Eğitimin İçini Kim Boşaltıyor?

Eğitimde yaşanan dönüşüm, yalnızca müfredat ve öğretim yöntemleriyle sınırlı değil. Dijital sistemler çocukların dikkatlerini, düşünme alışkanlıklarını ve dünyayı algılama biçimlerini de etkiliyor.

Yusuf TOSUN - Perspektif

Bugün dünya, eğitim üzerinden yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor. Eğitim yalnızca bilgi aktarılan bir alan değil; insanın düşünme biçiminin, değerlerinin, şahsiyetinin ve geleceğe bakışının inşa edildiği temel bir zemindir. Dolayısıyla eğitimde yaşanan dönüşüm, sadece okulları ve öğretim yöntemlerini değil, doğrudan toplumların geleceğini de ilgilendiriyor.

Son dönemde öğrenci olayları üzerinden yeniden gündeme gelen tartışmalar, bu mesele üzerinde daha fazla düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Mesele sadece güvenlikten ibaret değil. Öğrencilerin yaşadığı güvenlik sorunlarını görmezden gelemeyiz. Ancak yaşanan hadiseler üzerinden öğretmenlerin, okulların ve eğitim kurumlarının bütünüyle hedef hâline getirilmesi, öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılması ve eğitim ortamlarının değersizleştirilmesi de ayrı bir tehlikedir. Sorunları çözmekle kurumları ve insanları itibarsızlaştırmak arasındaki farkı gözden kaçırmamalıyız.

Bir taraftan yeni maarif modelleriyle eğitimi iyileştirmeye çalışırken, diğer taraftan öğretmenin rehberliğini, okulun işlevini ve yüz yüze eğitimin önemini tartışmaya açan gelişmelerle karşı karşıyayız. Eğitim kurumları eleştiriden muaf değildir; kendilerini yenilemeleri gerekir. Fakat eleştiri, eğitimin asli unsurlarını güçlendirmeye hizmet etmelidir; onları gözden çıkarılabilir hâle getirmeye değil.

Peki, bütün bunlar yalnızca birbirinden bağımsız gelişmeler mi? Yoksa eğitimde yaşanan dönüşümün, üzerinde yeterince durmadığımız başka sonuçları da olabilir mi?

Çocukların Dikkatini Kim, Neye ve Hangi Amaçla Yönlendiriyor?

Bu soruyu sormak için dijital dünyanın çocuklarımızın hayatında daha fazla yer kapladığını görmek yeterli. Sosyal medya platformları, dijital içerikler ve yapay zekâ uygulamaları, çocukların yalnızca zamanlarını değil, dikkatlerini, düşünme alışkanlıklarını ve dünyayı algılama biçimlerini de etkiliyor. Çocukların ne izleyeceği, ne okuyacağı, neye ilgi duyacağı ve hangi bilgiyle karşılaşacağı dijital sistemler tarafından belirleniyor. Üstelik bu sistemler yalnızca bilgi sunmuyor; insanın ilgisini mümkün olduğunca uzun süre kendilerine bağlamaya da çalışıyor.

Dijital teknolojilerin eğitimde sunduğu imkânları inkâr edemeyiz. Bilgiye erişimi kolaylaştıran, öğrenmeyi destekleyen ve öğretmene yardımcı olan araçlardan yararlanmak önemlidir. Ancak bu araçların hangi amaçlarla geliştirildiğini, çocukların dikkatini nasıl etkilediğini ve ticari çıkarların bu süreçte nasıl rol oynadığını da sorgulamalıyız. Teknolojinin sağladığı imkânlarla insan üzerinde kurabileceği hâkimiyet arasındaki sınır her zaman sanıldığı kadar belirgin değildir. Daha büyük bir soruyla karşı karşıyayız: Eğitimde yaşanan dijital dönüşüm, gerçekten insanın gelişimini kolaylaştırmak için mi ilerliyor, yoksa zamanla insanı dijital sistemlere daha bağımlı hâle getiren bir düzene mi dönüşüyor?

Dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan hadiseleri de bu sorudan bağımsız düşünemeyiz. Her olayın kendine özgü sebepleri vardır; bunları tek bir nedene bağlamak doğru olmaz. Ancak çocukların dijital dünyayla kurduğu ilişkinin, dikkat ve davranış biçimlerinin, eğitim kurumlarına yönelik algılarının aynı dönemde değişmesi, üzerinde durmamız gereken bir tablo ortaya çıkarıyor. Bu tabloya yalnızca münferit olaylar üzerinden bakmak, büyük dönüşümün bazı yönlerini gözden kaçırmamıza neden olabilir.

İnsan ister istemez şunu düşünüyor: Dünyanın dört bir yanında çocukların hayatı dijital mecralar üzerinden şekillenirken, eğitim de aynı mecralara doğru taşınıyor. Bu iki gelişmeyi birbirinden tamamen bağımsız hadiseler olarak mı değerlendirmeliyiz, yoksa aralarında düşünmemiz gereken bir ilişki var mı?

Elbette bütün bunların tek bir merkezden planlandığını söyleyebilecek durumda değiliz. Ortada her şeyi yöneten küresel bir yapı bulunduğunu ileri sürmek, ayrıca kanıtlanması gereken bir iddia olur. Fakat böyle bir planın varlığını kanıtlayamamamız, ortaya çıkan sonuçlar üzerine düşünmemize engel değildir. Farklı amaçlarla hareket eden güç odakları, ticari çıkarlar ve teknolojik gelişmeler, birbirinden bağımsız görünseler bile aynı yönde sonuçlar doğurabilir.

Belki de asıl mesele, birilerinin bütün bu gelişmeleri tek elden yönetip yönetmediğinden önce, ortaya çıkan tablonun kimin işine yaradığı ve neticelerinin ne olacağıdır.

Düşünsenize: öğretmenin ve okulun giderek değersizleştiği, eğitim ortamlarının güvensiz veya yetersiz görüldüğü, yüz yüze eğitimin işlevinin tartışmalı hâle geldiği bir dünyada, eğitimin dijital platformlar üzerinden yürütülmesi daha kolay savunulabilir. Teknolojik sistemlerin daha güvenli, daha ekonomik, daha pratik olduğu düşüncesi yaygınlaştıkça, okulun ve öğretmenin yerini dijital araçların alabileceği fikri de sıradanlaşabilir.

Bir adım daha ileri giderek kendimize şu soruyu sorabiliriz: Ya bütün bu dönüşümün uzun vadeli sonucu, çocukların eğitimini giderek dijital mecralara bağımlı hâle getirmek olursa?

Hiç şüphesiz bu, gerçekleştiği kanıtlanmış bir plan değil; mevcut gelişmelerden hareketle üzerinde düşünülmesi gereken bir ihtimal. Fakat böyle bir ihtimalin sonuçları üzerinde durmak için geç kalmayı beklemek zorunda değiliz. Çünkü mesele yalnızca derslerin hangi araçlarla anlatılacağı değil. Asıl mesele, geleceğin insanını yetiştirme sorumluluğunun kimlerin elinde olacağıdır.

Eğitim bütünüyle dijital sistemler üzerinden yürütüldüğünde, çocukların hangi bilgiyle karşılaşacağı, hangi konulara ilgi duyacağı ve nasıl düşüneceği üzerinde bu sistemlerin etkisi artabilir. Bilgiye erişimin kolaylaşması, bilgiyi değerlendirme ve sorgulama becerisinin kendiliğinden gelişeceği anlamına gelmez. Hazır cevaplara ulaşmak, doğru soruları sormayı; sürekli içerik tüketmek, derinlemesine düşünmeyi; dijital bağlantılar kurmak, insanlarla sahici ilişkiler geliştirmeyi garanti etmez.

Üstelik eğitim, yalnızca bilgi edinme süreci değildir. Çocuk okulda arkadaşlık kurar, başkalarıyla yaşamayı öğrenir, farklılıklara tahammül geliştirir, sorumluluk üstlenir ve karşılaştığı sorunlarla baş etmeyi deneyimler. Öğretmeninin rehberliğinde yalnızca ders öğrenmez; davranışlarını, ilişkilerini ve şahsiyetini de geliştirir. Çünkü öğretmen, bilgi sunan bir kişi olmanın ötesinde öğrencisinin gelişimini gözlemleyen, ona yol gösteren, gerektiğinde uyaran ve örnekliğiyle etkileyen bir insandır.

Bir ekranın bilgi sunabilmesi, bütün bu işlevleri yerine getirebildiği anlamına gelmez. Pandemi döneminde uzaktan eğitimin imkânlarını ve sınırlarını hep birlikte tecrübe ettik. Teknolojinin eğitimde ne kadar önemli olduğunu gördüğümüz kadar, yüz yüze ilişkinin, öğretmen rehberliğinin ve okul ortamının yerini bütünüyle dolduramadığını da yaşadık. Birçok öğrenci için ekran karşısında geçen o dönem, akademik kayıpların ötesinde motivasyon ve sosyal bağ kaybına da yol açtı.

Buna rağmen geleceğin eğitimini dijital araçlar üzerinden düşünmeye başladık. Yapay zekâ uygulamalarıyla birlikte bu eğilim daha da güçlenebilir. Öğretmenin rehberlik eden bir insan olmaktan çıkarak dijital sistemlerin sunduğu içeriği takip eden bir uygulayıcıya dönüştüğü, okulun toplumsal işlevinin zayıfladığı, çocukların öğrenme süreçlerini büyük ölçüde ekranlar üzerinden sürdürdüğü bir dünya artık üzerinde düşünmemiz gereken bir gelecek ihtimalidir.

Böyle bir dünyada çocukların bilgiyi nereden edindikleri kadar, kimin tarafından yönlendirildikleri de önem kazanacak. Onların düşünme biçimlerini şekillendiren, ilgi alanlarını belirleyen ve dünyayı nasıl algılayacakları üzerinde etkili olan sistemler güçlendikçe, insanın kendi iradesiyle hareket etme imkânı da tartışma konusu hâline gelecek.

Belki de asıl tehlike burada yatıyor. Çocukları yalnızca dijital dünyanın tüketicileri hâline getirmek değil; zamanla kendi dikkatlerini yönetmekte, bağımsız düşünmekte ve karşılaştıkları bilgileri sorgulamakta zorlanan bireylere dönüştürmek. Çünkü dikkatini yönetemeyen, bilgiyi sorgulamayan ve düşünmek için kendisine zaman ayıramayan bir insanın, başkalarının yönlendirmelerine açık hâle gelmesi daha kolaydır.

Buradan hareketle eğitimin içinin boşaltılması meselesini yalnızca müfredat, ders kitapları, sınavlar veya öğretim yöntemleri üzerinden değerlendiremeyiz. Eğitim, aynı zamanda insanın kendisini ve dünyayı anlama biçimini şekillendirir. Bu alanın giderek dijital platformların etkisine girmesi, uzun vadede toplumların düşünme ve karar verme biçimlerini de değiştirebilir.

Bu düşüncelerimin tamamını kanıtlanmış bir bilgi olarak ileri sürmüyorum. Biraz gözlem, biraz endişe, biraz da geleceğe ilişkin bir sezgi… Fakat bazen üzerinde yeterince durulmayan ihtimalleri konuşmak da düşünsel bir sorumluluktur. Her şeyi bir komployla açıklamak ne kadar yanlışsa, yaşanan dönüşümlerin muhtemel sonuçlarını hiç sorgulamamak da o kadar sakıncalıdır.

Ne Yapmalıyız? 

Öncelikle çocuklarımızı dijital dünyanın etkileri konusunda bilinçlendirmeli, aileleri bu sürecin etkin bir parçası hâline getirmeliyiz. Öğrencilerin yalnızca akademik başarılarını değil; dikkatlerini kullanma biçimlerini, okuma alışkanlıklarını, düşünme becerilerini ve dijital mecralarla kurdukları ilişkiyi de önemsemeliyiz.

Bunun için şu somut adımlar atılabilir:

  • Ailelerde “ekran-okuma dengesi” sözleşmeleri yapılabilir. Günlük ekran süresi ile birlikte, en az o kadar da okuma veya sohbet zamanı konulabilir.
  • Okullarda “dikkat saati” uygulamaları başlatılabilir. Günün belli bir bölümünde ekransız, derinlemesine okuma ve tartışma etkinlikleri yapılabilir.
  • Öğretmenlere ve öğrencilere yönelik “yapay zekâ eleştirel okuryazarlığı” eğitimleri verilebilir. Yapay zekâdan yararlanmayı öğretmek kadar, onun sunduğu cevapları sorgulamayı, gerektiğinde itiraz etmeyi ve kendi düşüncesini oluşturmayı da öğretmek gerekir.
  • Ailelere, öğretmenlere ve okul yöneticilerine yönelik kısa, pratik bilinçlendirme programları düzenlenebilir. Çocukların dijital dünyada karşılaştıkları sorunları birlikte konuşabilecekleri güvenli alanlar oluşturulabilir.

Bir taraftan eğitimin içeriğini ve yöntemlerini çağın ihtiyaçlarına göre geliştirmeli, diğer taraftan eğitimin insanı merkeze alan özünü korumalıyız. Teknolojiyi bilinçli kullanmayı öğretirken, çocukların dikkatlerini yeniden okumaya, düşünmeye, araştırmaya ve öğrenmeye yönlendirmeliyiz.

Unutmamalıyız ki teknoloji bir araçtır; eğitimin amacı veya insanın yerine geçecek bir otorite değildir. Bu aracı kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda kullanmak, çocuklarımızın geleceğini yalnızca teknolojik gelişmelerin seyrine bırakmamak zorundayız. Kendi eğitim anlayışımızı, hedeflerimizi ve önceliklerimizi ortaya koyamadığımızda, başkalarının geliştirdiği sistemlerin sunduğu imkânlarla yetinmek durumunda kalabiliriz.

Mesele, çocukları dijital dünyadan bütünüyle uzaklaştırmak değil; onların iradelerini, dikkatlerini ve düşünme kabiliyetlerini koruyarak bu dünyada var olabilmelerini sağlamaktır. Bunun yolu da aileyi, öğretmeni ve okulu güçlendirmekten, çocukların okuma ve düşünme alışkanlıklarını geliştirmekten ve teknolojiyi insanın gelişimine hizmet edecek biçimde kullanmaktan geçiyor.

Çünkü mesele sadece çocukların ekran başında ne kadar zaman geçirdiği değildir. Mesele, onların dikkatlerini kime ve neye teslim ettikleri; zihinlerini hangi içeriklerle besledikleri ve gelecekte nasıl insanlar olacaklarıdır.

Çocukların dikkatini koruyamazsak öğrenme iradelerini, öğrenme iradelerini koruyamazsak geleceğe yön verme güçlerini de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız. Eğitim kurumlarını ve öğretmenleri güçlendirmek, aileleri bilinçlendirmek ve dijital teknolojileri insanın gelişimine hizmet edecek biçimde kullanmak bu yüzden hayati önem taşıyor.

Çocukların dijital fanuslara hapsedilme ihtimalinin giderek güçlendiği bir dünyada, onlara yeniden kendileriyle, aileleriyle ve çevreleriyle sahici ilişkiler kurabilecekleri alanlar açmak zorundayız. Aksi hâlde kaybedeceğimiz yalnızca eğitimdeki başarı değil; düşünme, sorgulama, irade geliştirme ve birlikte yaşama kabiliyetimiz de olacaktır.

Belki de günün sonunda sormamız gereken soru şudur: Eğitimin içini kim boşaltıyor? Yoksa biz, eğitimin içini boşaltan bir dönüşümün farkına varmadan onun parçası mı oluyoruz?

EĞİTİM Haberleri

MEB, Meta'ya dava açacak
İstanbul'da Kürtçe kurslarına yoğun ilgi
"Önümüzdeki yıl Maarif Modeli'ne tamamen geçmiş olacağız"
Eğitim Neyi Kaybediyor?
YKS yerleştirme sonuçları açıklandı: Kayıt süreci 24 Ağustos'ta başlıyor