1. YAZARLAR

  2. Vahap Coşkun

  3. Süleymaniye’de iki gün
Vahap Coşkun

Vahap Coşkun

Süleymaniye’de iki gün

A+A-

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakan Yardımcısı Kubat Talabani’nin ev sahipliğini yaptığı Delphi Forum, 6-7 Haziran tarihlerinde Süleymaniye’de yapıldı. Bu yıl ikincisi düzenlenen foruma katılmak için, havayolunu değil karayolunu tercih ettim. Gayem, hem bir süredir göremediğim coğrafyayla özlem gidermek hem de ne olup bittiğini biraz daha yakından gözlemlemekti.

Diyarbekir’den bir grup arkadaşla yola revan olduk İlk durak Habur Sınır Kapısı. Talihimiz yaver gitti; kapının çok kalabalık olmadığı bir gündü. Türkiye tarafında hiçbir pürüz çıkmadı, işler hızla halloldu. Kürdistan tarafında ise pasaportumun geçerlilik süresi ile ilgili bir sorun yaşadım. Tam ümidi kesmiş ve kafamda eve dönüş planları yaparken, devreye Reha Ruhavioğlu’nun üstün diplomasi yeteneği ve görevlileri birebir markaja alma tekniği girdi. Ben yerimde otururken o benim yerime yoğun bir müzakere süreci yürüttü. Onun görevlilerle girdiği koyu ve samimi muhabbet bize kapıları açtı. Sınırı geçtik.

Ver elini Kürdistan!

Altı ay önce bir vesileyle Zaho’ya gelmiştim. Yakın geçmişe kadar küçük bir köy gibi olan Zaho’nun aradan geçen sürede yaşadığı büyüme ve değişim beni şaşırtmıştı. Zaho, bugün artık 350 bin nüfusu olan büyük bir şehir. Duhok’a ise son olarak 15 yıl önce bir sempozyum için yolum düşmüştü. Oradaki gelişim de parmak ısırtan cinsten. Nüfusu 1.5 milyonu geçen Duhok’ta beş üniversite var. Amerikan Üniversitesi’nin yanından geçtik; bir Amerikan kasabası tarzında inşa edilmiş.

Zaho’da da, Duhok’ta da şehirleşme son sürat ilerliyor; her yerde binalar yükseliyor ve şehirler giderek genişliyor. Zaho-Duhok yolu kaymak gibi; Duhok-Erbil yolu da – çalışmaların sürdüğü bir-iki yer haricinde- rahat. Asfaltın üzerinde genelde büyük ve gösterişli arabalar boy gösteriyor, bazı markalara ve modellere ilk kez burada rast geliyorum. Duhok’ta bir yemek molası verdik; porsiyonlar yine devasa, orada değişen bir şey yok. Çok şükür artık çaylar şekerli gelmiyor!

Erbil’e sıcak bir öğleden sonra vardık. Kelimenin tam manasıyla bu şehir almış yürümüş. Burayı da on yıl önce, yine bir çözüm sürecinde, yine bir sempozyum için ziyaret etmiştim. O günlerde de kıpırtılar vardı ama Erbil muhtemelen beklenen ötesinde büyüdü. Erbil’de yaşayan ve alana hâkim bir dostumuzla birlikteydik, ondan bazı bilgiler aldık.

Şehir merkezinin dışında dur durak bilmez bir yapılaşma var. Sefin Dağı manzaralı villalar ve çok katlı konutların sayısı çığ gibi artıyor. Fiyatları da dudak uçuklatan cinsten! ABD’nin Ortadoğu’da en büyük konsolosluğu da burada faaliyetlerini yürütüyor. Şeqlawa’ya doğru daha çok bir finans ve medya merkezi olmaya namzet yeni bir şehir yükseliyor. Her seviyede hizmet veren özel okullar açılıyor. Bazı gözde okullara çocukları göndermek, hem ciddi bir bütçeyi hem de siyasi ve sosyal nüfuz sahibi olmayı gerektiriyor.

Yolcuğumuz tatil gününe denk geldi. Akşama doğru insanlar serin yerlere akıyorlar. Yolumuzun üzerinde Dukan Gölü var. Göle yaklaştıkça, bir Bodrum’u ya da Alaçatı’yı aratmayan bir trafikle karşılaşıyoruz. Dukan’dan Süleymaniye’ye yönüne giderken, dostumuz PKK’nin silah yaktığı Cesane Mağarası’nın bulunduğu mıntıkayı gösteriyor. Hafızamız maziye gidiyor; olurdu olmazdı derken silahların yakıldığı o tarihi günün üzerinden neredeyse bir yıl geçmiş.

İki Kürdistan

Erbil-Süleymaniye yolu, kötü; Kürdistan’daki dengelere vakıf bir arkadaşımız “KDP ile KYB arasındaki ilişkilerin halini Erbil-Süleymaniye yoluna bakarak anlayabilirsiniz” dedi. İki güç arasındaki ilişki de aralarındaki yol gibi; engebeli, dönemeçli, inişli çıkışlı.
Hukuken bir Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden bahsediyoruz ama fiilen iki Kürdistan var. Sınırdan Erbil’e kadar Barzanilerin Kürdistanı, Erbil’den Süleymaniye’ye gittikçe de Talabanilerin Kürdistanı. Duvardaki simgelerden, yollarda karşılaşılan fotoğraflardan da bunu tespit etmek mümkün. Erbil’e kadar duvarları Kak Mesud’un, Erbil’den sonra ise Mam Celal’in resimleri süslüyor.
İki Kürdistan’ın teke inmesi zor; en kritik başlık peşmergenin tek bir çatı altına alınması ve partilere bağlı bir peşmerge yapısından tek ordu halinde örgütlenmiş bir peşmerge yapısına geçilmesi. Ancak bu da kolay bir iş değil, çünkü her iki taraf da elindeki askeri gücü yitirmek istemiyor.

Hâlihazırda bir birleşme sürecinin yürüdüğü ve bu yılın sonuna kadar peşmergelerin tek bir güç haline getirileceği belirtiliyor. Başbakan Mesrur Barzani de Şubat ayında peşmergelerin birleştirilmesine ilişkin bir kararname imzalamıştı. Lakin bu birleşme sürecinin başarıyla tamamlanacağına dair kuşkular halen çok güçlü. Mevzuu bilen bazı Kürdistanlı dostlar, bunun çok gerçekçi bir hedef olmadığı kanısındaydılar.
Kürdistan’da siyaset artık yeni kuşaklara emanet. Kubat Talabani, geçenlerde nesil değişikliğini anlatan çok hoş bir fotoğrafı sosyal medya hesabında yayınladı. 1990’da Kürdistan davası için Paris’e çıkarma yapan babaların yerinde bugün evlatları oturuyor.

(Sağdan sola: Mahmut Osman altta oğlu Hîwa Osman, Celal Talabani altta oğlu Kubat Talabani, Muhsin Dizayi altta oğlu Safin Dizayi ve Sami Abdurrahman altta kızı Sami Abdurrahman)
Salt KDP ile KYB arasında değil, ailelerin kendi içerisinde de güç mücadelesi söz konusu. Barzanilerde Neçirvan Barzani’nin alanını sınırlayan Mesrur Barzani, Talabanilerde ise kuzenlerini tasfiye eden Bafel Talabani egemen pozisyondalar.

Aşkın, edebiyatın ve özgürlüğün şehri

Süleymaniye de elbette değişmiş ve büyümüş, yeni ve şık semtler ve mekânlar inşa edilmiş. Mamafih Süleymaniye, açık ara Erbil’in gerisinde kalmış. Çarşı pazarda konuştuğumuz Süleymaniyeliler de bu durumdan yakınıyorlar. Çok değil çeyrek asır önce Kürdistan’da şehir denildiğinde akla hemen “aşkın, edebiyatın ve özgürlüğün şehri” olan Süleymaniye’nin geldiğini, fakat artık Erbil’in kendilerini solladığını belirtiyorlar. Bunun nedeni olarak da kaynakların daha çok Erbil ve civarı için harcanmasını, Süleymaniye’nin ise bilinçli olarak göz ardı edilmesini gösteriyorlar. Süleymaniye maalesef bakımsız, kirli ve dağınık bir resim veriyor. Süleymaniye’nin idarecilerinden de aynı görüş ve şikâyetleri duymak mümkün.

Fiziki yapı gözleri okşamıyor ama Süleymaniye’de insanlar arası ilişkilerdeki muazzam bir nezaket yürekleri ısıtıyor. Mevzuu ne olursa olsun birine bir şey sorduğunuzda ya da birinden bir şey talep ettiğinizde, büyüğünden küçüğüne hemen herkes lafa mutlaka ama mutlaka “Kak” (Abi), “Ez qurban” (kurban olduğum), “birayê ezîz” (aziz kardeşim) “çawêmin” (gözüm benim) gibi bir ifadeyle giriyor. Sinirli olsanız da, tansiyonunuz yükselmiş olsa da bu sözler karşısında anında yelkenleri indiriyorsunuz. Süleymaniyelerle temasımız artıkça biz de aynı moda girdik; nezaketin bulaşıcılığı hoş.

Delphi Ekonomik Forumu, şehrin merkezinde yer alan eski bir tütün fabrikasında yapıldı. Yönetim bu fabrikayı bir kültür merkezi haline getirmek için kolları sıvamış durumda. Harıl harıl bir çalışma yürütülüyor ve sivil toplum kuruluşlarının etkinlikleri için büyük bir alan mekân yaratılıyor. Mekân, şehrin tam ortasında; o nedenle ayrı bir çekiciliği var, zira her daim şehir havasını solumak, insanlarla iç içe olmak ve şehre dair bazı keşifler yapmak kurmak imkânı veriyor. Biz de bir toplantı arasında kendimizi eski çarşıya attık; önünde kitap satılan bir parkın içinde, ilerlemenin eğitim ve kültürden geçtiğine inanan ve kendini halkın eğitimine ve kültürüne adayan Pîrêmerd/Piramerd (Tevfik Hamza Yusuf) ile göz göze geldik.

Toplantı salonunda sadece su ikram ediliyordu, biraz soluklanmak, arada çay-kahve içmek veya bir şeyler atıştırmak isteyenlerin salonun hemen yanında çeşitli firmalar ürünleri sergiledikleri büyükçe bir alana geçmeleri gerekiyordu. Böylece Süleymaniye’nin çeşitli sektörlerinde faaliyet gösteren firmalara kendilerini tanıtma fırsatı da yaratılıyordu.

Foruma Türkiye’den çok sayıda gazeteci, akademisyen, siyasetçi, iş insanları ve düşünce kuruluşlarının temsilcileri katıldı. En dikkat çeken isimler Ahmet Davutoğlu ve Cengiz Çandar’dı. Davutoğlu’nun Kürdistan’da itibarı yüksek, hem Barzanilerle hem de Talabanilerle ilişkileri iyi. Davutoğlu her konuşmasında Mesud Barzani ve Celal Talabani’yi mutlaka anıyor, Neçirvan ve Mesrur Barzani ile Bafel ve Kubat Talabani’den hep “kardeşim” diye bahsediyor.

“Tarihi eser”

Çandar, eski kuşak bütün ağır topları tanıyor; onu hep birileriyle bir konu üzerinde hararetli bir muhabbet içinde görmek mümkün. Forum’da “Gel seni bir tarihi eserle tanıştırayım” dedi. Davutoğlu ile aynı panelde konuşan Ömer Ali Şeyhmus’un yanına götürdü beni. Şeyhmus, 1 Haziran 1975’te kurulan Yekîtî’nin (YNK/KYB, Yekîtiya Niştimanê Kürdistan/Kürdistan Yurtseverler Birliği) hayatta kalan az sayıdaki kurucularından biri. Suriye Kürdü olan Şeyhmus, İsveç’te yaşıyor.

Forum, 7 Haziran akşamı bitti; burada konuşulan konular ve katılımcılar hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler, forumun internet sitesini (https://slemani.delphiforum.gr/) ziyaret edebilirler. İki gün boyunca yapılan bütün tartışmalar görüntülü olarak burada duruyor. Medyanın da foruma ilgisi yoğundu; katılımcılar hem forum alanında hem de haber kanallarının stüdyolarında suallere cevap verdiler.
Forumda üzerinde en çok söz sarf edilen konulardan biri olan İran ile İsrail-ABD savaşı, forumu doğrudan da etkiledi. Çünkü Pazar akşamı çatışmalar başlayınca, Irak hemen hava sahasını kapattı. Dolayısıyla katılımcılar da karayolunu kullanmak zorunda kaldı; bir kısmı Türkiye üzerinden ülkelerine gittiler.

Kürdistan’da Erbil Forum, Delphi Ekonomik Forumu ve Duhok Barış ve Güvenlik Forumu gibi büyük organizasyonlar yapılıyor. Önümüzdeki dönemde bu tür etkinliklerin sayısı artabilir. Ayrıca, başta Erbil ve Süleymaniye olmak üzere Kürdistan’ın şehirlerinde farklı eğilimleri temsil eden araştırma ve düşünce kuruluşlarının sayısı da artıyor.

Bu çalışmalar Kürdistan’ın bir diplomatik merkez olma niyetini ve bir yumuşak güç alanı belirme potansiyeline işaret ediyor. Ancak bu niyetin ve potansiyelin gerçekleşmesi, evvela Kürdistan’ın sağlam bir istikrara kavuşmasını gerektiriyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar