1. YAZARLAR

  2. Fehim Taştekin

  3. Doğu Akdeniz kumarında Libya ile bir el daha
Fehim Taştekin

Fehim Taştekin

Doğu Akdeniz kumarında Libya ile bir el daha

A+A-

Libya’yı 15 yıldır yabancı güçlerin çıkar rekabeti, farklı grupların güç mücadelesi, kabile ve aile kavgalarıyla paçavraya çevirenler kozlarını yeniden paylaşıyor.

Libya’yı devlet olmaktan çıkaran aktörler, dillerindeki ‘Tek Libya’ sloganına rağmen ülkenin iki hükümet, iki meclis ve iki ordu şeklinde bölünmesinin sorumluluğunu taşıyor. Libya’nın başına örülen çorap, özünde devletin bütün kurumlarıyla yok edilmesi, işlevsiz bırakılması ya da belli grupların çıkar aracına dönüştürülmesinden başka bir şey değildi.

Batı yakasında Mısrata-Trablus-Zaviye hattındaki güçleri destekleyen Türkiye’nin 2019’daki askeri müdahalesi bu bölünmeyi bitirmek yerine Sirte hattında kalıcı hale getirdi. Ankara’nın 2011’de önce “NATO’nun Libya’da ne işi var” diye çıkışan, 24 saat sonra Muammer Kaddafi’yi satan meşhur ‘U’ dönüşünün arkasında ABD’nin dayatması ve Fransa’nın rol çalan kışkırtması vardı. ABD ülkenin doğusunu kontrol eden Libya Ulusal Ordusu Komutanı ve eski CIA aparatı Halife Hafter’in 2019’da başkent Trablus’u düşürmek üzere başlattığı hamleyi, Rusya’nın NATO’yu güneyden çevreleme planının bir parçası olarak görüyordu. O yüzden Türkiye’nin askeri müdahalesi Amerikan çıkarlarıyla tutarlıydı. Fakat Libya’daki bölünmüşlük ve istikrarsızlık küresel enerji arzındaki daralmaları artırıyor.

O yüzden Amerikan yönetimi, Libya’yı bir bütün olarak kontrol altında tutabilmek ve enerji kaynaklarına hükmedebilmek için bölünmüşlüğü bitirmek üzere yeni bir girişim başlattı. Başkan Trump’ın Libya Özel Temsilcisi Massad Boulos, Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümetinin başındaki Abdülhamid Dibeybe’nin başbakanlığını sürdürmesi, Halife Hafter ya da oğlu Saddam Hafter’in de başkanlık konseyi başkanı olmasını içeren bir formülle geldi.

Ankara da 7 yıldır çıkmazda ve bir çıkış stratejisine ihtiyacı var; birkaç yıldır Hafter tarafıyla düşmanlığı dostluğa çevirmeye dönüştürme çabalarını da Amerikalıların girişimleriyle birlikte okumak gerekiyor.

Batı güçlerinin nefretini kazanmış olan Hafter kendisi olmasa oğlu Saddam için Libya’nın liderliğine oynuyor. 2019’da Rusya, Mısır ve BAE’nin desteğiyle başaramadığını yeni bir askeri hamleyle elde etme şansı kalmadı. Türkiye’nin çıkmazdan kurtulmak için Bingazi tarafıyla köprüleri kurma ihtiyacı Hafter’e de çıkış fırsatı sunuyor.

Normalleşmesinin anlam kazanabilmesi için Hafter’in destek verdiği Libya Ulusal Meclisinin, 2019’da Türkiye’nin Trablus hükümeti ile imzaladığı deniz yetki alanları mutabakat muhtırası ve askeri iş birliği anlaşmasını onaylaması gerekiyor. Bu anlaşmalar meclis onayından geçmediği için kadük kaldı.

Tabii yeni girişimler müttefikleri de birbirine düşürecek komplikasyonlar barındırıyor. Hafter, Türkiye’nin desteğiyle Libya liderliğine giden yolu açmayı umarken Mısır ve BAE gibi destekçilerini kaybedebilir. Türkiye de Hafter’in liderliğine zinhar yanaşmayan müttefikleri ile karşı karşıya kalabilir. Ankara’nın Hafter’in liderliğine desteği ülkenin batısındaki güçlerin onayını otomatik olarak temin etmiyor. Ankara’nın desteğini tepe tepe kullanan ve seçimlerden kaçan Dibeybe kendi koltuğunu koruduğu sürece sesini çıkarmayabilir ama kendi dahili müttefiklerini yanında bulamayabilir. ABD ve Türkiye’nin aynı istikamette çakışması kuşkusuz planın şansını biraz daha artırıyor.

Hafter’in çıkarlarının Ankara ile örtüştüğü noktada kritik iki hamle geldi. Deniz yetki alanları anlaşmasını onaylamayı reddeden ve 2020’de Türkiye ile ilişkilerin kesilmesini öngören kararı çıkarttıran Meclis Başkanı Akile Salih, 6 Ekim’de görevden alındı. Yerine Türkiye-Libya Parlamenterler Arası Dostluk Grubunun başkanlığını yapan Abdünnebi el-Ubeydi getirildi. Erdoğan’ın yüzünü güldüren bu taktiksel zafer Hafter’in Mısır’la ilişkilerini bozdu.

Bunun yarattığı sarsıntı geçmeden, 20 Ekim’de meclis bu kez deniz yetki alanları anlaşmasını oy birliği ile onayladı. Aynı zamanda Türkiye ile ilişkilerin kesilmesini öngören kararı da iptal etti. Hafter’in Ankara ile yeni sayfa açmanın koşulları olan bu adımların atılmasını istediği ama Akile Salih’in Mısır’a kulak vererek buna direndiği söyleniyordu. Hafter’in Salih’i akarte ederek Temsilciler Meclisini yola getirmesi de yeterli olmayacağı için sıradaki dosyaya geçildi.

Libya Ulusal Ordusu Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ile Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümetinin Savunma Bakan Vekili Abdüsselam el Zubi Ankara’ya davet edildi. Ankara BM uhdesindeki girişimler sırasında ipe un seren iki ordunun birleşmesi sürecini yeniden canlandırmaya çalışıyor. Ordular birleşirse iki Hafter’den birinin aday olup yarışabileceği seçimler için zemin oluşabilir. Halife Hafter’in aday olma ihtimali daha önce seçim hazırlıklarını tıkayan en önemli etkendi. Bu hesabın tutabilmesi için sahadaki oyun bozucu tüm faktörlerin alt edilmesi gerekiyor. Kaddafi’nin oğlu Seyful İslam’ın potansiyel adaylığı tehdit olarak görülüyordu ve bir cinayetle ortadan kaldırdılar.

Denklemin dış çemberi de alev alıyor. Mısır, Doğu Akdeniz’de İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’la aynı denklemin paydaşı olduğu için bu gelişme karşısında küplere biniyor. “Kahire’nin anlaşmayı tanımıyoruz” şeklindeki tepkisi Atina’nın tepkisinden düşük değil. Tabii Yunanistan da hop oturup hop kalkıyor. Atina, Kahire ile Doğu Akdeniz Enerji Forumuyla yakaladığı stratejik yakınlığa, İsrail’le askeri boyutlar kazanan ortaklığına, Fransa ile savunma alanındaki paslaşmalara ve AB’nin arkasında durmasına bel bağlıyor. Bu siyasal ve askeri güç bileşiminin Mavi Vatan tasarımına karşı caydırıcı olacağını umuyordu. Evet bu bileşim, Ankara’nın Mavi Vatan’da yelkenleri indirmesine neden olmuştu. ABD’nin İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’dan yana tutumu da bunda etkiliydi. Ayrıca Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de oyunu bozma adına Libya ile imzaladığı anlaşmayı, Mısır’la kısmi bir deniz yetki alanı anlaşması imzalayarak açığa düşürmüştü. Çıkmaz karşısında Ankara da Mısır ve İsrail’le ilişkileri normalleştirme yoluna giderek Doğu Akdeniz’deki denklemi değiştirme yoluna gitmişti. Libya’daki son adımla birlikte başa dönüldü. AB yine gardını alıyor. Atina ve Kahire haritanın kalan bölümleriyle ilgili görüşmelere başlıyor. Mısır, Türkiye ile ileride deniz yetki alanlarını paylaşırken kriz yaşamamak için Libya-Türkiye haritasıyla çakışan bir bölgeyi Kahire-Atina anlaşmasından çıkarmıştı. Şimdi Ankara’yı üzebilir. İki haritadaki çakışmalar, paylaşım sürecini tamamen çıkmaza sürükleyebilir. Türkiye dışındaki bütün taraflar “Uluslararası Adalet Divanına gidelim” diyor ama Türkiye buna yanaşmıyor. Çünkü BM Deniz Hukuku Sözleşmesi adlı kara kaplı kitabın buyruğundan emin değil. ABD ise Türkiye’yi Libya’da kendi oyununda gördüğü için şimdilik yeni gerilimde nötr bir pozisyonda duruyor. Fakat Kongredeki genel hava Ankara’dan yana değil.

Esasen 8 yıl önce oynanan kumarda yeni bir el başlatılıyor. Sular yeniden köpürüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump’la işlevsel dostluğu bu hamledeki risk faktörlerini belki baskılıyor. Kahire ile köprüler yeniden kurulmuş olduğundan o tarafla gerilim belki kontrol altında tutulabilir. Fakat aradan geçen yıllar içinde İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında Türkiye’yi tam cepheye alan bir ortaklık şekillendi. Bu üçgendeki sinerji Brüksel ve Washington’ı etkileme potansiyelini koruyor. Ankara’nın enerji ulaşım hatlarıyla ilgili planları sekteye uğrattığı suçlamasıyla bu başkentleri harekete geçirebilirler. Sanırım Erdoğan, Ukrayna, İran ve Yemen dosyalarında Körfez-Batı eksenine sunduğu ortaklığın etkilerine güveniyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar