Amerikan PDY’si
PDY”yi bir yerden gözünüz ısırıyor olmalı. Evet Türkiye’den… Paralel Devlet Yapılanması’nın kısaltılmışı. Gülen hareketinin FETÖ tanımlaması yapılmadan önceki haline verilen isim. Emniyet’te, Yargı’da, Ordu’da ağırlıklı olmak üzere devlet içinde etkin bir kadrolaşma gerçekleşmişti. Sonrası darbe girişimine kadar uzandı. Daha sonrası da malûm…
O hikâyeyi çok yazdık, konuştuk.
Benzeri bir hikâyeyi dünyanın süper gücü olarak bugün ABD yaşıyor. Şu ifadeyi okuyun: “Açıkça görülüyor ki ABD şu an, vekili olması gereken ülke tarafından burundan çekiliyor.”
“Burnundan çekilen” Amerikan transatlantiği, vekili olması gereken ise “İsrail takası.” Ama taka transatlantiği sürüklüyor.
Nasıl olmuş bu? Hani Trump, İran dini lideri Hameney katledilince İran’ın işinin biteceğini söylemişti ya, tam tersi, birileri Amerikan Başkanı’nın beynini ele geçirmiş, koca ülkeyi sürüklüyor. Birileri, yani Siyonist PDY.
Tucker Carlson Amerikalı muhafazakâr televizyon sunucusu, yorumcu - yazar. Fox News’de 2016 yılından beri Tucker Carlson Tonight (Tucker Carlson ile Bu Gece) adlı politika programını yapıyor.
İran’a yönelik saldırının analiz edildiği programda kullanıyor yukardaki ifadeyi.
Savaşın Süleyman Mabedi’nin yeniden inşası hedefine yönelik olduğunu ifade ediyor, İsrail’in ve Amerika’daki Yahudi lobisinin Trump üzerinden Amerika’yı bu hedef istikametinde kullandığını anlatıyor.
Aslında Hazreti İsa’nın “Mabed yıkılacak. Bundan sonra Mabed benim” dediğini, bunun birçok İncil nüshasında yer aldığını, Hristiyanlık için bir “Mabed gündemi”nin bulunmadığını, buna karşılık Evangelist hareketin bu Siyonist gündemi Hristiyanlığın bünyesine taşımaya çalıştığını, ve bu kadrolaşmanın ABD zirvesini etkileyecek bir varlık kazandığını ifade ediyor.
Carlson, İDF’den bahsediyor. İsrail Savunma Kuvvetleri (Israel Defense Forces) bu.
“İşte aksanından Amerikalı olduğu anlaşılan bir İDF askeri, neden savaştığını anlatıyor. Şunu söylüyor: “Buna ‘Demir Kılıçlar Operasyonu’ diyorlar. Ama biz gerçekte ne için savaşıyoruz? Yahudi halkının var olma, Yahudi olma, dinini yaşama ve özgür olma hakkı için savaşıyoruz. Ve bir gün gerçek liderimiz gelecek ve biz hepsini yeniden inşa edebilmek için bir bütün olarak Yahudi milleti olarak birleşeceğiz. Beyt HaMikdaş’ı.” -Beyt HaMikdaş, Türkçe’de “kutsal ev” anlamına gelir; Yahudilerin mabede, Üçüncü Mabet’e verdiği isim. “Bunu yapmak için bu savaşı veriyoruz — mabedi yeniden inşa etmek için.”
“Velcro ile üniforma yamalarını söktüğünü fark edeceksiniz. Bu sivil kıyafet değil. Bu İsrail devletinin, yani ordusunun üniforması. Ve üniforma üzerinde yamalar var; birinde Üçüncü Mabet sembolü yer alıyor. Daha açık olmaz: Neden bunu yapıyoruz? Üçüncü Mabedi yeniden inşa etmek için.”
Carlson soruyor:
“Peki nasıl oldu da İDF’deki askerler, ABD vergi mükellefinin ödediği, pek çok zengin Amerikalının bağış yaptığı bu orduda, bu savaşın amacının İslam’ın en kutsal mekânlarından birini yıkıp Hristiyanlık için tamamen kabul edilemez olan bir mabedi yeniden inşa etmek olduğunu simgeleyen yamalar takmaya başladı? Bu Hristiyanlık açısından son derece sakıncalı. Nasıl böyle bir noktaya geldik?”
Carlson burada Chabad diye bir yapılanmaya işaret ediyor. “Chabad faaliyetleri yürüten insanları tanıyor olabilirsiniz, diyor. Son derece hoş insanlar; uyuşturucu rehabilitasyonu dahil pek çok hayır işiyle ilgileniyorlar. Chabad’ın gerçekten güzel pek çok yanı var.” dedikten sonra bir “Ama…” paragrafı açıyor. Orada notları şöyle:
“Ama Chabad tam olarak ne? Yaklaşık 250 yıllık oldukça eski bir örgüt; Hasidik Yahudiliğin bir kolu. Uzun yıllar boyunca Brooklyn’de ikamet eden, bazı takipçileri tarafından Mesih olarak kabul edilen ve cumhurbaşkanlarının ziyaret ettiği, Ortodoks ve Hasidik toplulukta son derece güçlü bir isim olan Rabbi Menachem Schneerson tarafından yönetildi. Schneerson, Chabad’ın en görünür elçisiydi; Chabad ondan önce de vardı, ondan sonra da yaşamaya devam etti. Ve Chabad, dikkatli bakmadığınız sürece oldukça örtük biçimde Üçüncü Mabet’in inşasını savunuyor. Ve görünüşe göre (İDF askerlerinin kolundaki) o yamalar gerçekten Chabad’dan geliyor.”
Carlson Siyonist gündemin Hristiyanlarca kabul edilir hale gelmesine şaşırıyor. Şu notlar ona ait: “Bugün, Amerikan askerlerinin pek çok komutanının bu savaşın fitilini ateşlemeden bir gece önce askerlerine şöyle dediği anlatılıyor: “Bunu İsa için yapıyoruz, çünkü bunu yapmak İsa’nın iradesidir ve bunu yaparak tarihinin, zamanın, Armageddon’un, son günlerin sona ermesini sağlayacak olaylar zincirini başlatacağız.”
Cumhuriyetçi Senatör Lindsay Graham “Bu bir din savaşı” diyor.
Carlson, Papaz Greg Locke’un Hristiyanlara şunu söylediğini anlatıyor:
“ Anlıyor musunuz? İsrail, önümüzdeki haftaya kadar Gazze’yi bir otopark haline getirmeli. Her şeyi yerle bir etmeli. Yapmaları gereken şu: Oraya taşınıp o tepeye çıkmak ve büyük bir füzeyle o mel’un Kubbetü’s-Sahra’yı tam üstündeki yerden uçuruvermek; böylece Üçüncü Mabedi yeniden inşa edebiliriz ve İsa’nın gelişini müjdeleriz.”
Bu, belli ki papaz cübbesi giymiş bir Siyonist. Evangelizm bu demek. Paralel Siyonist yapılanma resmen ABD’yi kullanıyor.
Carlson, “Türkiye’ye düşenlere benzer füzeler bakmışsınız Kubbetüssahra’nın üzerine düşmüş” diyor. “Sansür ortamında füzelerin nereden geldiğini nasıl bileceksiniz” diyor. “İran’da 1 milyon Hristiyan var, diyor, ABD oradaki Hristiyanları korumak için bir adım attı mı?” diye soruyor.
“İsrail için çocuklarımız neden ölsün?” sorusu da soruluyor Amerika’da. Bu aslında bir “Paralel Devlet Yapılanması” sorgulaması… Bakalım bu sorgulama Trump’ın dünyasına ne zaman yansıyacak?



YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.