1. HABERLER

  2. EDEBİYAT DEFTERİ

  3. MAKALELER

  4. Çözüm: Riske Rağmen Değil, Risk Nedeniyle
Çözüm: Riske Rağmen Değil, Risk Nedeniyle

Çözüm: Riske Rağmen Değil, Risk Nedeniyle

Sürecin başarısız olma riski gerçektir. Ama sürecin hiç başlamamasının ya da çökertilmesinin maliyeti de gerçektir ve bu maliyeti zaten yaşıyoruz. “Sürece karşı çıkıyorum” demek, ister istemez şu soruyu da beraberinde getirir: Peki ne öneriyorsunuz?

A+A-

Adnan BOYNUKARA - Perspektif

PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesine ilişkin süreç ilerledikçe örgüte yönelik, geçmişten kaynaklı kaygılar daha fazla gündeme geliyor. Yazılanlar ve konuşulanlar dikkate alındığında, “Hayır, bu örgütü tanımıyorsunuz” deme imkânım yok. Hatta daha ileri gidilebilir ve değerlendirme yapanların haklı olduğunu, tarihin onlara hak verdiği anların çok olduğunu kabul edebilirim. Mesela, 1999’da Öcalan yakalandığında örgüt çözüldü mü? Hayır. 2005 yılında örgüt isim değiştirerek yeniden yapılandı mı? Evet. 2013-2015 Çözüm Süreci gerçek bir dönüşümle mi kapandı? Hayır. Sürece destek verenler hayal kırıklığına uğradı mı? Kesinlikle evet. Örgüt, terörü şehirlere indirdi mi? Evet, hatta şehirleri yaşanılmaz hâle getirmeye çalıştı. Suriye’de sosyolojik gerçekliğe rağmen sabote edici bir tutum sergiledi mi? Evet, sergiledi. Bunların hepsi ciddiye alınması gereken kaygılar. 

Bu kaygıları taşıyan insanların önemli bir kısmı meseleyi uzun yıllardır takip eden kişiler. Onlarla aynı tarihi okuyoruz ama farklı bir sonuca varıyoruz.

Belfast’ta da Şüphe Vardı

Kuzey İrlanda barış müzakerelerini yürüten ABD’li arabulucu George Mitchell, anılarında Belfast sokaklarında yabancıların kendisine yaklaştığını ve şöyle dediğini yazar: “Teşekkürler Senatör, ama zamanınızı boşa harcıyorsunuz”. Mitchell bu cümleyi yıllarca duyduğunu söyler. IRA’nın tarihine bakıldığında, sürece şüpheyle yaklaşan bu insanlar haksız değildi. Örgüt ateşkesi bozmuş, müzakere masasını terk etmiş ve 1994 ateşkesinin ardından 1996’da Londra’da bombalı saldırı düzenlemişti. Ama 1998’de Hayırlı Cuma Anlaşması imzalandı. 2005’te IRA tüm birimlerine silah bırakma emri verdi ve uluslararası denetçilerle çalışarak cephanesini tamamen tasfiye etti. 2007’de ise onlarca yıl boyunca şiddetle karşı karşıya gelen iki tarafın liderleri, Sinn Féin’den Gerry Adams ve DUP’dan Ian Paisley, iktidarı paylaşmak üzere bir araya geldi ve koalisyon hükümetini kurdular. Şüpheciler yanıldı mı? 1996’daki Londra bombalamasına, defalarca askıya alınan sürece, IRA’nın silah bırakmayı yıllarca ertelemesine bakarsanız, hayır. Ama 1998’de imzalanan anlaşma, 2005’te teslim edilen silahlar ve 2007’de kurulan koalisyon hükümeti onları da şaşırttı.

Geçmiş Geleceği Yazmaz

Eleştirilerin özündeki mantığa bir itirazım var: “Bu örgüt geçmişte bunu yaptı, o zaman yine yapacak.” Bu cümle tarih bilgisi değil, geçmişin tekrar edeceğine dair geleceği geçmişe mahkûm eden bir mantık. Bu yaklaşım, ihtiyatlı olmakla aynı şey değil, geçmişi geleceğin değişmez kaderi gibi okumaktır. Geçmişte yaşananlar göz önünde bulundurulabilir, geçmişten önemli dersler çıkarılabilir ama geçmişin geleceği belirlemesine izin verilemez. 

IRA yıllarca barışın mümkün olmadığının kanıtı olarak gösterildi. FARC için Kolombiya’da benzer şeyler söylendi. İki süreç farklı sonuçlar verdi, biri kalıcı bir barışa ulaştı, diğeri çetrefilli de olsa ilerledi. Sonuçta her ikisi de şunu gösterdi: Geçmişteki şiddet, geleceği kesin olarak belirlemez. Hiçbir örgüt koşullarının üzerinde değildir ve PKK’nın koşulları da köklü biçimde değişmiş durumdadır.

Koşullar Bu Kez Farklı

Ancak “yine aynı” diyenlere karşı “bu kez farklı” diyebilmek için somut gerekçeler sunmak gerekir. Öcalan’ın Şubat 2025’teki çağrısının ardından PKK, Mart 2025’te kongre düzenleyerek kendini feshettiğini ilan etti ve sembolik bir silah bırakma töreni gerçekleştirdi. TBMM’de neredeyse tüm partilerin katılımıyla Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu ve Şubat 2026’da örgün tasfiye sürecini ve geri dönüşleri içeren bir yol haritası açıkladı.

Peki bu sefer yapısal olarak farklı olan ne?

Birincisi, jeopolitik zemin köklü biçimde değişti. Suriye iç savaşının oluşturduğu tablo, PKK’nın bölgedeki stratejik konumunu zayıflattı. Suriye’de yaşanan rejim değişikliği ve ABD’nin Suriye politikasında yaşanan değişim, özelde YPG’nin, daha genel olarak da örgütün manevra alanını daralttı. Örgüt Suriye’de kontrol ettiği alanlardan çekilmek zorunda kaldı ve Suriye Kürtleri yeni Şam yönetimine entegre oldu. Önceki süreçlerde mevcut olmayan bu dışsal baskılar, örgütün hesabını değiştirdi.

İkincisi, Öcalan’ın bu kez kullandığı dil oldukça farklı. Örgütün feshini ve silah bırakma gereğini devlet ile yürütülen görüşmelerden çok zamanın ruhuna ve amaç ile araçlar arasında oluşan açığa dayandırıyor. Ama bunu söylerken eleştirenlerin, “her seferinde böyle konuştu” şeklindeki itirazlarını da duyuyorum. Haklı olabilirler. Bu yüzden dili değil, dili mümkün kılan koşulları esas almak gerekiyor.

Üçüncüsü, kurumsal çerçeve daha belirgin. Önceki süreçlerde görüşmeler büyük ölçüde gayri resmi kanallar üzerinden yürüdü. Bu kez Meclis komisyonu kuruldu, siyasi partilerin tamamına yakını komisyona üye verdi, komisyon kapsamlı bir rapor ve yol haritasını kamuoyuyla paylaştı.

Dördüncüsü, sürecin MHP lideri Bahçeli’nin desteğiyle yürütülmesi hem siyasal hem de toplumsal alanda oluşabilecek muhtemel dirençleri sınırlandıran bir işlev görüyor. Sürece yönelik desteğin yüzde 50’lerin üzerinde seyretmesi, sürece karşı çıkan siyasi aktör ve partilerin zemin bulamaması da bu hususun önemini gösteriyor.

Ayrıca örgütün insan kaynağı, hareket alanı ve toplumsal etkisi de geçmiş dönemlere kıyasla daha sınırlı bir noktada bulunuyor.

Örgütün Zayıflaması Çözüm Değil

Bir itiraz daha var, üzerinden geçmemek gerekiyor. “Örgüt zaten bitmişti. Güvenlik operasyonları işe yaradı ve örgütün eylem kapasitesi büyük ölçüde kırıldı. O zaman bu süreç neden başladı?” Bu değerlendirmenin kısmi bir gerçeklik payı var. Ama bir örgütün zayıflamış olması ve çatışmanın bitmesi, çatışma riskinin ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Güvenlik politikaları şiddeti sınırlandırır, ancak kalıcı bir çözüm inşa etmez. Nitekim, tam da bu nedenle, dünyada yaşanan bütün çatışma süreçleri ancak siyasi bir çözüm süreciyle sonuçlandırılmıştır. Ayrıca, örgütün zayıfladığı, toplumsal desteğinin gerilediği dönemler, siyasal çözüm için en uygun zemini oluşturur.

Çözüm süreçleri çoğu zaman çatışmanın en güçlü olduğu dönemlerde değil, silahın artık anlamlı bir gelecek vaat etmediğinin görüldüğü dönemlerde mümkün hale gelir. Sonuç olarak, örgütün zayıflamış olduğu gerçeği, yeni bir çözüm teşebbüsünün gereksizliğine değil, tam da zamanı olduğu tezine gerekçe oluşturuyor. Örgüt zaten zayıflatıldığı için, mevcut süreç, örgütün eylem yapma kapasitesini zayıflatmak için değil, örgütü feshetmek ve yeni bir çatışma ihtimalini tamamen ortadan kaldırmak için yürütülüyor.  

Alternatif Ne?

Süreci desteklememek güvenli bir seçenek değildir. Çünkü statüko da bir risktir. Üstelik maliyeti çok daha somut ve belgelidir. Burada ayrıntılara girmeye gerek yok, kırk yıllık çatışmanın sosyal, siyasal, ekonomik ve jeopolitik faturası ağırdır.

George Mitchell, Kuzey İrlanda’ya ilişkin yazdıklarında işsizlik ile şiddet arasındaki derin bağa dikkat çeker. Umutsuzluğun, istikrarsızlığın ve çatışmanın temel yakıtı olduğunu vurgular. Bu gözlem Türkiye’nin güneydoğusu için de geçerlidir. Şiddetin gölgelediği yarım asra yakın sürede Güneydoğu’nun ekonomik potansiyeli büyük ölçüde heba oldu, bölgenin genç nüfusu ya göç etti ya da çatışmanın içine çekildi.

Sürecin başarısız olma riski gerçektir. Ama sürecin hiç başlamamasının ya da çökertilmesinin maliyeti de gerçektir ve bu maliyeti zaten yaşıyoruz. “Sürece karşı çıkıyorum” demek, ister istemez şu soruyu da beraberinde getirir: Peki ne öneriyorsunuz? Bu soruya ikna edici bir yanıt verilmesi gerekiyor. Tam da bu nedenle mesele riskin olup olmaması değil, hangi riskin daha yönetilebilir olduğudur.

Destek Başka, Güven Başka

Burada net olmak gerekiyor. Süreci desteklemek, örgüte güvenmek anlamına gelmiyor. İki şeyi birbirinden ayırt etmek zorunlu. Olası riskleri görmek ile sürece tümden karşı çıkmak aynı şey değildir. Tedbirler konusunda duyarlı olmak ile süreci tahrip etmek aynı şey değildir. Süreci desteklemek; adımların denetlenebilir olmasını istemek, her aşamanın geri dönülebilir mekanizmalarla güvence altına alınmasını talep etmek ve süreç ilerlerken güvenlik tedbirlerini askıya almamak anlamına gelir. Geçmiş çözüm sürecinde bu konuda yapılan eleştiriler boşuna değildi. Örgütün olası farklı adımlarına karşı hazırlıklı olmak, sürece ihanet değil, süreci korumaktır. Bunlar sürecin önündeki engeller değil, sürecin sağlıklı işlemesi için gerekli koşullardır.

Mitchell, “Hayırlı Cuma” sürecini değerlendirirken anlaşmanın bir varış noktası değil, başlangıç noktası olduğunu vurgular. Barışı garanti etmiyordu, ama mümkün kılıyordu. IRA’nın silah bırakmayı yıllarca ertelemesi, sürecin defalarca askıya alınması, hatta anlaşmadan hemen sonra gerçekleşen ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği Omagh bombalaması bile bu başlangıç noktasını ortadan kaldırmadı. Bu ayrım tüm çözüm süreçlerinin özünde yatar.

Korkuya Karşı Cesaret de Bir Tercih

Gerry Adams, yıllar sonra Sinn Féin’in en sert düşmanı olan David Trimble’ın anlaşmayı desteklemek için ne kadar cesaret gerektirdiğini ancak onun ölümünün ardından tam olarak kavrayabildiğini söyledi. Trimble, kendi tabanından gelen yoğun baskıya rağmen imzayı attı. Tarih onu haklı çıkardı.

Şiddette düşman bellidir. Çözümde ise çoğu zaman en büyük engel karşı taraf değil, kendi korkularımızdır.

Aynı tarihi okuyoruz. Ben kendi adıma o tarihten şunu öğrendim: Geçmişteki başarısızlıklar, gelecekteki çabaların anlamsız olduğunun kanıtı değildir. Aksine, neye dikkat etmemiz gerektiğinin haritasıdır. Riskleri görmenin amacı hareketsiz kalmak değil, onları yönetebilmektir. Bu haritayı elimizde tutarak yürümeliyiz. Çünkü en büyük risk, riskten kaçınmaktır.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.