Yeni dünya düzeni ile 19 Mart’ın görüntüleri
Yıllardır Ukrayna-Rusya savaşının, kentlere yağan bombaların, hayatını kaybeden ve göç eden insanların öykülerini dinliyoruz. İsrail’in Gazze’de ve Lübnan’da yarattığı şiddet ve ölüm dalgası bu döneme damgasını vurdu. Şimdi Ortadoğu yangın hâlinde. ABD ve İsrail, İran devlet adamlarını hedef alıyor; inanılmaz sayıda füze ve bomba kentlerin üzerinde uçuşuyor.
Uluslararası kurumların ve kuralların artık karşılığı yok. Önleyici hiçbir yaptırım mekanizması çalışmıyor.
Gücü olan, o gücü keyfince kullanıyor.
Yeni dünya hâli bu.
Kapanmakta olan devri düşünün: Çağdaş Avrupa’nın temelleri, faşizm deneyiminin ürettiği hüsran ve buna karşı alınan önlemler ile savaş karşıtlığı üzerine kurulmuştu. Avrupa Birliği’nin fikri, demir-çeliğin ve silah üretiminin sınırlandırılması ve denetlenmesiyle başladı. Avrupa projesi, liberal demokratik erdem ve kriterlerle iç içe geçmiş, entegre bir Avrupa yaratmaktı.
Bugün rüzgâr tersten esiyor.
Uluslararası siyasette savaşların yanı sıra tehditlerin ve önlemlerin çağı başlamış görünüyor. Rusya’nın yeni Avrupa tutumu, ABD’nin yayımladığı güvenlik doktriniyle Avrupa savunmasından elini çekeceğini belirtmesi, Avrupa ülkelerinin korkuları ve benzer bir dizi faktör yeni bir silahlanma devrini başlatmış bulunuyor.
Almanya ve Fransa, Avrupa Birliği’nin kuruluşunda başı çekmiş iki devlettir. Macron bir süre önce Fransız nükleer cephaneliğinin boyutunun artırılacağını söyledi. Almanya’nın ordusuna ayırdığı kaynak sadece bu yıl için 100 milyar avro civarında. Bu, inanılmaz bir meblağdır.
Açık: Avrupa Birliği, onu doğuran Avrupa projesi ve liberal Batı değerleri, 1918-1939 evresinden sonra bir kez daha ciddi bir kriz yaşıyor. Bunun bize yansıması da açıktır. Türkiye, savunma sanayisinde bağımsızlığını ilan etmenin ve yeni silahlar üretmenin ifade ettiği küresel güç olma hâlini hissediyor ve hissettiriyor. Suriye’nin bir kısmına asker soktu. Yeni Suriye’nin oluşumunda gücüyle bir aktör hâline geldi.
Silah ve tehdit çağında, biraz da bu nedenle daha çok dikkate alınıyor. Bu durum, Yunanistan gibi ülkeleri de silahlanmaya teşvik ediyor. Dahası, önümüzdeki yıllar için pasifik bir büyüme değil, sert karşılaşmaların öne çıktığı bir dönem öngörülüyor. Ortadoğu’da İsrail ve Türkiye arasındaki hâkimiyet rekabeti bunlardan en önemlisidir.
Tarihte her zaman olduğu gibi bu düzenin toplumsal karşılığı da vardır.
Açık toplumun yerini tek kültür düzeninin alması istikametinde siyasal, hatta toplumsal irade büyüyor.
Devlet, toplum karşısında; silah ve güvenlik, pasifik güç karşısında; stratejik çatışma ise kültürel etkileşim karşısında alan kazanıyor.
Sık sık baş gösteren ekonomik krizler, enflasyon dalgaları ve yüksek işsizlik oranları, yerleşik kurumlara yönelik tepkiyi ve öfkeyi besliyor. Tek kültür hegemonyası eğilimiyle ortaya çıkan göçmen ve “öteki” düşmanlığı da bu faktörlerin ortak unsurudur.
Tüm bunlardan nasıl bir sonuç çıkar?
ABD başkan olarak Trump’ı seçiyor. Ruslar, Putin’e laf ettirmiyor. Ülkeler artık birbirini demokratik nitelikleriyle değil; askerî güçleri ve güçlü liderleriyle değerlendiriyor. Bu değerlendirmeye göre ittifaklar kuruyor.
Bugün 19 Şubat. İBB soruşturmalarının birinci yıl dönümü. İstanbul Büyükşehir Belediyesine ve Ekrem İmamoğlu’na başlatılan soruşturmanın ve açılan davaların bir yönüyle bir iktidar operasyonu olduğu son derece açıktır.
Ama bu kefe, yukarıda anlattıklarımızın karşısında ne yazık ki hafif kalıyor.
Çünkü değerler hiyerarşisi değişiyor.


