İsrail hariç herkes kazanacak
Uluslararası mücadelelere sıfır toplamlı bir oyun olarak yaklaşanalar 'ya kazan ya da kaybet'ten başka seçenek düşünemiyor. Oysa artık kuantum jeopolitiğinin egemen olduğu bir çağdayız. Her tür gerçeklik bile sonsuz ihtimaller yığınağı olarak görülüyor.
Haliyle siyonist lobiye yakın Batılı analizcilerin kötümserliği ile yorum yapanlar 107 günlük İran savaşını ABD yönetimi için bir kayıp diye sunuyor.
Örneğin ABD'deki düşünce kuruluşu CSIS'in kıdemli yetkililerinden Will Todman, Foreign Policy'deki makalesinde 'İran savaşında herkes kaybetti' deyip birçok ülkenin aylar süren savaşta ağır bedeller ödediğini ama hiçbirinin düzeni sağlayamadığını ileri sürüyor.
Düzenden kastı eğer İran ve bölge ülkelerinin taleplerinin yok sayıldığı ve sadece siyonist senaryoların hayata geçirildiği bir tablo ise kuşkusuz haklı.
Veya "İran, Vietnam'dan daha büyük bir yenilgi" diyen Georgetown Üniversitesi siyaset bilimi hocası Paul Musgrave gibi. O da "Tercihe dayalı bir savaş, Washington için stratejik bir felakete dönüştü" değerlendirmesinde bulunurken yanılıyor.
***
Benzer şekilde Amerikalı gazeteci Davit Ignatius da aynı yanlış hat üzerinde yürüyor. İran ile savaş, Hollywood filmlerindeki mutlu sonla bitmediği için hayıflanıyor. Varılan uzlaşının kalıcı değil bir mola niteliği taşıdığını söylüyor.
ABD'nin İran'ı sisteme entegre etme çabalarının ise feci bir başarısızlıkla sonuçlanacağına inanıyor.
Oryantalist bakış açısını terk edemediği için omuzlarında Beyaz Adam'ın yükünün ağırlığını hissediyor Ignatius. İstila hareketini 'modern bir İran inşası' olarak satıyor.
Ne var ki Irak ve Afganistan'daki 'ulus inşası' projeleri hezimete yol açtığı için ABD İran'da bu stratejiden uzak durdu.
Nitekim ABD'nin kendisi de İran'daki hedeflerinin emperyal bir ulus inşası olmadığını defalarca dile getirdi. Sömürgeci damarları kabaran Ignatius o yüzden "Açık konuşalım. Diplomatik açıdan bakıldığında bu anlaşma bir zafer geçit töreni değil maliyetli ve sevilmeyen bir savaştan çıkış yoludur" diyor.
Oysa her şeyin ters yüz olduğu nokta tam da bu 'çıkış' sözcüğünde düğümleniyor. Zira yeniçağın jeopolitik anlayışı bir yerden çıkışı değil her yere girişi ve nüfuzu önceliyor. ABD'nin başlattığı savaşın asıl nedeni de ne olursa olsun İran'a bir giriş biletinin bulunmasına dayanıyordu.
***
Çünkü bu bilet ABD'ye Körfez'den Güney Asya'ya, Kafkasya'dan Orta Asya'ya ve Hazar'dan Hint Okyanusu'na kadar uzanan geniş coğrafyaya jeo-ekonomik ve jeopolitik açıdan derin bir erişim imkânı sunacaktı.
Ayrıca bu uzlaşı sistemin aforoz ettiği İran'a da Batılı ülkeler nezdinde aradığı meşruiyeti kazandıracak.
Hâsılı kelam, gelişmelere ideolojik saiklerle bakanlar ortada bir zafer göremiyor, göremez.
Bu nedenle anlaşmayı ABD'nin İran'dan çıkış veya kaçış stratejisi diye okuyorlar. Fakat jeopolitik saikler bize tam tersini gösteriyor. Bu savaş ile ABD, çok arzuladığı İran coğrafyasına ve hinterlandına giriş biletini elde etti.
İşte bu yüzden eğer bu savaşta kaybeden biri varsa o da İsrail'dir. ABD ile gerilen hatta kopma noktasına gelen ipler de bunu kanıtlıyor zaten.


