ABD’li diplomat Tom Barrack ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında Erbil'de gerçekleşen görüşme, Kürt meselesinin geleceğine dair beklentileri yeniden gündeme taşıdı.
KDP Başkanı Mesud Barzani'nin de katıldığı görüşmeye ilişkin resmi ve bağlayıcı bir açıklama yapılmazken, diplomatik kulislerde yansıyan değerlendirmeler, Kürtler açısından temkinli bir tabloya işaret ediyor.
Edinilen bilgilere göre toplantıda statü, özerklik ya da anayasal güvence gibi başlıklarda somut bir siyasal taahhüt gündeme gelmedi. Bu konuların “ilerleyen süreçlere” bırakıldığı ifade edilirken, Kürtlerin ABD nezdinde bir kez daha öncelikle “istikrar unsuru” olarak ele alındığı, ancak açık bir hak öznesi olarak tanımlanmadığı yorumları öne çıktı.
Bu görüşmenin yanısıra KDP Başkanı Mesud Barzani, ABD Başkanı Trump'ın Suriye Özel Temsilcisi ve ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack ve beraberindeki heyeti kabul etti.
Barzani'nin Ofisi'nden yapılan açıklamada görüşmenin Barzani'nin Erbil-Pirmam'daki konutunda gerçekleştiği belirtildi.
Türkiye Faktörü ve Washington’un Denge Arayışı
Görüşmenin perde arkasında Türkiye faktörünün belirleyici olduğu vurgulanıyor. ABD’nin, Mazlum Abdi ile temasını sürdürürken Ankara ile doğrudan bir gerilim yaratmaktan kaçındığı, bu nedenle mesajlarını dikkatle kalibre ettiği ifade ediliyor. Diplomatik kaynaklara göre Washington’un yaklaşımı, Kürt aktörlere alan açarken bu alanın belirli sınırları aşmamasını gözetmek yönünde.
Bu çerçevede ABD’nin Kürt dosyasında temel sorusunun şu olduğu aktarılıyor:
“Silahla elde edilen kazanımlar, siyasal ve diplomatik zeminde sürdürülebilir mi?”
Uzmanlar, bu sorunun sorulmasının dahi ABD’nin henüz tam bir güven inşa etmediğini gösterdiğini belirtiyor.
Öte yandan Kürtler açısından olumlu sayılabilecek başlıklar da dikkat çekiyor. Mazlum Abdi’nin hâlâ muhatap kabul edilmesi, Kürt dosyasının tamamen Şam’a devredilmemiş olması ve ABD’nin sahadaki denge rolünü sürdürmesi, bölge dengeleri açısından önemli görülüyor. Ancak analistler, ertelenen hak başlıklarının zamanla gündemden düşme riskine dikkat çekerek, Kürtler açısından sürecin kritik bir eşikte olduğunu vurguluyor.
Analiz/Değerlendirme
Bu toplantıda da, daha önce gerçekleşen toplantılarda olduğu gibi Kürt tarafına somut siyasal garanti verilmedi.
Bu çok kritik ve şaşırtıcı değil. ABD bugüne kadar: Statü, Özerklik, Anayasal güvence gibi başlıklarda hiçbir Kürt aktöre yazılı veya bağlayıcı söz vermedi.
Bu görüşmede de ertelenmiş olması, ABD refleksleri açısından olağan.
“İstikrar unsuru ama hak öznesi değil”
Bu cümle toplantının omurgasını özetliyor:
Washington Kürtleri: DEAŞ’a karşı askeri ortak ve sahada dengeleyici aktör olarak görüyor, ama egemenlik, statü, anayasal hak söz konusu olduğunda hep geri duruyor.
ABD’nin sorduğu soru: "Kürtler silahla kazandığını siyasetle taşıyabilir mi?”
Bu soru soruluyorsa ki bu ABD'nin hala bu soruya net cevap veremediği bilinen bir realite, güven tam değil, kontrol kaygısı var “Yönetilebilirlik” test ediliyor
Bu, özellikle Mazlum Abdi şahsında liderlik kapasitesi ve çizgi kontrolü açısından Washington’un klasik yaklaşımıdır.
Türkiye faktörü – görünmeyen üçüncü sandalye
Bu belki de bu toplantıya damga vuran en gerçekçi bölüm.
ABD’nin pozisyonu net: SDG ile çalış, ama Ankara’yı provoke etme, Kürtleri masada tut, ama “devletleşme” eşiğine getirme
“Görünür ol ama fazla büyüme” cümlesi, bunu tek satırda özetliyor.
Mazlum Abdi sahada güçlü, masada test ediliyor
Askeri kapasite, disiplin, uluslararası meşruiyet arayışı konularında geçer not almış görünüyor ama ABD için asıl soru:
“Bu aktör kontrol edilebilir mi, sınırları kabul eder mi?”
Bu, ABD açısından kişisel değil stratejik bir test ve hala bu soru sahada tam cevabını bulmuş değil.