1. YAZARLAR

  2. Doğu Ergil

  3. Demokrasinin ahlâkı: Kazanmak değil, birlikte yaşamak
Doğu Ergil

Doğu Ergil

Demokrasinin ahlâkı: Kazanmak değil, birlikte yaşamak

A+A-

Demokrasi yalnızca sandık değildir. Sandık, kimin yöneteceğini belirler; fakat nasıl yönetileceğini belirleyen şey demokratik ahlâktır. Bir seçim kazanabilirsiniz, yine de demokrat olmayabilirsiniz. Çünkü demokrasi, çoğunluğun istediğini yapabilme özgürlüğü değil, çoğunluğun gücünü sınırlayabilme erdemidir.

Demokratik ahlâkın ilk buyruğu bu nedenle basittir: Gücün olabilir, ama başkalarına zarar verecek şeyi yapma. Hukukun izin verdiği ile, vicdanın ve demokratik ölçülülüğün izin verdiği şey her zaman aynı değildir.

Demokratik ahlâk, kendine istediğin özgürlüğü rakibine de istemektir. Kendi sözünün kesilmesine kızıyorsan, başkasının sözünü kesmemektir. Kendi yaşam tarzına müdahaleden haz duymuyorsan, başkasının yaşam tarzını değiştirmeye kalkmamaktır. Kendi inancına saygı bekliyorsan, inanmayanın veya farklı inananın özgürlüğünü de savunmaktır. Kendine yalan söylenmesine, aldatılmaya katlanamıyorsan, sen de yapmayacaksın.

Demokrasi tam burada başlar: Benim için istediğim hakkı, benden olmayana da tanıyabiliyor muyum? Demokrat olmanın gerçek sınavı dostlarımız değil, hiç tanımadıklarımız hatta sevmediklerimizdir.

Demokratik ahlâk, yenilmeyi de bilmektir. Çünkü demokrasi bir yarıştır; yalnız iktidarın nasıl kazanılacağını değil, iktidarın nasıl kaybedileceğini de düzenleyen bir medeniyet biçimidir. Seçimi kaybettiğinde sistemi yıkmaya kalkmamak; mahkeme aleyhine karar verdiğinde hâkimi düşman ilan etmemek; gazeteci seni eleştirdiğinde onu susturmamak; yurttaş sana itiraz ettiğinde onu hain saymamaktır. Demokrat için muhalefet düşman değildir; iktidarın süreli olduğunu hatırlatan bir rakiptir.

 Demokrasinin ahlâkı, rakibini ortadan kaldırmak değil, yarın onun iktidarında da yaşayabileceğin bir düzen kurmaktır.

Demokratik ahlâk aynı zamanda hakikat ahlâkıdır. Her toplumda görüş ayrılığı vardır; fakat gerçekliğin kendisi bütünüyle parti malzemesine dönüştüğünde demokrasi yaşayamaz. Yalanı kendi tarafımız söylediğinde, yolsuzluğu kendi ekibimiz yaptığında mazur görüyor, karşı taraf söylediğinde veya yaptığında  ahlâksızlık sayıyorsak demokrat değil; kabileciyiz.

Demokratik insanın zor görevi yalnız karşısındakinin yanlışını göstermek değildir; kendi mahallesinin yanlışına da yanlış diyebilmektir. Çünkü demokrasi, herkesin aynı şeyi düşünmesine değil, hiç kimsenin hakikatin tek sahibi olduğunu iddia etmemesine dayanır.

Demokratik ahlâk, intikamın yerine adaleti koyar. Haksızlıkların hatırlanmasını ister ama kin istemez. Hesap sorar ama intikam aramaz. Geçmişte yapılan kötülüklerin unutulmasını değil, onların yeniden yapılamayacağı kurumların kurulmasını ister. Çünkü demokratik siyaset, “Şimdi sıra bizde” cümlesinin reddidir. Dün ezilenlerin bugün ezenlere dönüşmesi demokrasi değildir; yalnızca tahakkümün el değiştirmesidir. Demokrasinin büyük ahlâkî devrimi, iktidarın sahibini değiştirmek değil, iktidarın insan üzerindeki keyfîliğini sona erdirmektir.

Demokratik ahlâkın en kısa tarifi şudur: Kendine sınır koyabilme erdemi. Elinde güç varken hukuka bağlı kalmak; çoğunluktayken azınlığı korumak; haklı olduğuna inanırken yanılabileceğini kabul etmek; kazanmışken rakibini aşağılamamak; kaybetmişken oyunun kurallarını reddetmemek.

Demokrasi, iyi insanların iktidara gelmesini bekleyen bir sistem değildir. İnsanların kusurlu olabileceği varsayımından hareketle gücü sınırlandıran bir düzendir. Bu nedenle demokrasinin nihai ahlâkî ilkesi belki de şudur: Benim özgürlüğüm kadar senin özgürlüğün; benim hakikatim kadar senin itiraz hakkın; benim iktidarım kadar senin yarın iktidar olabilme ihtimalin değerlidir. Demokrasi, birbirimizi sevmek zorunda olmadığımız halde birbirimizin hakkını ve insanlık onurunu korumayı kabul ettiğimiz rejimin adıdır.

***

DEMOKRATİK İNSAN KİMDİR?

Demokrasinin Görünmeyen Yurttaşı

Demokrasinin anayasaları, parlamentoları, mahkemeleri ve seçimleri vardır. Fakat bütün bunların arkasında daha az görünen bir sütun bulunur: İnsan karakteri.

Hiçbir anayasa, onu yaşatacak insanlar olmadan yaşayamaz. Hiçbir hukuk düzeni, yalnız kanun maddeleriyle özgürlüğü koruyamaz. Demokratik rejimin gerçek taşıyıcısı, gerektiğinde kendi çıkarına, kendi öfkesine, hatta kendi kesin doğrularına sınır koyabilen insandır. Bu nedenle demokrasinin en derin sorusu “Kurumlarımız demokratik mi?” değil, aynı zamanda şudur: Bu kurumlar nasıl insanlar üretiyor; bu insanlar nasıl kurumlar kuruyor?

Demokratik insanın ilk erdemi, kendini sınırlamadır. O, yapabileceği her şeyi yapmamayı öğrenmiş insandır. Çoğunluktaysa azınlığı ezmez; iktidardaysa muhalefeti yok etmeye çalışmaz; haklı olduğuna inanıyorsa bile karşısındakinin temel haklarını korur. Kendisini ifade etmesini engellemez. Çünkü demokratik insan özgürlüğü sınırsızlık olarak anlamaz. Özgürlüğün ancak başkasının özgürlüğüyle birlikte var olabileceğini bilir. Otoriter insanın içindeki soru “Gücüm yetiyor mu?”dur. Demokratik insanın sorusu ise başkadır: “Gücüm yetse bile bunu yapmaya hakkım var mı?”

İkinci erdem yanılabilirlik bilincidir. Demokratik insan kendi aklına güvenir ama onu kutsallaştırmaz. “Ben böyle düşünüyorum” ile “Hakikat budur” arasındaki mesafeyi bilir. Karşısındaki insanı yalnız ikna edilmesi gereken biri değil, kendisinden bir şey öğrenebileceği biri olarak görür. Bu nedenle demokrasi yalnız konuşma özgürlüğüne değil, dinleme ahlâkına da dayanır. Demokratik insan tartışmaya kazanmak için değil, gerektiğinde fikrini değiştirebilmek için de girer. Çünkü yanılabileceğini kabul etmeyen insanın muhalefete ihtiyacı yoktur; muhalefete ihtiyacı olmayan zihnin ise demokrasiye ihtiyacı kalmaz.

Demokrasi önce kurumlarda kurulmaz; insanın içinde kurulur.

Ama insanın içinde kurulabilmesi için demokratik kurumlara ihtiyaç vardır.

Kurum insanı biçimlendirir; insan kurumu yeniden üretir.

Demokrasinin gerçek döngüsü budur.

Demokratı kıt bir ülkede demokrasiyi kurmak ve yaşatmak zordur.

Önceki ve Sonraki Yazılar