Yeni ittifaklar ve yeni düzen
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşması, İran Savaşı ile birlikte ortaya çıkan yeni dinamiklerin ve arayışların sonucu olarak değerlendirilebilir.
ABD-İsrail saldırısının ardından başlayan savaş, müzakere ve çatışma kıskacında devam ederken yeni bir bölgesel güvenlik mimarisinin kodları da ortaya çıkıyor.
Hatırlanacağı üzere bugün anlaşma imzalayacak üç ülkenin, biraz daha dış halkada Mısır’ın da katkılarıyla savaşın sona erdirilmesi ve ateşkesten barışa giden bir zeminin ortaya çıkması noktasında büyük çabaları olmuştu. Kalıcı sonuç üretmese de Pakistan’da yapılan görüşmeler, savaşın ateşini düşürecek bir alan açmıştı.
GENİŞ BİR ALANDA GÜÇ BİRLİĞİ
Ancak Ankara-Riyad-İslamabad hattında ortaya çıkan yakınlaşmanın, sadece savaşa dair değil, Doğu Akdeniz’den Pakistan’a kadar uzanan geniş bir alanda yeni bir güvenlik mimarisinin ana çatısı olacağını tartışmıştık. Diğer yandan bu üç ülkenin oluşturacağı zeminin, Katar, Ürdün ve hatta Azerbaycan’ı da içine alacak şekilde büyük bir alanda etkili olacağını da şimdiden söylemek mümkün.
ZEHİRLİ SARMAŞIK İSRAİL
Burada çok temel bir dinamik var. İsrail’in hemen tüm barış çabalarını enfekte ve sabote eden saldırganlığı. Bu durum son dönemde ABD-İsrail ilişkilerinde belli gerilimlerin ve belirsizliklerin yaşanmasına neden oldu. Kuşkusuz ABD’nin bu ülkeyi korumaktan vazgeçtiğini söylemek abartılı olur. Ancak Trump’ın “Yapıp ettiklerin yüzünden seni korumakta ve savunmakta zorlanıyorum” anlamında bir duruş sergilediğini söyleyebiliriz.
Dolayısıyla, adı ister bir anlaşma ister bir denge hali olarak tanımlansın fark etmiyor. İsrail; mevcut yönetimi, politikaları ve saldırganlığı ile bölgede herhangi bir barış sürecinin parçası olamıyor.
YENİ KRİZLERE KARŞI
Tekrar Riyad’da imzalanacak anlaşmaya dönersek, bu ülkelerin oluşturacağı ittifakın aynı zamanda bölgede ortaya çıkması muhtemel yeni krizlere dair önemli bir güç birliği olacağının da altını çizelim. ABD’nin askeri anlamda geri çekilmesinin devam ettiği, stratejik anlamda “sorumluluk devri” olarak tanımladığı sürecin, Ortadoğu hattında Türkiye-Suudi Arabistan, daha geniş ve Pakistan’ın sahip olduğu jeopolitik konumu dikkate alarak söylersek Arap dünyasının sınırlarından ibaret olmayan bir alanda şekillendiğini ifade edebiliriz.
ANKARA’NIN YENİ ETKİ ALANLARI
Türkiye’nin Suriye’de ortaya çıkardığı yeni güç dengesi, Irak’ta Kalkınma Yolu’nun da beslediği yeni iş birliği alanları, İran açısından kuşkusuz belli geri çekilmeleri beraberinde getiriyor. Devlet dışı aktörler üzerinden kurduğu güç akışının, Suriye’de ciddi ölçüde sona erdiğini görüyoruz.
Irak denkleminde bu işin çok daha zor olacağı ve zaman isteyeceği belli olsa da Bağdat’taki yeni yönetimin devlet dışı yapılara karşı gösterdiği hassasiyet dikkat çekici.
KÖRFEZ HATTINDA ROL
Kuşkusuz İran’ın savaş sürecinde körfez hattına yönelik saldırıları dikkate alınırsa, bu yeni ittifakın aynı zamanda bu bölgede alt üst olan dengelerin sağlanması yönünde de rolü olacaktır. ABD’nin kendilerini koruyamadığı endişesi içindeki Körfez ülkelerinin bu yöndeki bir ittifaka mesafeli olmak bir yana, katkı sağlayacağını da öngörebiliriz.
SURİYE HASSAS BAŞLIK
Bir ittifak içinde olmak, müttefiklerin aralarındaki rekabetin tümüyle sona erdiği anlamına gelmez. Ancak Ankara, Riyad ve İslamabad hattı hızlı ve güçlü bir ittifak üretmeye aday. Çatışma üzerine değil, savunma ve denge oluşturma merkezli bir zemin.
Suud ve Pakistan arasında askeri anlamda hayli mesafe almış bir yakınlaşma var. Türkiye, yakın tarihte Hindistan ile kısa süreli bir savaşa giren Pakistan’a aktif askeri destek verdi. Ankara-Riyad hattının, Suriye konusunda zaman zaman tatlı sert bir rekabeti olsa da, Şam’ın geleceği konusunda pek çok başlıkta iş birliği yapmaları muhtemel.


