
Bahçeli: Barış teslimiyet veya taviz değildir... Oyalamaya ve oyalanmaya gerek yok
.
MHP lideri Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda küresel gelişmeler ve “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Oyalanmaya ve oyalamaya gerek yoktur. Barış teslimiyet değildir, barış taviz değildir.” diyen Bahçeli, sürecin milli birlik ve kararlılıkla yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Dünyanın ve bölgenin ciddi kırılmalar, riskler ve jeopolitik sarsıntılarla karşı karşıya bulunduğunu belirten Bahçeli, böyle bir dönemde Türkiye’nin kendi iç bünyesini tahkim etmesinin, milli birliğini güçlendirmesinin ve toplumsal dayanışmayı sağlamlaştırmasının ertelenemez bir zorunluluk haline geldiğini vurguladı. Bu sürecin yalnızca bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda devletin bekası ve milletin geleceğiyle doğrudan ilgili stratejik bir konu olduğunu ifade etti.
TBMM'nin bu süreçte aldığı inisiyatife dikkat çeken Bahçeli, Meclis’te yürütülen çalışmaların millet adına son derece dikkatli, titiz ve yüksek sorumluluk bilinciyle sürdürüldüğünü söyledi. Sürecin uzatılmasına veya belirsizliğe sürüklenmesine karşı net bir tutum ortaya koyan Bahçeli, “Oyalanmaya ve oyalamaya gerek yoktur” diyerek hızlı ve sonuç odaklı bir yaklaşımın gerekliliğine işaret etti. Barış kavramının yanlış anlaşılmaması gerektiğini belirten Bahçeli, “Biz diyoruz ki barış teslimiyet değildir, barış taviz değildir” dedi. Barışın; devletin gücünü muhafaza ederek milletin onurunu koruyan bir denge olduğunu vurgulayan Bahçeli, bunun aynı zamanda adaletin, kardeşliğin ve milli birliğin birlikte yükseldiği bir ülkü anlamına geldiğini ifade etti.
Bahçeli'nin açıklamalarında öne çıkan başlıklar şu şekilde:
"Dünyada değerler sisteminin çöktüğü, büyük anlatıların iflas ettiği, tarihi bir dönemeçte olduğumuz herkesin malumudur. Eski düzenin kurgulamış ve inşa etmiş olduğu anlam kodları ortadan kalkmış lakin yeni egemenlik formları ise tasavvur şeklinde bulunduğu için yürürlüğe girmemiştir. Küresel düzenin derin bir şekilde sarsıldığı ve anlam sisteminin bozulduğu bu dönemde kararlarımızı bu gerçeği göz önünde bulundurarak ortak bir sorumlulukla almak durumundayız. Tarihin çeşitli kırılma ve kopuş anlarında en etkili güvenlik, milli birlik ve beraberlik içerisinde ortak iradeye dayanan güvenliktir. Ve bu durum; hepimizin ortak akli, ahlaki ve vicdani sorumluluğudur.
Bugün tanık olduğumuz küresel ve bölgesel istikrarsızlık, yaşanılan çatışmalar eskinin tam olarak öldüğünün yeninin ise henüz doğmamış olduğunun göstergesidir. Bu da kelimenin tek anlamı ile bir kriz durumudur. Kriz ise, sorunların ne olduğunu bilmemek değil, çözümlerin ne olduğunu bilmemektir. Lakin her kriz dönemi diğer taraftan bir eşiktir. Cumhur İttifakı ile beraber Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurmuş olduğu yapıcı ilişkiler, inşallah bu eşiği bölgenin istikrarı için varılacak bir hedefe dönüştürecektir.
"TRUMP VE NETANYAHU TARİH DIŞI BİR TUTUMLA TELAFİSİ ZOR BİR HATA YAPMIŞLARDIR"
Zira dünya düzeni içerisinde 2. Dünya savaşından sonra, kurumsallaştığını düşündüğümüz küresel örgütler işlevselliğini yitirmiş, ortak bir akılla krizlere karşı çözüm üretme kabiliyetlerini de kaybetmişlerdir. Küresel ölçekte sağlanmış olan hegemonya, ahlaki ve ideolojik referans kalıplarını kaybetmiş, rıza üretme anlayışı ortadan kalkmış, bu durum ise haklının güçlü olduğu değil, güçlünün haklı olduğu anlayışına evrilip, huzursuzluğun ortaya çıkmasına şiddetin normalleşmesine neden olmuştur. Trump ve Netenyahu, rıza üretmeyi bir kenara bırakarak, zora dayalı hegemonyanın sürdürülemez olduğunu göz ardı etmiş ve tarih dışı bir tutumla telafisi zor bir hata yapmışlardır. İbretlik bir biçimde de bu hatalarına ısrarla devam ettikleri gözlemlenmektedir. Çünkü onları bir araya getiren değereler manzumesi ve insanlığın ortak düşüncesinin birikimine dayalı söz varlığı tükenmiş, batılı akıl için anlam sistemi açısından yolun sonu görünmüştür.
Başta ABD’deki, Trump karşıtı yürüyüşler ve savaş karşıtı yüksek rütbeli askeri hiyerarşideki tartışmalar olmak üzere, Batı kamuoyunun halk ve bürokrasi bazında, vicdanının sesini dinlemeye devam etmesi halinde, Trump yönetimi bu gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Benzer bir şekilde, geçen hafta da ifade ettiğim gibi sağduyulu dünya Yahudilerinin Netenyahu’nun Siyonist ideolojik zihniyetine karşı, itirazlarını yüksek sesle dile getirmeleri beklenilmektedir. İşte bu nedenlerden dolayı; her konuyu derinlemesine incelemek ve gerçeğe en yakın bir şekilde sonuçlar çıkarmak bir mecburiyet, milletimize karşı ilkeli ve tutarlı bir siyasetin gereğidir.
"HÜRMÜZ BOĞAZI ODAKLI ÇATIŞMA BELİRSİZ BİR GELECEĞE DOĞRU SÜRÜKLEMEKTEDİR"
ABD, İsrail - İran Savaşı otuz dokuzuncu gününde de karşılıklı saldırılarla devam etmekte, meşruiyetten yoksun, insan onur, haysiyet ve şerefini askıya alan bu saldırıların süreceği de maalesef görünmektedir. İran’a karşı yapılan saldırılar her geçen gün hem can kaybını artırmakta hem de alt yapının tahribatını giderek büyütmekte, İran, İsrail ve ABD’nin yıkıcı gücüyle bir çıkmaza sürüklenmek istenmektedir. Tüm bu çok yönlü baskı ve kuşatma girişimlerine rağmen, İran halkının mukavemeti: kararlılığı, dayanıklılığı ve toplumsal refleksiyle dünya kamuoyunun dikkatini üzerine çekmiştir. Bu direniş iradesi, uluslararası çevrelerde şaşkınlıkla karşılanmış, başta Trump olmak üzere birçok siyasi aktörün öngörülerini de boşa çıkarmıştır. Özellikle Hürmüz Boğazı odaklı çatışma, dünyada da bir taraftan enerji krizini beslemekte, diğer taraftan da tedarik zincirlerini etkilemekte, her geçen gün bu sorunu karanlık ve belirsiz bir geleceğe doğru sürüklemektedir.
Dünyada öngörülemez bir istikrarsızlığı derinleştirecek nitelik arz eden bu savaş uluslararası örgütlerin işlevsizleştiğini ve kalıcı bir barış için arabuluculuk yapmaktan aciz olduklarını göstermektedir. Sayın Milletvekilleri, Değerli Dava Arkadaşlarım; zaman, mekân ve insandan söz ettiğimiz her durumda aslında insanın tarihsel varlığından söz ediyoruzdur. İnsan tarihsel bir varlıktır. Çünkü atalarımızın aldığı kararlar bugün bizim yaşadıklarımızın genel çerçevesini oluşturmaktadır. Tarihsel hafızaya dayanarak bizim alacağımız kararlar da milletimizin geleceğine istikamet verecektir.
Bu gerçeğin idrakiyle, böylesi bir milli şuurla, böylesi bir milli duyguyla, bugünkü dünya durumunun semptomlarını dikkatli bir şekilde çözümlemek ve bunları akıl yoluyla incelemek kuşkusuz siyaset yapıyorum diyen herkesin ortak sorumluluğudur. İçinden geçtiğimiz zaman diliminde, her zamankinden daha çok, üzerimizde tarihi ve ahlaki bir sorumluluk vardır. Çünkü bugün biz aldığımız kararlarımızla gelecek nesillerimizin hayatını tayin edecek; onlara, ya mutlu ve huzurlu bir geleceği tesis edeceğiz, ya da başa çıkmakta zorlandıkları meşgaleler olarak kötü bir miras bırakacağız.
20. yüzyılın başında Ortadoğu’nun sınırları yeniden şekillendirilirken kurulan oyunları bozan saf ve duru bir iradeyle Cumhuriyeti inşa eden akıl; bugün emperyalizmin farklı maskelerle yeniden ortaya çıktığı bir dönemde de, Türk ve Türkiye Yüzyılı’nda aynı kararlılık ve bilinçle her türlü oyunu bozacak güçlü bir terkiple daha güçlü bir cumhuriyet iradesi olarak varlığını sürdürmektedir.
"CHP, SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNE KATKI SUNMAK YERİNE ÇIKARCI BİR TUTUMLA HAREKET ETMEKTEDİR"
Hem dünyada hem bölgede gerçekleşen her türlü hadiseyi düzenli bir şekilde çözümlemek, akıl yolu ile incelemek hepimizin ortak sorumluluğudur. Lakin böylesi bir gerçeklik durumunda bile CHP, siyaset yerine laf üretmekte, sorunların çözümüne katkı sunmak yerine basit ve çıkarcı bir tutumla hareket etmektedir. Millet için en değerlisinin ne olduğunu idrakinden yoksun bulunmakta, çeşitli küresel odaklara sığınmakta, yanlış adreste doğru kişiyi aramaktadırlar. Gerçekle arasına mesafe koymuş olan bu anlayış köklerle değil yapraklarla uğraşmakta, gerçeğe sırtını dönüp sanala ömrünü tamamlamış bir söyleme, Sosyalist Enternasyonal'e teslim olmaktadır. Düşünceleri aklın mayasıyla yoğurma kabiliyetini kaybeden anlayış ülke, bölge ve dünya gündemini basit çıkarları doğrultusunda değerlendirmekte, devletten, milletten ve gerçekliklerden kopmuş görüntü vermektedir. Son günlerde CHP zihniyetini temsil eden bazı belediye başkanlarının çürümenin had safhasını ulaşmış olmalarını ve milletin kendilerine emanet ettiği makamları her açıdan istismar ettiklerini görmekten üzüntü duymaktayız. Milletimizin içinden geçtiği bu tarihsel dönemeçte sadece teşhis koymak kolaycılıktan ibarettir. Asıl olan çare üretmek ve sorumluluk almaktır ki MHP olarak bizim ortaya koyduğumuz yaklaşım budur.
Hepimizin çok iyi bildiği gibi MHP önce ülkem ve milletim sonra partim ve ben derken slogan değil, fikir, hamasete dayalı propaganda değil sağ duyuyu ifade eder. Değerler alanına savaş açmaz, değerlere dayalı politika üretir. Sorunlardan beslenmez, sorunlara çözüm için gayret eder. Açıkça ve kararlılıkla ifade etmek gerekir ki bu zorunululuğun yüklediği tarihi misyon sebebiyle MHP hadiseleri günübirlik gelişmelerin dar kalıpları içinde değerlendiren bir anlayışın çok ötesindedir. Bizim bakışımız tarih şuuruyla yoğrulmuş bir bakıştır. MHP'nin nazarında dünya güç çekişmesinin sertleştiği, dengelerin hızla değiştiği ve yeni bir küresel yapılanmanın sancılarının yaşandığı bir mücadele alınıdır. Bu tabloda Türkiye'nin yeri tesadüflere değil, tarihi sorumlulukla jeopolitik hakikatlere ve milli iradeyle tahin edilmektedir. Bizim için esas olan milletin birliği, devletin bekası ve vatanın bölünmez bütünlüğüdür. Bu üç temel sütunu hedef alan her girişim hangi kılıfa bürünürse bülünsün karşında MHP'yi bulacaktır. MHP, gelişmeleri yalnızca izleyen siyasi yapı değildir. Gerektiğinde yön veren, gerektiğinde uyaran gerektiğinde ise milli duruşu en net şekilde ortaya koyan iradenin adıdır. Ölüm kapımızı çalsa da katiyen vazgeçmeyiz.
Küresel rekabetin kızıştığı, milletlerin ve devletlerin geleceklerini yeniden tayin etmek zorunda kaldığı bir dönemde Türkiye'nin önünü görecek sağlam bir vizyona, güçlü bir kararlılığa her zamankinden daha fazla ihtiyacımızın olduğunu unutmamalıyız. Etrafımızda gelişen çatışmalar ne kadar diri, dinamik, tecrübeye dayalı akılla hareket etmemiz gerektiğini göstermektedir. Gücünü kaybeden aktörlerle yükselen güçlerin rekabet alanına dönüşen bu coğrafyada Türkiye sahip olduğu istikrar, güvenli ve kurumsal kapasiteyle bölgede de diğer aktörlerden ayrışan bir konumdadır. Bu durum ülkemizi yalnızca krizlerden görece uzak tutmakla kalmamakta aynı zamanda bölgesel aktörler açısından güvenli bir çekim merkezi haline getirmektedir.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE DOĞRU ZAMANDA ATILAN DOĞRU BİR ADIMDIR"
17 Mayıs 2025 tarihinde Barış tek kanatlı bir kuş değildir. Bir kanat Öcalan'ın yaptığı çağrı ve gelinen fesih kararıyla kendisini gösterdi. İki kanadı millet olarak hep birlikte gövdeye getirmeliyiz demiştim. Barış ancak iki kanadın ahenkle çırpınmasıyla milletin tamamının aynı istikamete yönelmesiyle yükselebilir. O gün ifade ettiğimiz gibi bu kanatlardan biri terörün gölgesinde şekillenmiş yapıların fesih kararı ve yapılan çağrılarla kendisini göstermişti. Asıl olan ikinci kanat ise aziz Türk milletinin bizatihi kendisidir. Gerçeğinden hareketle milli iradenin merkezi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yapılan komisyon çalışması büyük bir olgunluk, yüksek bir sorumluluk bilinci ve devlet ciddiyeti içerisinde sonuçlanmıştır. Bu tablo milli iradenin tecelligahı olan gazi meclisimizin tarihi sorumluluğunu hakkıyla yerine getirdiğinin de açık bir göstergesidir.
Terörsüz Türkiye sürecinde ortaya konan bu güçlü siyasi irade milletimizi çok yoran bu sorundan kurtulacağımızın da net göstergesi olmaktadır. Bu konu günü birlik tartışmaların ötesinde milletin bekasına, devletin istiklaline ve toplumsal huzurun teminine dair stratejik bir meseledir. Terörsüz Türkiye doğru zamanda atılan doğru bir adımdır. Tarihi önemde bir dönüm noktasıdır. Akıl, vizyon, emek, sabır ve itina ile vatan ve millet aşkıyla devleti millet devlet millet dayanışmasıyla yürütülen hayırlı bir sürecin de ürünü olacaktır. Terörsüz Türkiye milletimizin özlemle beklediği bir gelişme daha müreffeh ve huzurlu bir geleceğin müjdesi kalıcı barışın umudun lider ülke Türkiye'nin habercisidir. Bugün gelinen noktada yasal düzenlemelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yasa çalışması olarak taşınacak olgunluğa erişmesi memnuniyet vericidir.
"OYALANMAYA VE OYALAMAYA GEREK YOKTUR"
Dünyanın ve bölgemizin ciddi kırılmalarla, risklerle ve jeopolitik sarsıntılarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde kendi iç bünyemizin tahkimi, milli birliğimizin güçlendirilmesi ve toplumsal dayanışmanın sağlamlaştırılması ertelenemez bir zaruret halini almıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bu süreçte aldığı inisiyatif millet adına son derece dikkatli, son derece titiz ve sorumluluk bilinci yüksek bir şekilde yürütülmektedir. Bu tabloyu yakından takip ediyor, yapılan çalışmaları yakından izliyor ve gereken her hassasiyetin gösterilmesini elzem görüyoruz.
Bu meselede hiçbir boşluk, hiçbir ihmal ve hiçbir zafiyetin kabulü mümkün değildir. Oyalanmaya ve oyalamaya gerek yoktur. Biz diyoruz ki barış teslimiyet değildir, barış taviz değildir. Barış milletin onurunu koruyarak devletin gücünü muhafaza ederek sağlanan bir dengedir. Barış adaletin, kardeşliğin ve milli birliğin birlikte yükseldiği bir ülküdür. Türkiye Cumhuriyeti köklü kardeşliğin, güçlü geleceğin, ortak kaderin ve sarsılmaz birlik ruhunun en sağlam teminatıdır. Bu teminat dün olduğu gibi bugün de dimdik ayaktadır. Yarın da ilelebet payidar kalacaktır. Ve ben bir kez daha söylüyorum. Bu aziz milletin birliğini bozmaya, kardeşliğimizi zedelemeye, kimsenin gücü yetmeyecektir. Bu ruh yaşadıkça ne fitne kazanacak ne ihanet galip gelecek."


HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.