Risk de büyük fırsat da
Anladığım kadarıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk günden beri Trump ile Netanyahu arasında çıkacağına inandığı "ayrışma" üzerine denklemi kurdu.
Zira...
ABD ve İsrail'in 28 Şubat 2026'da İran'a karşı başlattığı ortak saldırının hedefinin aynı olmadığını biliyordu.
Gerçekten de Washington ve Tel Aviv aynı cephede birlikte savaşsa da hesapları örtüşmüyordu.
Netanyahu, İran'la birlikte "direniş eksenini" tamamen devre dışı bırakarak Gazze soykırımıyla başlattığı "Arzı Mevud" hayalini gerçekleştirmek istiyordu. (Türkiye'ye karşı etnisite kökenli iç çatışmalar çıkartmak da mahut hayaline mündemiçti.)
***
Gazze soykırımı başta olmak üzere vahşette sınır tanımayan İsrail, biricik hamisi ABD'yi bölge halkları nezdinde nefret objesine dönüştürerek sürgit manipüle etmeye çalıştı.
Lakin, Netanyahu'nun "İlk saldırıyla İran'da rejim değişir" öngörüsü fos çıkınca, "manipülasyon" yara almaya başladı.
Bu yaralara İran'ın olağanüstü direnci eklenince, iç kamuoyunda desteği eriyen Trump, İran'la zafer olarak sunacağı bir anlaşma yapmanın peşine düştü.
Takdir edersiniz ki silahların susması, Netanyahu'nun siyasi kariyerinin sonu demekti.
Hâliyle daha fazla dayanamadı ve haziran ayı itibarıyla Beyrut'un güneyini yeniden bombaladı.
Böylece Trump ve Netanyahu ayrışması gün yüzüne çıktı.
Umalım ve dileyelim ki mezkûr ayrışma, tüm bölge adına büyük bir fırsata dönüşecek kadar derinleşsin.
***
İsrail'in Lübnan'daki direniş hattını (Hizbullah) kırarak Lübnan'ın güneyine kalıcı olarak yerleşmesi, sınırlarımız ötesinde sadece yeni bir fiziki komşunun türemesi demek değildir.
Bu durum, Türkiye'nin güney havzasındaki tüm askeri, ekonomik ve jeopolitik parametrelerin doğrudan soykırımcı İsrail rejimi tarafından dikte edilmesi riskini doğurur. Kısmen işgal altında tuttuğu Suriye üzerindeki baskısını da artırmasına neden olur.
Risk büyüktür.
Mesela, Hindistan-İsrail ticaret rotasına alternatif teşkil edebilecek, Türkiye'nin lojistik koridor vizyonunun omurgasını oluşturan Hicaz Demiryolu gibi devasa hamleler, İsrail'in bu genişleyen etki alanı içinde kolaylıkla sabote edilebilecektir.
ABD ile İsrail arasındaki ayrışma, Türkiye için hem sınır hatlarındaki kuşatmayı kırmak hem de kendi kalkınma koridorlarını muhafaza etmek adına çok kritik bir eşiktir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "İsrail durdurulmalıdır. İran'da, Lübnan'da başlayan; Suriye'yi, Akdeniz'i, Afrika'yı tehdit eden saldırganlığın sonuçlarından tepkisiz kalanlar mesul olacaktır..." şeklindeki dünkü açıklamasını biraz da buradan okumak lazım gelir.


