Hamas’ın 7 Ekim hamlesinden bu yana Haçlı-Siyonist ittifakın İslam dünyasına yönelik tedricen genişleyen hukuksuz, ahlaksız ve azgın bir saldırısıyla karşı karşıyayız.
Filistin’in Gazze bölgesini Hiroşima’ya çeviren saldırılarla birlikte Lübnan, Yemen ve Suriye’ye yönelik de aynı meş’um ittifakın zalimane saldırıları gerçekleşti.
Arkasından İran’a yönelik Haziran 2025’te 12 gün savaşı yaşandı. Sonrasında 9 Eylül 2025 tarihinde Katar’a saldırıldı. Şimdi de İran’a vahşice saldırılar sürdürülmektedir.
Haçlı-Siyonist ittifakın saldırdığı İslam ülkelerinde her türlü mezhepten ve etnik kökenden çok sayıda topluluklar yaşamaktadır. Saldırıya uğrayan ülkelerin kimisinde Sünniler, kimisinde Şiiler iktidardadır. Saldırıya uğrayan ülkelerin ortak noktası Müslüman olmalarıdır.
Düşmanın saldırıları haksız, hukuksuz, ahlaksız ve vahşicedir. Saldırıya uğrayan tüm ülkelerde okullar, hastaneler, yardım kuruluşları, sivil meskun mahaller, su, elektrik ve enerji gibi yaşam kaynakları hatta mülteci kampları saldırılara maruz kalmaktadır. İran’a açılan savaşın daha ilk gününde kız çocuklarının okuduğu ilkokul bilinçli bir şekilde hedef alınarak iki yüze yakın kız çocuğu şehit edildi. Uluslararası bir tatbikattan dönen, savaş pozisyonunda olmayan ve tehdit oluşturmayan bir İran denizaltısı vurularak yüzlerce asker öldürüldü ve yaralandı. Gazze’de enkaz altında kalanlarla birlikte yüz binin üzerinde sivil öldürüldü. Hastane, cami, okul ve yardım kuruluşları dahil hiçbir yapı ayakta bırakılmadı. Suriye’de rejim değişikliği boşluğundan yararlanılarak bütün askeri alt yapı vuruldu, Suriye’nin toprakları işgal edildi. Son birkaç günde beş yüz bin insan Lübnan’da göçe zorlandı, yüzlercesi öldürüldü.
İslam beldelerinde Müslümanlara karşı işlenen cinayetler saymakla bitmez ve bu cinayetler bütün hızıyla devam etmektedir.
Adını açıkça ifade edelim: Bu savaş Haçlı-Siyonist ittifakla İslam dünyası arasındadır ve saldırıyı başlatan onlardır. Hedef Müslümanlar ve onların sahip oldukları kaynaklardır. Müslümanları yenip kaynaklarına çökmek istiyorlar.
Bu savaş aynı zamanda bir din savaşıdır. Din savaşının olduğunu gösteren emarelerden biri de bu saldırıların özellikle ramazan ayına denk getirilmesidir. Bu kaçıncı ramazan ayıdır biz Müslümanlar bu ibadet ayında kan revan içinde bırakılıyoruz? Filistin ve Lübnan kaç ramazandır sahura bomba ile uyanıyor ve iftarını bombalarla açıyor? Bütün bunlar tesadüf değil, İslam’a ve Müslümanlara karşı bilinçli olarak yürütülen savaş biçimleridir.
Bu tablo karşısında mezhep, meşrep ve etnik köken üzerinden dahili ihtilafları gündeme getirip İslam beldelerine hunharca saldıran düşman karşısında dağınık bir görüntü vermek ve İslam dünyasının varoluşsal mücadele verdiği bu dönemde birliği zaafa uğratmak, en basitinden düşmanın sahip olduğu bilincin gerisine düşmektir. Onlar bizim mezhebimize, meşrebimize ve etnik kökenimize bakmadan bizi imha etmeye azmetmişken bizim bu saldırılar altında bile ihtilaflara atıf yapmadan veya ihtilafları hatırlatmadan düşmana karşı pozisyonumuzu ifade edemeyişimiz esef verici bir durumdur.
Bizim dinimiz, ‘mazlumun dini sorulmaz’ der ve mazlumun yanında olmamızı emrederken biz kafirlerin bilumum İslam dünyasına zalimane saldırıları sürerken mazlumun mezhebini sorgulama gibi büyük ve stratejik bir hataya düşmemeliyiz. Kiminle ne hesabımız varsa düşmanın şerrini defettikten sonra kendi aramızda görmeliyiz.
İdrak ettiğimiz bugünler ihtilafları, rekabetleri ve dahili sorunları paranteze almamızı, varlığımıza kasteden düşmana karşı tek ses ve tek cephe oluşturmamızı gerektirmektedir.
Ufkumuzhaber Editöryal