1. YAZARLAR

  2. Mücahit Bilici

  3. Din, Ahlak, Toplum: ‘Allah korkusu’ndan ‘Toplum korkusu’na
Mücahit Bilici

Mücahit Bilici

Din, Ahlak, Toplum: ‘Allah korkusu’ndan ‘Toplum korkusu’na

A+A-

İnsanlar hep birarada yaşamıştır ancak toplum dediğimiz şey yenidir. (Bu konuyu başka zaman ele alırım). Toplumdan önce başka şey var idi. Toplum ise doğmadan önce ahlak adını taşıyordu. Ahlaka şimdilik insanlararası davranışı dengeleyen nispet adını verelim. Akıl veya eleştirel düşünce insana özerklik vermek istedi. Bu sebeple akıl, insanların bağlandıkları (duraksız, mutlaki) halatları peyderpey kopardı. “Doğru”yla olan dolaysız ilişki aklın bu bıçak darbelerinden sonra mahiyet değiştirdi. Ahlak doğrunun diktatörlüğünden çıktı, araya “rıza” boşluğu girdi. Toplumun eski bir adı ve bir diğer adı olan ahlak kırıldı (rivayetlere göre, insanlar sayısınca parçalandı). Parçaları tekrar yapıştırmak için “toplumsal sözleşme” teorileri doğdu. Sosyal, siyasi olan herşey aynı zamanda ahlakidir.

Ahlak ile Doğru arasındaki bu ayrışma zamanla evrildi. Doğrunun diktatörlüğü rıza lokmasını yutmak zorunda kaldığı için “din”e özgürlük zerkedildi. Tanrı’nın emri insanın tercihi olarak yeniden hayata dahil edildi (laiklik ve din özgürlüğü). Ahlak ise Tanrı’dan boşandığı halde dizginleri serbest bırakmadı. Zaten bizzat dizginin kendisiydi (categorical imperative). Ahlak sekülerleştikçe keskinleşti, belirginleşti. Ateistin ahlakı bu yüzden dindarın (din içinde görünmez ve gittikçe teşhis edilemez hale gelen) ahlakıyla karşılaştırıldığında kabak gibi ortaya çıkarken, dindarın ahlakı analitik karambole gitti. (Çünkü bir ayrışmanın öncesi ve sonrası karşılaştırılıyordu. Elma ile Armut değil Elma ile Meyve karşılaştırılıyordu.)

Tanrı, rıza parmaklıklarının arkasına hapsedildi. Meşrutiliğe tabi kılınan eski bir Sultan gibi “keyfi”nce hareket edemez hale geldi. Tanrı’nın yerine soyut bir Akıl’ı koymak isteyenlerin mürekkep cehaleti terör doğurdu. (Bilim adına atıp tutan cahil insanların taptığı despotizm diyebilirsiniz buna). Aklın gökten zembille inmediği anlaşıldıkça Tanrı’nın yerine rıza filtresinden geçmiş bir akıl olarak Toplum göndere çekildi. Tanrı’nın yerini Toplum aldı. Dinin dağıttığı ahlakı artık toplumsallık dağıtacaktı. Kim ne der’in göğe çekilmiş bir formu olan Tanrı korkusu bu kez kim ne der olarak yere indirildi. Yasa, Allah korkusunun taşıyıcısı olmaktan iyice çıkıp Toplum korkusunun taşıyıcısı oldu. Cezayı gerektiren emirler kanun olurken, ayıplanmayı veya alkışlanmayı gerektiren emirler de ahlak oldu.

Adına sekülerleşme de denilen bu geçişler yaşanırken yatay bir din olarak ahlak kamusallaşıp kalınlaştıkça, dikey bir ahlak fiskiyesi olarak din seyreldikçe seyreldi. Bu momente tanıklık eden toplumlarda şu tür semptom ve insan profilleri ortaya çıkıyordu: Din yerine Bilim diyenler. Dinleri var diye bir ahlaklarının olması gerektiğini bilmiyorlar diye Tanrıcı insanlarla dalga geçen Toplumcu kişiler. Dinden bağımsız ve seküler bir iyi yaşam (yani din ve ahlak) arayışı olarak felsefe denilen dipsiz kuyuda dip bulacağını zanneden sığ derinlik arayışları. Bu değişimi dinden çıkmak zannedenler, yani değişimin yeni ayağının geçmişin reddi ve inkarı olduğu zehabına kapılanlar. Toplum’un Tanrı yerine yeni rabb (terbiye edici) olarak yükselmesini dinde ahlak görememe olarak tecrübe eden insanlar. Bunlar çoğunlukla yeniliğin büyüsüne şu veya bu sebeple kapıldıkları için eskinin yeni ile olan ilişkisini (bilhassa da süreklilik ilişkisini) anlamaktan uzak şimdi-merkezci bir bakışa sahip olan insanlardır.

Din, Ahlak ve Toplum ayrışmadan evvel bir idiler. Vicdan bu üç örtüşen realiteyi ifade eden bir kavram olarak hatırlanabilir. Amme vicdanı din midir yoksa ahlak mıdır? Kimine göre vicdan, toplumun her insanda açtığı inzibatî garnizon veya rehberlik hizmeti veren konsolosluktur. Modernleştikçe, dünyayla ilişkimiz hesaba-kitaba gelir bir aklîliğin kapsamına girdikçe ahlak anlayışımız değişiyor. Modern eşitlik ve anonimlik bizi her bir insanla karşılaştığımızda bütün bir toplumla karşılaşmış gibi kıldığı için eskiden Tanrı’ya atıfla yürütülen irşad ve inzibat bugün Toplum’a atıfla gerçekleşiyor. Bir farkla ki Toplum’un köleleri Tanrı’nın kullarına bakarak kendilerini özgür ve daha ahlaklı sanma hatasına düşüyorlar.

[KİTAP TAVSİYESİ: Marmara Üniversitesi Felsefe Bölümü hocalarından Prof. İshak Arslan’ın din olgusunu etraflıca ele alan önemli çalışması: İshak Arslan, Din Düșüncesi: Dinselin Ekonomisi, Dönüşümü, Geleceği (Istanbul: Küre Yayınları, 2024).]

Önceki ve Sonraki Yazılar