1. YAZARLAR

  2. Vahap Coşkun

  3. Newroz o bayram ola!
Vahap Coşkun

Vahap Coşkun

Newroz o bayram ola!

A+A-

Newroz, Ortadoğu ve Orta Asya halkları için güçlü tarihi, toplumsal ve kültürel manalara sahip bir bayram. “Nevruz”, “navruz”“navrız”“novrız”“mevris” gibi adalarla anılan ve kelime olarak “yeni gün” anlamına gelen Newroz; iyiliğin kötülüğe, aydınlığına karanlığa galebe çalmasını, dirilişi ve yeni bir başlangıcı temsil eder.

Newroz’un mitolojik kökeni Demirci Kawa efsanesine dayanır. Efsaneye göre, zalim hükümdar Dehak -bir uyarlamaya göre onulmaz yarasına merhem olması için, bir diğer uyarlamaya göre ise omuzundaki iki yılanı beslemek için- her gün iki genci öldürmekte ve beyinlerini ya yarasına sürmekte ya da yılanlarına yedirmektedir. Demirci Kawa, kendilerine zulmeden ve aşağılayan bu barbar krala karşı ayaklanır, halkı arkasına alır, kralı öldürür ve zorba yönetime son verir. Halk, kazandığı zaferi dağlarda ateş yakarak kutlar. Dağları aydınlatan ateşler; vahşi bir iktidarın bittiğini, özgürlüğün elde edildiğini ve yeni bir döneme girildiğini simgeler. 

Kültürel olarak Newroz, baharın gelişini müjdeler. Doğanın yenilenmesini ve canlanmasını anlatır. Toplumsal birlik ve dirlik idealini ve özlemini yansıtır. Mamafih zamanla kazandığı siyasi hüviyeti, kültürel hüviyetini gölgede bırakır. Martin van Bruinessen, 20 yüzyılın başlarında İranlı Kürtler ile Türkiye’deki diğer bazı çevrelerin (Bektaşi dervişlerinin, Tahtacılar gibi bazı Alevi topluluklarının ve Iğdır yöresindeki Azeri Şiilerin) Newroz’a vakıf olduklarını söyler. Buna mukabil, o tarihlerde Türkiyeli Kürtler arasında Newroz ve Kawa figürünün yaygın olarak bilinmediğini belirtir.

“Biz varız, buradayız ve hak sahibiyiz”  

Türkiyeli Kürtlerin Newroz ile yakın mesaileri 1970’li yıllarda başlar. 1971’de Türkiye’deki ilk Kürt kitle örgütü olan DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) Newroz’u kutlar. Akabinde bazı Kürt örgüt ve partileri Kawa figürünü kullanırlar. 1982’de PKK’li Mazlum Doğan’ın, Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’ndeki işkenceleri protesto etmek ve direniş mesajı vermek için kendini yakması, Newroz’un yüceltilmesinde bir dönüm noktası olur.[1]

1990’larda Newroz kitleselleşir. Devletin Kürtleri ret ve inkâr eden politikası cevabını Newroz meydanlarında alır. Newroz; Kürtlerin toplu olarak harekete geçtikleri, siyasi varlıklarını gösterdikleri, kültürel ve duygusal dayanışma ve birlikteliklerini resmettikleri bir “direniş sembolüne” dönüşür. Devlet yasaklama ve müdahale dozunu artırdıkça, Kürtler de Newroz’a daha fazla sarılırlar. 

İran, Irak, Suriye ve Türkiye’de Kürtlerin Newroz’a yoğun ilgi göstermeleri, Kürtler arasında ortak bir takvim ve ortak bir aidiyetin gelişmesine de katkıda bulunur. Newroz, bu yönüyle, bir direniş mekânı olmanın ötesinde, ortak bir Kürt kimliğinin üretildiği ve büyütüldüğü kolektif bir hafıza işlevi görür. Kürtler Newroz’la el âleme “Biz varız, buradayız ve hak sahibiyiz” mesajını verirler; hem de son derece meşru ve etkili bir biçimde.  

Kürtlerin Newroz’a bağlılıkları devletin tavrında da değişikliğe neden olur. İki türlü: İlkin, artık önüne geçmenin mümkün olmadığı anlaşıldığından Newroz yasaklamaları gevşer, bu güzel gün artık serbestçe kutlanabilir hale gelir. İkincisi de, devlet Newroz’u sahiplenmeye çalışır. Newroz’un bir Türk bayramı da olduğu hatırlanır, bu günün Orta Asya’daki Türkler tarafından kutlandığı yeniden keşfedilir. MHP’nin önde gelen isimlerinden olan Abdulhaluk Çay, dar dağlık bir vadide tutsak kalmış atalarını özgürlüğüne kavuşturan Börte Çine (Bozkurt)  adındaki bir demircinin yer aldığı Ergenekon mitiyle bu ilkbahar bayramı arasında bir bağ kurar. 

“Alparslan Türkeş, Börte Çine’yi anmak için kendisinin bir demir parçasını örsün üzerinde dövdüğü bir tören düzenledi –güya bu, 20. yüzyılın başlarında pantürk çevrelerde başlatılan anacak kesintiye uğrayan bir törendi. Hükümet de Newroz’u bir Türk ulusal bayramı haline dönüştürmeye çalıştı. Orta Asya’dan folklor grupları davet edildi ve kabinedeki bakanlar ateşin üzerinden atlamak için Iğdır’a gönderildi. Radyo ve televizyona, her yıl Türklük bayramına vurgu yapan mesajlarla dinleyicilerini bombardımana tuttu.”[2]

Daha Kürdi bir Newroz 

Yani, devlet önce Kürtler kutladığı için reddettiği Newroz’u, sonra kabullendi ve hatta kendi tekeline geçirmeye çalıştı. Böylece her 21 Mart’ta arşa çıkan tansiyon düştü ve kutlamalar normalleşti. Siyasi atmosferin değişimi, Newroz’un içeriğine de yansıdı. Koyu siyasi ton seyreldi, kültürel temalar ön plana çıktı. 

Mesele 2026’nın Newroz’unun karakteri, siyasi olmaktan ziyade kültürel ve sivildi. Bir-iki istisna dışında, protokol yoktu. Eskisine nazaran kitlenin siyasi mesajlara atfettiği değer de daha azdı. Kimin ne söylediği değil, alanın dili önemliydi. Sürecin getirdiği bir rahatlama vardı. Bazı yerlerde devletin eski refleksleri baş göstermiş olsa da, genelde Newroz sakindi. Ortam, daha Kürdi idi; Suriye’den esen rüzgârlar, partilerden ya da aktörlerden çok Kürtlüğe vurguyu ön plana çıkartmıştı. 

Bu tablo gelecek için de bazı şeyler söylüyor. Gidişatta bir kırılma olmazsa, artık geçmişin koyu siyasi içerikli ve ciddi Newroz’larının yerine daha kültürel ve daha neşeli Newrozlar alacak. Kutlamalara bir parti veya siyasi hareket damga vurmayacak, aksine siyasi aidiyetlerinden bağımsız olarak insanların ortak bir bayram coşkusuyla iştirak ettikleri kutlamalar yapılacak. Böyle kutlamalar, Newroz’un ruhuna daha uygun düşecek. 

Güç olmasın

Görünen o ki iktidar da yeni dönem Newrozları için kendi hazırlığını yapıyor. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşat Zorlu, Newroz’un resmi bayram olması için çalışmalarının devam ettiğini ve önümüzdeki aylarda bunu hayata geçirme iradelerinin bulunduğunu belirti. Muhtemelen 2027 Newroz’unu resmi bir bayram olarak kutlayacağız ve 21 Mart’ı resmi tatillerimizden biri olarak takvimimize işaretleyeceğiz. 

Geç kalmış bir adım bu! Suriye dün iç savaştan çıktı, yaptığı ilk işlerden biri Newroz’u resmi bayram ilan etmek oldu. Bizde neredeyse yarım asırdır bu yönde bir talep var, devlet ancak yeni kıpırdanabildi. Geçen günler ve yıllara yazık! Eğer devlet, bu haklı talebin gereğini vaktinde yerine getirmiş olsaydı, birçok Newroz acılarla zihnimize kazılmazdı. 

Neyse, geç olsa da güç olmasın, artık bu topraklarda da Newroz adına yaraşır bir tarzda bir bayram olarak teneffüs edilsin. Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi’nin tasvir ettiği gibi, “hüsn-ü kederin def edildiği, dilde hicâbın ref edildiği, cümle günahın aff edildiği” bir bayram olsun Newroz. Bayram o bayram ola! 


[1] Martin van Bruinessen, Kürdolojinin Bahçesinde, İletişim Yayınları, 2012, İstanbul, s. 124. 

[2] Bruinessen, s. 125-126.

Önceki ve Sonraki Yazılar