1. YAZARLAR

  2. Taha Akyol

  3. Müslüman bir alimin Weber referansı
Taha Akyol

Taha Akyol

Müslüman bir alimin Weber referansı

A+A-

Müslümanların neden geri kaldığı sorunu, en azından Namık Kemal, Tunuslu Hayreddin ve Mısırlı Muhammed Abduh’tan beri yüz elli yıldır tartışılıyor.

Bu soruları “öze dönerek” çözemeyeceğimizin delili, bu iddiadaki hareket ve düşüncelerin başarısızlığıdır.

Öz”ün bizler için değeri büyük olmakla birlikte modern bilime ve hukuka da acil ihtiyacımız var.

Nitekim Plevne’de mağlup olan ordunun imanı hiç de Mohaç’ta zafer kazanan ordudan az değildi.

Mustafa Çağrıcı Hocamızın iki gün önce Karar’daki yazısında büyük sosyolog Max Weber’in Economy and Society adlı dev eserinden alıntı yaptığını görünce aklımdan bu düşünceler geçti.

Alıntıda Weber, “Şark toplumlarındaki mutlak ve keyfi yönetimler”den bahsediyordu, yani “sultanizm.

‘İNSANİ VE AHLAKİ İÇERİK’

Prof. Çağrıcı yazısında, Batı’da 16. Yüzyıldan itibaren gelişen eleştirel düşünce ve bilimsel bilginin gerisinde kaldığımızı anlatıyor. Kapanan zihinlerin, gelişmekte olan bilimleri kavrayamadığı gibi dinî mirasın ahlaki ve insani içeriğini de kavrayamadığını belirtiyor:

“(Müslümanlar) dinî mirasın özünde var olan insanî ve ahlâkî içeriği de keşfedemedi; dinî metinleri bu açıdan kavrayamadı... insan amaçlı her türlü yenilik ve değişimi reddetti...

Eleştirel düşünce olmayınca dinî mirası bile değerlendirememek!

Sonuç, sadece bilim ve ekonomide geri kalma değil, aynı zamanda ahlaki çöküntüdür. Weber’in doğu toplumlarında gördüğü keyfi yönetimler, böyle bir zeminde hakim olmuştu. Bütün tarih gösterir ki, bilimsel düşünce gibi ahlak felsefesinin gelişmemesinde de en önemli faktör budur.

AHLAK FELSEFESİ?

Çağrıcı hocamız, KURAMER’den yeni çıkan “Kur’an’ın Ahlak Çağrısı” adlı kitabında, İslamiyet’i şekiller ve madde madde sıralanan kurallar yığınına indirgeyen kazuistik ve dogmatik zihniyetin, sadece bilimsel düşünceyi değil, ahlak felsefesinin de gelişmesini engellediğini anlatır:

Fıkhın programında ahlak önemli bir yer İşgal etmez. Fıkhın ‘ibadetler’ bölümünde, konu gereği insan sadece kul olarak bahis konusudur… Fakih, prensip olarak hukuk ve siyaset gibi dünyevi konularda meselenin zâhirine, şekline bakar…” (s. 52-53)

Fakat, felsefi alana gelince:

İslam ilim ve kültür tarihinde ahlakın bir düşünce ve bilgi alanı olarak gündeme alınıp sistemli bir fikri ve ilmî alan olarak teşekkül etmesi, önemli temsilcilerini miladi 9-13. yüzyıllarda yetişen az sayıdaki Müslüman filozoflar sayesinde olmuştur…” (s.58)

İslam’da felsefi akımların muktedir hükümdar/halifeler ve fıkıh-odaklı medrese tarafından asırlar içinde bastırılmasının yarattığı hasarı görüyor musunuz? Hem ilim hem ahlak sahasında kalıplaşma, ama önlerine çıktığında dünya nimetleri karşısında akıl almaz bir açgözlülük…

WEBER’İN YAZDIKLARI

Weber’in önemi, bütün toplumların geçmişinde görülen açgözlü “servet” düşkünlüğü, vurgun, soygun, yağma, haraç ve ganimet ile, öbür tarafta, iktisadi gelişmeyi sağlayan “rasyonel” bir faaliyet olarak “sermaye” arasındaki büyük farkı göstermesiydi.

MB Başkanı Fatih Karahan’ın “servetin sermayeye dönüşmesi” konuşmasını hatırladınız mı?

Servet” dönemindeki faiz (riba) ile “sermaye” dönemindeki faiz (kullanım değeri ve devletin para politikası aracı) aynı olabilir mi?

Daha önemlisi, Weber aynı eserinde hukuk tarihinde en önemli gelişmenin kamu hukuku ve özel hukuk teorilerinin ayrışması olduğunu ve modern hukukun buna dayandığını anlatır. Fıkıhta kamu hukukunun gelişmediğini Hayrettin Karaman da yazmıştı. Fıkhın tarihte hükümdar/halifelere tanıdığı patrimonyal yetkiler, çağımızda kamu hukukuyla bağlı olması gereken iktidarlara verilebilir mi?

Bunları, buz dağının derinliklerinden birkaç örnek olarak zikrettim. İslam düşüncesinde bir rönesans isteniyorsa, tarihe kutsal değil insani tecrübe gözüyle bakmak ve mutlaka modern bilimlere açılmak, modern hukuku benimsemek şarttır.

Sovyet sosyoloğu Yevgeni Afanasyev’in 1987’deki şu sözleri herkese çok şey anlatıyor:

Batı hakkında hiçbir şey bilmiyorduk. Max Weber, Durkheim, Freud, Toynbee veya Spengler ile ilgilenmiyorduk. Bunlar sadece isimler değil, arkasında dünyalar, dünya sistemleri olan isimlerdir. Eğer bir toplum bu dünyalarla tanışmazsa, 20. yüzyıldan düşmüş olur, yüzyılın en önemli keşiflerinin periferisinde kendini bulur.”

Müslümanlar asırlardan beri çağın periferisinde değil mi?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar