1. HABERLER

  2. EDEBİYAT DEFTERİ

  3. MAKALELER

  4. Sudan İç Savaşının Dönüşümü
Sudan İç Savaşının Dönüşümü

Sudan İç Savaşının Dönüşümü

Sudan’da savaş, başlangıçtaki iki taraflı güç mücadelesinden çok daha karmaşık ve uluslararasılaşmış bir yapıya sahip. Yerel çatışmalar, fiilî bölünme ve dış aktörlerin savaşa müdahalesi, çözüm arayışlarını daha da zorlaştırıyor. Bu karmaşıklığın bedelini

A+A-

Adnan BOYNUKARA - Perspektif

Nisan 2023’te başlayan Sudan iç savaşının bugün geldiği nokta, çoğu kişi tarafından öngörülmüyordu. Genel kanaat, savaşın kısa sürede biteceğiydi. Ancak şunu belirteyim, Sudan’daki iç dengeleri, toplumsal farklılıkları ve geçmiş çatışma dinamiklerini bilenler için bu durum sürpriz değil. Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasındaki iç savaş, başlangıçta iki askerî güç arasındaki iktidar mücadelesi olarak kamuoyuna sunuldu. Savaşı doğuran toplumsal, siyasal ve askeri gerekçeler dikkate alınmıyordu. Başta sağlıklı bir tanımlama yapılmadığı ve çözüm girişimleri yanlış zemin üzerine kurulduğu için hem savaş uzadı hem de çatışmanın niteliği değişti.

Devam eden savaş, SAF ile RSF arası ‘güç mücadelesi’ denkleminin çok ötesine geçti. Darfur başta olmak üzere etnik ve bölgesel gerilimlerin yeniden harekete geçmesi, ülkenin farklı güç alanlarına ayrılması ve dış aktörlerin taraflara verdiği destek gibi faktörler çatışmanın niteliğini değiştiren ana faktörlerdir. Bugün yaşanan savaş, başlangıçtaki iki taraflı güç mücadelesinden çok daha karmaşık ve uluslararasılaşmış bir yapıya sahip. Mevcut durumu anlamak için üç temel boyuta bakmakta yarar var: etnik ve bölgesel çatışmalar, ülkenin fiilî olarak parçalanmış görüntüsü ve dış aktörlerin savaşa müdahalesi. Bunlara, son dönemde belirginleşen başka bir gelişmeyi de eklemek gerekir: Savaşın coğrafi ağırlık merkezinin Batı Sudan’a, özellikle Darfur-Kordofan hattına ve sınır bölgelerine kaymış olması.

Etnik ve Bölgesel Çatışmalar

Sudan savaşının önemli özelliklerinden biri, çatışmanın ülkenin daha önceki etnik ve bölgesel sorunlarını yeniden üretmesidir. Bu durum özellikle Darfur’da açık biçimde görülmektedir. RSF’nin tarihsel kökenleri dikkate alındığında, bölgede güç kazanmasını yalnızca askerî kapasite artışı olarak görmek bizi yanıltır. Aslında bu süreç, daha önce yaşanan etnik çatışmaların ve bu çatışmalar etrafında şekillenen silahlı yapıların, yeni bir askerî örgütlenme içerisinde yeniden üretilmesi olarak da değerlendirilebilir. Çünkü 2023 sonrasında Darfur’daki çatışmaların yoğunlaşması, savaşın iki taraf arasında merkezi iktidarı ele geçirme mücadelesinin ötesine geçmesine yol açmıştı.

RSF’nin 2025’te El Faşir’in kontrolünü ele geçirmesi sırasında yaşananlardan hareketle savaşı, ‘Araplar ve Afrikalılar arasındaki çatışma’ olarak tanımlamak yetersiz bir analiz olur. Çünkü yerel toprak anlaşmazlıkları, kabileler arası rekabet, siyasi ittifaklar ve silahlı grupların bölgesel çıkarları da çatışmanın şekillenmesinde daha fazla etkili olmaya başladı. Böyle bakıldığında Sudan’daki savaş yalnızca merkezi iktidar mücadelesinin ülkenin çevre bölgelerine yayılması değil, aynı zamanda farklı yerel çatışmaların SAF-RSF savaşı içine eklemlenmesidir. Bu eklemlenmenin en çarpıcı örneği, Güney Kordofan’daki SPLM-N’nin RSF ile ittifak kurmasıdır. Yıllarca Hartum’a karşı savaşan bu hareket, bugün RSF’nin önderlik ettiği “Tasis” ittifakının parçası. 2026’da Güney Kordofan’da SPLM-N ile Nuba Dağları bölgesinde yaşayan Otoro topluluğu arasındaki çatışmaların yeniden şiddetlenmesi, SAF-RSF savaşının farklı yerel çatışmaları da kendi içine çektiğini göstermektedir. Dolayısıyla Sudan’daki savaş, eski bölgesel ve toplumsal çatışmaları ortadan kaldırmak yerine, onları yeni bir askerî ve siyasi mücadele içerisinde yeniden üretti. 

Coğrafi Ayrışma ve Paralel Yönetimler

Savaşın ikinci önemli boyutu, Sudan’ın giderek farklı askerî ve siyasi kontrol alanlarına ayrılmasıdır. 2026 ortası itibarıyla Sudan artık tek bir devlet gibi işlemiyor. Farklı bölgelerde farklı otoritelerin hüküm sürdüğü fiilî bir ayrışma yaşanıyor. Sudan, hukuken ve uluslararası toplum tarafından bölünmüş bir devlet değildir. Ancak ortaya çıkan askerî bölünme, giderek siyasi ayrışmaya da dönüşmektedir. Uluslararası alanda tanınan Sudan hükümeti Ocak 2026’da Port Sudan’dan Hartum’a dönerken, RSF ve müttefikleri Nyala merkezli paralel bir yönetim oluşturdu. RSF’nin paralel yönetim mekanizmaları oluşturması, 2026’da güvenlik ve yeni bir savunma yapısı kurmaya yönelmesi alternatif bir devlet düzeninin inşa edilmek istendiğini gösteriyor. Bu yapı artık yalnızca askerî değil, parasal ve idari bir nitelik de kazandı. Nyala’daki yönetim, Ocak 2026’da kendi bankasını kurdu ve Mayıs’ta Hartum’un bastığı yeni banknotların kendi bölgelerinde kullanımını yasakladı. Ayrı para, ayrı banka ve ayrı bakanlıklar, fiilî ayrışmanın en somut göstergeleri.

Bu tablo, savaşı sadece ‘devleti ele geçirme savaşı’ olarak görmeyi zorlaştırmaktadır. Ortaya çıkan durum, ‘Libyalaşmaya’ doğru gitmektedir. Doğal olarak bu durum, savaşın geleceği açısından kritik bir soruyu gündeme getirmektedir. Temel soru, taraflar hâlâ bütün Sudan üzerinde hâkimiyet kurmayı mı amaçlamaktadır, yoksa kendi kontrol ettikleri bölgelerde kalıcı siyasi düzenler mi oluşturmak istemektedir? RSF’nin yeni bir yönetim oluşturması, ikinci ihtimalin giderek daha ciddi biçimde değerlendirilmesine neden olmaktadır.

Dış Aktörler ve Savaşın Uluslararasılaşması

Sudan’daki çatışmanın üçüncü boyutu, savaşın giderek daha fazla dış aktörün çıkarlarıyla bağlantılı hâle gelmesidir. SAF ve RSF’nin farklı ülkelerden siyasi, askerî ve mali destek aldığına ilişkin çok sayıda araştırma var. SAF’ın Mısır, İran ve Suudi Arabistan’la çeşitli düzeylerde destek ilişkileri bulunuyor; RSF’nin özellikle Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ilişkisi ise uluslararası tartışmaların merkezinde. BAE, RSF’ye destek verdiği yönündeki suçlamaları reddetmektedir. Ancak SAF’ın dış ilişkileri de sorunsuz yürümüyor. ABD, Sudan ordusunun savaşta kimyasal silah kullandığını öne sürerek 20 Temmuz 2026’da Hartum yönetimine ikinci tur yaptırımlar uyguladı. SAF’la bağlantılı uçakların ABD hava sahasını kullanması yasaklandı, ABD de uluslararası finans kuruluşlarının Sudan’a kredi vermesine karşı çıkacağını açıkladı. Bu adım, SAF’ın Mısır, İran ve Suudi Arabistan’dan aldığı destekle dengelenemeyen bir diplomatik krizle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Tarafların dış kaynaklardan silah, mühimmat, insansız hava aracı, finansman ve lojistik destek sağlayabilmesi, savaşma kapasitelerini sürdürmelerine imkân tanımaktadır. Dış desteğin etkisi hem savaşın uzaması hem de tarafların kontrol ettikleri bölgelerde daha kalıcı askerî ve siyasi yapılar kurabilmelerine imkân sağlamaktadır. ABD’nin Ağustos 2026’da Birleşmiş Milletler nezdinde bir karar taslağı sunarak daha geniş yaptırımlar talep etmesi de dış desteğin savaşın devamlılığındaki rolünün uluslararası düzeyde giderek daha fazla kabul edildiğini gösteriyor. Ancak Güvenlik Konseyi’ndeki bölünme, bu çabanın sınırlarını da ortaya koydu: Ekim ayında Darfur’a yönelik silah ambargosu iki ay uzatılırken, ülke genelini kapsayan ambargo önerisi Rusya ve Çin’in muhalefeti nedeniyle kabul edilmedi.

Savaşın sürdürülebilmesinde dış desteğin yanında savaş ekonomisi de belirleyici. Sudan’ın altın madenleri hem tarafların hem de yerel silahlı grupların en önemli finansman kaynaklarından biri hâline geldi. Madenler artık yalnızca ekonomik değil, askerî hedefler de: Son haftalarda bir altın madenine düzenlenen hava saldırısında 200 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Bu ekonomi, savaşın sona ermesini zorlaştıran yapısal bir çıkar ağı oluşturuyor.

Sudan savaşı bu haliyle ‘uluslararasılaşmış bir iç savaş’ olarak tanımlanabilir. Bununla birlikte “vekalet savaşı” kavramının dikkatli kullanılması gerekir. Çünkü hem savaşın toplumsal nedenleri var hem de tarafların kendi bağımsız siyasi, ekonomik ve askerî öncelikleri var. Dış güçler bu aktörlerin amaçlarını tamamen belirlemekten ziyade onların savaş kapasitesini ve çatışmanın bölgesel boyutunu artırıyorlar.

Dış aktörlerin rolü yalnızca taraflara verilen destekle sınırlı değil; aynı aktörlerin bir kısmı arabulucu konumunda da bulunuyor. ABD, Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’dan oluşan “Dörtlü”, Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkes ve ardından dokuz ayda tamamlanacak bir geçiş süreci öngören bir yol haritası sundu. Ancak Burhan, BAE’nin bu grupta yer alması nedeniyle Dörtlü’nün tarafsız olmadığını savundu. Destekçi ile arabulucunun aynı masada oturması, çözüm arayışlarının önündeki en büyük engellerden biri.

Savaşın Çevreye Kayması

Sudan’da savaşın mevcut aşamasında dikkat çeken gelişmelerden birisi de, çatışmanın coğrafi ağırlık merkezinin Batı Sudan’a, özellikle Darfur-Kordofan hattına kaymasıdır. SAF’ın Hartum, el-Cezire, ülkenin doğu ve kuzeyindeki kontrolünü büyük ölçüde yeniden tesis etmesinin ardından savaş yeni bir coğrafyada yoğunlaştı. 2026’da Kuzey Kordofan’daki El Obeid, Bara ve Dilling çevresi ile Darfur’daki cepheler, savaşın başlıca alanları hâline geldi. Bu açıdan bakıldığında “savaşın Batı’ya kayması”, SAF tarafından ilan edilmiş bir stratejiden ziyade, ordunun merkez ve doğudaki askerî kazanımlarının ardından ortaya çıkan fiilî bir stratejik eğilimdir. SAF açısından Kordofan’ın önemi de burada ortaya çıkmaktadır. Bölge, Darfur ile Sudan’ın merkezini birbirine bağlayan askerî ve lojistik koridor niteliğindedir. Kordofan, SAF ile RSF arasındaki askerî mücadelenin ötesinde, Sudan’ın iki farklı güç alanına ayrılmasının geleceğini belirleyebilecek temel coğrafi eşiklerden biridir.

Bu coğrafi kaymanın dikkat çekici başka bir boyutu ise Darfur kökenli silahlı grupların savaşın merkezine yerleşmesidir. Batı Sudan’daki çatışma artık yalnızca SAF ile RSF arasında yürüyen bir savaş değil. RSF’nin karşısında SAF’la birlikte savaşan önemli Darfur kökenli silahlı yapılar bulunmaktadır. Jibril Ibrahim liderliğindeki Justice and Equality Movement (JEM), Minni Minnawi liderliğindeki Sudan Liberation Movement/Army (SLM/A-MM) ve Mustafa Tambour liderliğindeki SLM/A-Tambour bunların başlıcalarıdır. Bu grupların önemli bir bölümü, 2020 Juba Barış Anlaşması sonrasında, Darfur Ortak Kuvvetleri içerisinde yer almış ve savaşın başlamasından sonra SAF ile ittifak kurmuşlardı. Yeni durum, Darfur kökenli RSF’nin, SAF’ın yanında yer alan, yine Darfur kökenli eski hareketlerle karşı karşıya gelmesidir.

Savaşın Batı’ya yoğunlaşması, Darfur’un geçmişteki silahlı ve etnik çatışmalarını yeniden Sudan savaşının merkezine taşımıştır. Bu, üzerinde durulması gereken bir dönüşümdür. Hartum ve ülke merkezinin SAF tarafından kontrol edilmesi, tek başına Sudan’ın yeniden birleştiği şeklinde yorumlanmıyor. Savaşın yeni ağırlık merkezinin Darfur ve Kordofan’a taşındığı şeklinde değerlendiriliyor. Eğer SAF doğu ve merkezdeki kontrolünü korurken RSF Darfur’daki hâkimiyetini sürdürebilirse, Sudan’da iki farklı güvenlik ve yönetim alanının kalıcılaşma ihtimali güçlenir. Mevcut aşamada temel mesele, hangi tarafın askerî olarak üstün geleceği değil, Batı Sudan’daki savaşın ülkenin geri kalanında var olan devlet otoritesiyle nasıl ilişkileneceğidir. Darfur ve Kordofan’ın savaş alanı olarak kalması, Sudan’ın fiilî ayrışması ihtimalini de doğrudan etkileyen temel faktörlerden biri hâline gelmiştir.

Ancak savaşın ağırlık merkezi yalnızca batıya kaymıyor. Ocak 2026’dan bu yana güneydoğudaki Mavi Nil eyaletinde açılan yeni cephe, savaşı Etiyopya sınırına taşıdı ve bölgesel boyutunu derinleştirdi. Bu tablo, savaşın merkezden çevreye, özellikle sınır bölgelerine doğru yayıldığını gösteriyor.

Değişen Savaş, Zorlaşan Çözüm

Sudan artık tek bir savaşın değil, üç katmanlı bir çatışmanın sahnesi haline geldi: Darfur ve Kordofan’daki yerel ve etnik çatışmalar, SAF ile RSF’nin ülkeyi fiilen iki ayrı yönetim alanına bölmesi ve dış aktörlerin bu mücadeleye verdiği destek. Yerel çatışmalar savaşın toplumsal tabanını genişletirken, fiilî bölünme Sudan’ın ayrışması ihtimalini konuşulur kılıyor; dış destek ise savaşı hem uzatıyor hem de uluslararasılaştırıyor.

Savaşın geleceği de yalnızca SAF ile RSF arasındaki askerî dengeye değil, bu üç katmanın nasıl şekilleneceğine bağlı olacaktır. Savaşın dönüşmesi, çözüm arayışlarını yalnızca daha gerekli değil, aynı zamanda daha zor hâle getirmiştir. Mesela bugün herhangi bir müzakerenin, yalnızca SAF ile RSF arasında yürütülmesi de yeterli olmayacaktır. Yerel silahlı grupların çıkarları, bölgesel güç dengeleri, ortaya çıkan alternatif yönetim yapısı ve dış aktörlerin etkisi artık çözüm hesabının dışında tutulamaz. Dolayısıyla kalıcı bir çözüm, yalnızca iki ana taraf arasında sağlanacak bir ateşkesin ötesinde, Sudan’ın farklı bölgelerinde ortaya çıkan yeni askerî ve siyasi dengeleri de dikkate almak zorundadır.

Tam da bu noktada, ortaya çıkan tabloyu dikkate alan çözüm arayışlarının güçlendirilmesi önemlidir. Savaşın eski bölgesel ve toplumsal çatışmaları yeni bir askerî ve siyasi mücadele içinde yeniden üretmesi, çözüm arayışlarını daha da önemli hâle getirmiştir. Geçmiş yıllarda ortaya çıkan silahlı örgütlerin kendi sosyolojik zeminlerinin güçlü olduğu bölgelerde alan hâkimiyeti kazanması ve alternatif yapıların ortaya çıkması, sorunun yalnızca iki güç arasındaki bir mücadele olmadığını göstermektedir. Buna savaşın uluslararasılaşması da eklendiğinde, çözümün kapsamı ve zorluğu daha açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu karmaşıklığın bedelini, masadaki aktörler değil, savaşın doğrudan mağduru olan Sudan halkı ödemektedir. Daha kötüsü, bu mağduriyetin müzakere masalarında hâlâ belirleyici bir yer bulamamasıdır.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.