YEMEN, GAZZE VE İSLAM DÜNYASININ BASİRET İMTİHANI- Nihat Gür

.

Bir milletin izzeti, sahip olduğu silahlarla değil; zulüm karşısında sergilediği ahlaki duruşla ölçülür.

Yemen’i çok yakından tanımıyoruz. Ancak Gazze’de yaşanan Siyonist zulüm ve jenosid karşısında sergiledikleri kararlı mümin duruşla yüreğimizde ve vicdanımızda yer edindiler. Bütün bedelleri Allah rızası için göze alarak Filistin’den, Kudüs’ten ve Mescid-i Aksa’dan vazgeçmeyeceklerini haykıran iradelerine tüm cihan şahitlik etti. Birçok farklılığa rağmen, bu erdemli duruşlarını Allah için sevdik ve takdir ettik.

Bizim ölçümüz mezhep, meşrep, ırk veya siyasi aidiyet değildir. Bizim ölçümüz hak, hukuk ve adalettir. Mazlumun kimliğine, zalimin gücüne bakmadan hakkın yanında durabilmektir.

Buna karşılık Suudi yönetiminin müstekbir ABD ile kurduğu izzetten yoksun stratejik ilişkiler, milyarlarca dolarlık askerî ve ekonomik anlaşmalar, Haremeyn’in manevi kıymetiyle zıt kültürel politikalar ve özellikle Gazze karşısındaki münafık siyasi iradesi herkesin malumudur.

Mekke ve Medine herhangi bir hanedanın veya siyasi iktidarın mülkü değildir. Haremeyn bütün Müslümanların ortak mukaddes değeridir. Mekke’nin hürmeti ayrıdır, Riyad yönetiminin siyasi tercihleri ayrıdır. Bir yönetimin politikalarını eleştirmek, mukaddes beldelere karşı olmak anlamına gelmez.

Bugün Mekke’nin hedef alındığına ilişkin tartışmalı iddialar üzerinden Müslümanların dinî hassasiyetlerinin siyasi ve askerî tercihlere destek sağlamak amacıyla kullanılma ihtimali de ayrıca sorgulanmalıdır. Mukaddes değerlerimiz hiçbir siyasi iktidarın meşruiyet aracı hâline getirilemez.

Asıl üzerinde durulması gereken husus ise Türkiye’nin, Pakistan ve Suudi Arabistan’la kurduğu savunma ittifakının mahiyeti ve muhtemel sonuçlarıdır.

Daha düne kadar Yemen’deki savaşın taraflarından biri olan Suudi yönetiminin güvenliği için Türkiye’nin askerî sorumluluk üstlenmesi gündeme gelirken, şu soruları sormak hakkımız değil midir?

Gazze’de on binlerce kardeşimiz katledilirken, şehirler yerle bir edilirken, Filistinli çocuklarımız açlık ve ölümle karşı karşıya bırakılırken aynı askerî ve siyasi kararlılık neden ortaya konulmadı?

Müslüman ülkeler ortak savunma ittifakları kurabiliyorsa neden Gazze’nin ve ümmetin zulüm altındaki diğer beldelerinin güvenliği için aynı iradeyi göster miyorlar?

Müstekbir ABD’nin bölgesel stratejileri ve insanlık düşmanı katil İsrail’in güvenlik hesapları doğrultusunda Müslüman ülkelerin birbirleriyle karşı karşıya getirilmesi ihtimali neden yeterince sorgulanmıyor?

Türkiye’nin Yemen’e yönelik bir askerî çatışmanın tarafı hâline gelmesi, ümmetin hangi maslahatına hizmet edecektir?

Elbette ülkelerin meşru güvenlik kaygıları ve uluslararası anlaşmalardan doğan sorumlulukları vardır. Ancak hiçbir anlaşma Allah’ın hesabından, hikmetten, basiretten, adaletten ve ümmetin müşterek hukukundan bağımsız değerlendirilmemelidir.

Biz Türkiye’nin adalet üzere güçlü, bağımsız ve bölgesinde etkili olmasını istiyoruz. Fakat bu gücün Müslüman halklar arasındaki çatışmaları derinleştirmek için değil, adil bir barışı tesis etmek için kullanılmasını savunuyoruz.

Gazze için harekete geçirilemeyen askerî ve diplomatik imkânların, başka bölgesel çıkarlar söz konusu olduğunda seferber edilmesi ciddi bir ahlaki ve siyasi tutarlılık meselesidir.

Yarın Filistinli çocukların yüzüne nasıl bakılacaktır? Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın ve Gazze’nin hukukunu korumakta yetersiz kalırken başka siyasi ittifakların gerektirdiği sorumlulukları yerine getirmek için gösterilen kararlılık nasıl izah edilecektir?

Tam da burada İslami siyaset düşüncesinin üç temel kavramını hatırlamak zorundayız: Hikmet, maslahat ve basiret.

Hikmet, hadiselerin arka planını ve sonuçlarını görebilmektir. Maslahat, devletlerin dar çıkarlarını değil, ümmetin ve halkların ortak hukukunu gözetmektir. Basiret ise bugün alınan kararların yarın hangi felaketlere veya hayırlara kapı aralayacağını öngörebilmektir.

Sivil toplumun, âlimlerin, aydınların ve vicdan sahibi insanların görevi de siyasi iktidarların yanlış kararlarına doğru şekilde itiraz etmektir. Allah için hakikati haykırmak, yanlışlara itiraz etmek ve adaleti hatırlatmaktır.

Bizim itirazımız Suudi Arabistan halkına değildir. Bizim itirazımız, Müslüman halkların ortak değerlerinin siyasi iktidarların ve küresel güçlerin stratejik hesaplarına kurban edilmesinedir.

Bizim itirazımız, Gazze’nin feryadı devam ederken Yemen’in yeni bir çatışmanın içerisine sürüklenmesi ihtimalinedir.

Ve bizim itirazımız, ümmetin maslahatının devletlerin dönemsel çıkarlarına feda edilmesinedir.

Öteden beri ifade ettiğimiz gibi:

“Düşünceler ithal edilebilir, duruş ve kıble ithal edilemez.”

Devletlerin ittifakları değişebilir, siyasi dengeler yeniden şekillenebilir, dün karşı karşıya gelenler bugün aynı masaya oturabilir. Ancak bizim adalet anlayışımız, mazlumdan yana duruşumuz ve siyasi kıblemiz değişmemelidir.

Kıblemiz Washington, Tel Aviv veya Riyad değildir. Bizim kıblemiz Kâbe’dir; siyasi ve ahlaki istikametimizin ölçüsü ise Rabbimizin emrettiği adalet ve hakkaniyettir.

Unutmayalım! Mesele yalnızca hangi ittifakın içerisinde bulunulduğu değil, hangi değerlerin safında durulduğudur.

Rabbim bizlere hakkı hak bilip ona tabi olmayı, zulmü zulüm bilip karşısında durmayı; iman, hakkaniyet, hikmet, maslahat ve basiretten ayrılmamayı nasip eylesin.

UFKUMUZHABER.COM

DÜŞÜNCE - YORUM - ANALİZ Haberleri

El-Aksa Tufanı’ndan Üç Yıl Sonra; Filistin’i Savunma Yükümlülüğü
Herkesin gözü önündeydi: Hamas 7 Ekim'i gizli tutmayı nasıl başardı?
Bir memleket ne zaman çürümeye başlar?
Müslüman hafızasında adalet ve itiraz
Washington'daki güç ağlarının anatomisi: Amerika'yı gerçekte kim yönetiyor?