1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Kalkan: Bazı çevreler PKK’nin eskiye dönmesini bekliyor ama bu beyhude bir beklentidir
Kalkan: Bazı çevreler PKK’nin eskiye dönmesini bekliyor ama bu beyhude bir beklentidir

Kalkan: Bazı çevreler PKK’nin eskiye dönmesini bekliyor ama bu beyhude bir beklentidir

.

A+A-

Kendini fesheden PKK’nin kurucusu Duran Kalkan sürece ilişkin yaptığı değerlendirmede “Biz bu süreci devlet için veya AK Parti iktidarını kurtarmak için yürütmüyoruz. Biz bu yolu, doğruluğuna ve halkların demokratik geleceğine inandığımız için sahipleniyoruz. 'Reber Apo' bu süreci bir 'mücadele süreci' olarak tanımladı ve biz de bu karara katıldık. Bazı çevreler PKK’nin eskiye dönmesini bekliyor ama bu beyhude bir beklentidir” dedi.

Medya Haber televizyonuna röportaj veren Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Üyesi Duran Kalkan, son dönemde kamuoyunda tartışılan "yeni süreç", beklenen yasal düzenlemelere dair kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Kalkan, bir yandan ciddi bir tartışma yürütüldüğünü belirtirken diğer yandan Ankara’nın tutumundaki "değişmezliğe" dikkat çekerek bir belirsizliğin hakim olduğunu vurguladı.

Sürecin yasal bir zemine oturup oturmayacağı konusuna değinen Kalkan, “Mart ve Nisan aylarında yaşanan gecikmelerin” bir benzerinin şu an yaşandığını ifade etti.

Çerçeve yasada belirsizlik: "Taslaklar sunuldu ama somut metin yok"

Duran Kalkan, yasanın içeriğine dair görüşlerinin henüz alınmadığını ve sürecin kasten yavaşlatıldığını savundu:

"Bayramdan hemen sonra 7-8 maddelik bir çerçeve yasanın Meclis gündemine geleceği ve birleştirilen metnin 'Reber Apo’ya' sunulacağı söylenmişti. 'Reber Apo’nun' yasanın içeriğine dair yazılı taslak sunduğunu, DEM Parti’nin de kendi hazırlıklarını AK Parti ve Meclis Başkanı ile paylaştığını biliyoruz. Ancak aradan geçen zamana rağmen hala ortada kamuoyuyla paylaşılmış somut bir metin yok. Biz de görüşlerimizi ifade etmek için bu metni bekliyoruz. Bu düzeydeki bir gecikme ve gizlilik, sürecin ciddiyetiyle bağdaşmıyor."

“Süreci AK Parti için değil, doğruluğuna inandığımız için yürütüyoruz"

Duran Kalkan, hareketin çözüm sürecine yaklaşımının pragmatik bir çıkar ilişkisinden ziyade stratejik bir tercih olduğunu vurguladı. Sürecin sadece AK Parti’nin bekasına hizmet ettiği yönündeki eleştirilere yanıt veren Kalkan, "Şunun altını net çizelim: Biz bu süreci devlet için veya AK Parti iktidarını kurtarmak için yürütmüyoruz. Biz bu yolu, doğruluğuna ve halkların demokratik geleceğine inandığımız için sahipleniyoruz. 'Reber Apo' bu süreci bir 'mücadele süreci' olarak tanımladı ve biz de bu karara katıldık. Bazı çevreler PKK’nin eskiye dönmesini bekliyor ama bu beyhude bir beklentidir. Biz değişimimizi gerçekleştirdik; demokratikleşme ve Kürt sorununun siyasi çözümü için yürüttüğümüz bu mücadele bir lütuf beklentisi değil, özgürlük stratejimizin bir parçasıdır" ifadelerini kullandı.

"Kırmızı çizgimiz: Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşulları"

Sürecin ilerlemesi için Abdullah Öcalan’ın konumunun hayati olduğunu hatırlatan Kalkan, hareketin baş müzakereci konusundaki tavrının net olduğunu söyledi. Duran Kalkan, "Biz baş müzakereci olarak 'Reber Apo’yu' belirledik. 14-15 aydır tutumumuz nettir: Her şeyin anahtarı 'Reber Apo’nun' fiziksel özgürlüğüdür. Eğer çıkacak yasa 'Reber Apo’nun' özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşmasını içerirse değer görür. Aksi takdirde, kongre kararımız gereği halkımız ve hareketimiz buna olumlu bakmaz. Bu bizim kırmızı çizgimizdir" dedi.

MGK bildirisi: “PKK’nin devam etmesini istiyorlar”

18 Haziran tarihli Milli Güvenlik Kurulu (MGK) sonuç bildirisini sert bir dille eleştiren Kalkan, AK Parti iktidarının ve devletin "terörle mücadele" söyleminde hiçbir değişiklik yapmadığını savundu. Kalkan, "MGK bildirisi sanki yıllar öncesine ait gibi. PKK’nin kendini feshettiği ve dönüştüğü gerçeği görmezden geliniyor. Üslupta bile bir yenilik yok. Anlaşılıyor ki birileri 'eski PKK'nin' devam etmesini, bu üzerinden bir rant devşirmeyi istiyor. Ama biz kararlıyız, eski PKK’ye dönüş olmayacak. Değişmeyen biz değiliz, zihniyetini değiştirmeyen bizzat devletin kendisidir" ifadelerini kullandı.

Silah bırakma tartışmaları: “Ailesi korucu baskısı altındayken o gerilla oraya silahsız nasıl dönsün?”

Haber kanallarında sıkça yer alan "silah bırakma" ve "rehabilitasyon" tartışmalarına da değinen Kalkan, sahada yaşananların bu tartışmalarla çeliştiğini iddia etti. Gerillanın savunma pozisyonunda olduğunu ancak devletin "özel savaş" mekanizmalarının sürdüğünü belirten Kalkan, Batman ve Şemdinli’deki aile faciasını örnek gösterdi.

Kalkan, "Bizi rehabilite etmekten söz ediyorlar, biz toplumla her an uyum sağlarız. Asıl kendi örgütledikleri, toplum üzerinde baskı kuran ve cinnet geçiren yapıların durumuna baksınlar. Şemdinli’de, Batman’da yaşananlar ortada. Korucu çeteleri yaylalara insanları bırakmıyor, hayvanlarını öldürüyor. Şimdi bir gerillaya 'silahını bırak Şemdinli’ye, Bitlis’e git' nasıl diyebilirler? Ailesi korucu baskısı altındayken o gerilla oraya silahsız nasıl dönsün? Devletin özel savaş mekanizması sürerken bu talepler gayriciddidir" dedi.

“Kürt kızlarına Kürtçe yerine Türkçe bilinci aşılanmak isteniyor”

Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş olaylarına da  değinen Kalkan, bölgedeki genç kadınlara yönelik "özel savaş" uygulamalarının arttığını savundu. "Haydi Kızlar Okula" kampanyalarının arka planını eleştiren Kalkan, "Kürt kızlarına Kürtçe yerine Türkçe bilinci aşılanmak isteniyor. Biz Kürtçe eğitimden yanayız. Dersim’den Van’a kadar genç kadınların başına getirilenler, devletin özel savaş çetelerinin eseridir. Bu kokuşmuşluğun üzerine gitmeden, toplumsal barıştan söz edilemez. Herkes sorumluluk almalı ve bu sisteme karşı mücadeleyi büyütmelidir" diyerek sözlerini noktaladı.

"Barış sürecinde 3. oldular, savaş baskısıyla gol bile atamadılar"

Türk Milli Takımı’nın performansını geçmişle kıyaslayan Kalkan, başarının ancak barış ikliminde mümkün olduğunu savundu:

"24 yıl sonra (2002) hasret bitti dediler. 2002’de ne vardı? Barış ve çözüm süreci vardı, idam kaldırılıyordu, kanunlar yapılıyordu. O süreçte Dünya Kupası’na gittiler ve dünya üçüncüsü oldular. Şimdi ise barış ve demokratik toplum süreci sayesinde turnuvaya gidebildiler ama ırkçı, milliyetçi ve şoven baskılar yüzünden gol bile atamadan elendiler."

Kalkan, sporun bir "savaş" gibi ele alınmasının oyuncular üzerinde baskı kurduğunu belirterek; "Gençlerin ayakları titriyordu, topa vuramıyorlardı. Sahaya sanki maça değil de savaşa gider gibi çıkarıldılar. Türk sorunu da Türk gençlerinin üzerindeki bu milliyetçi baskıdan kurtarılıp rahatça spor yapabilmesi sorunudur. Çözüm olsaydı şampiyon bile olabilirlerdi" dedi.

Etiketler : ,

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.