyor. Sebebi belli: Dünyanın gerçekleri ve Türkiye’yi yönetmenin sorumluluğu sırtında.

Geçmişte dış dünyada olanlara kendi ideolojisinden laf yetiştirdiğinde her seferinde Türkiye ciddi kayıp yaşadı. Tek başına Mısır darbesine verdiği tepkinin ülkemize maliyeti çok büyük oldu. Bakın doğu Akdeniz’de üstünlük el değiştirdi, Türkiye “Mavi vatan” diyerek savunma pozisyonuna geçmek zorunda kaldı.

O yüzden, Tayyip Erdoğan’ın bu kez duygularına yenilmemiş olmasını aslında takdirle karşılamak gerek.

Önceki ve Sonraki Yazılar