‘Neye niyet neye kısmet!’
ABD ve İsrail'in İran ile savaşı beşinci haftasına girdi. Oysa ABD Başkanı Donald Trump en fazla dört hafta içinde 'askeri ve siyasi' zafer ilan edip 'işi' bitireceğini söylüyordu. Ne var ki gidişat istediği gibi değil. Bu nedenle söylemleriyle eylemleri arasındaki makas giderek açılıyor. Aklında kara harekâtı dilinde ise İran ve Hürmüz Boğazı krizinden çıkış stratejisi var.
Bir yandan askeri yığınağa devam ederken bir yandan da İran'da rejimin üçüncü kez değiştiğini, şu anki kadroların daha ılımlı, daha zeki ve daha uzlaşılabilir olduğunu iddia ediyor. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi gibi sivil temsilciler yerine Trump, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf liderliğindeki kadroyu yeni yönetimin temsilcileri olarak lanse ediyor.
Kalibaf ile görüştüğünü söylüyor. Yeni yönetimin ateşkes istediğini ama Hürmüz Boğazı açılmadan buna yanaşmayacağını vurguluyor.
Oysa İran'a yönelik saldırılar başlamadan önce hem Dışişleri Bakanı Marco Rubio hem Savaş Bakanı Pete Hegseth, hedeflerinin rejim değişikliği olmadığını ısrarla vurgulamıştı. Üstelik İran'a yönelik saldırılar başlamadan önce Trump da sık sık Demokratların başarısız "rejim değişikliği ve ulus inşası" stratejilerini eleştiriyordu.
***
Ancak Trump'ın bugünlerde iki lafından birinin "İran'da rejimi değiştirdik. Hem de bir kez değil iki kez değil tam üç kere" demesinin bir anlamı olmalı. Bu söylem değişikliği bir gerçekliğe mi dayanıyor yoksa bir sıkışmadan veya çıkış arayışından mı kaynaklanıyor?
Aslında üç ihtimal de mümkün. Zira Trump çok boyutlu bir jeopolitik krizin girdabına düştüğünün farkında. Önünde üç seçenek var. Ya bölgesel askeri harekâtta bulunacak. Ya uluslararası ortak bir operasyona girişecek. Ya da aşamalı müzakerelerle sonuç almaya çalışacak.
Trump her üç ihtimali de aynı anda hem masada hem sahada aktive etmeye çalışıyor. Dolayısıyla bu da kaotik bir söyleme yol açıyor. Zira bir bakıyorsunuz ateşkes ve müzakerelerden konuşuyor. Savaşı bir anlaşma olmadan da bitirebileceğinden bahsediyor. Belirledikleri takvimin çok ilerisinde olduğunu ve iki hafta içinde bu defteri kapatacağını dile getiriyor.
Tam bu diplomatik söyleme dikkat kesilirken askeri yığınağın sürdüğü, başını Ürdün ve BAE ile diğer bölge ülkelerinin çektiği bir kara harekâtı seçeneğini dillendiriyor bu kez. Hark Adası ve diğer stratejik yerleri alıp İran'ın enerji kaynaklarına el koyacağını belirtiyor Trump. Yeni yönetime gözdağı verip direnirlerse İran diye bir ülkenin kalmayacağını da ekliyor sözlerine.
***
İşte tam da burada ABD Başkanı sadece İran'ı yok etmekle tehdit etmiyor. Bu savaşta kendisine destek vermeyen NATO ve AB üyesi ülkelere de parmak sallıyor. Trump bu kez İran'a yönelik savaş stratejisinde bölgesel düzeyden uluslararası operasyon aşamasına geçiyor. Hatta NATO'nun kâğıttan kaplan olduğunu söylerken "Sadece ben değil bu durumu Rus lider Putin'in de bildiğini" vurgulayıp kendisine rest çeken Avrupalıların adeta bam teline basıyor.
Müttefiklerini 'nankörlük ve korkaklıkla" suçlayan ABD Başkanı bunun intikamını 'Putin ile' alacağını ima ediyor. "NATO üyeliğini gözden geçirip geçirmeyeceği" sorusuna "Vereceğim karar gözden geçirmenin de ötesinde olacak" diyen Trump, ittifakı darmadağın etmeyi planlıyor.
Hâsılı kelam Atlantik'te ABD ve Avrupa arasında Hürmüz makası giderek açılırken NATO içinde de İsrail çatlağı her geçen gün daha da büyüyor. 'Kapasite asimetrisi' nedeniyle aynı ittifak sistemindeki aktörler ortak bir stratejide uzlaşamıyor. Böyle giderse sadece Hürmüz'ün ve İran'ın rejimi değil siyonist rejim başta olmak üzere Atlantik sistemindeki sömürgeci Batılı rejimler de köklü bir değişime maruz kalacak. Atalarımız boşuna "ava giden avlanır" ya da "neye niyet neye kısmet" dememiş.


