Yasadan Sonra

Mesut Yeğen

PKK’nin silahsızlanma ve fesih kararı almasının üzerinden aşağı yukarı bir sene, Meclis komisyonunun çalışmalarını tamamlayıp raporunu yayımlamasının üzerinden altı ay geçtikten sonra da olsa, beklenen “eve dönüş” yasası çıktı. Çerçeve Yasa olarak anılan düzenlemeyle birlikte Türkiye devleti, PKK’nin “silahtan siyasete geçiyoruz” adımına karşı ilk esaslı adımını atmış oldu. Eksiğine gediğine rağmen heyecan verici, büyük iş. Hayırlı olsun.

Silahlı çatışmanın nihayet ufuktan çıkıyor oluşuna işaret etmesi hasebiyle heyecan verici olmakla beraber, yasanın çıkmış olması, başta Öcalan olmak üzere ilgililerinin de teslim ettiği üzere, çıkılan uzunca bir yolda atılan ilk adım. Hem bizzat yasayla hedeflenen Kürt sorununda çatışmalı halin kesinkes son bulması, hem de Kürt sorununun bir kez daha çatışma üretebilir olmaktan çıkarılması için küçüklü büyüklü başka adımlarla desteklenmesi gereken bir ilk adım. Yasanın çıktığı günden ileriye bakıldığında bu ilk adımı takip etmesi gereken diğer adımlar kabaca şunlar: Yasanın devreye girmesi için gereken tespit ve teyit sürecini uzatıp, sündürmemek; yasayla amaçlanan feshin tamamlanıp, eve dönüşlerin gerçekleşmesi için ihtiyaç duyulan siyasi atmosferi oluşturacak demokratikleşme adımlarını atmak ve nihayet, uzun vadede Kürt sorununun kök sebebini ortadan kaldırmak üzere Kürt kimliğinin tanınıp, sürdürülmesini sağlayacak reformları yapmak. 

Bölgesel durumun yarattığı risklerin büyüklüğünü, ülkeyi elli senedir uğraştıran çatışmanın nihayet sonlandırılabilir olmasının çekiciliğini hesaba katınca, “Yasayla atılan ilk adımı illa ki bu başka adımlar takip eder demek” mümkün. Ancak, işlere Türkiye devletinin büyük siyasi meselelerini çözmeyip sündürmekteki maharetinin yanına bu ilk yasanın çıkmış olmasının bile iki seneyi bulmuş olmasını ve Erdoğan’ın “süreci” seçim ve yeni anayasa hesaplarının malzemesi kılma eğilimini ekleyerek bakınca, başka adımlar illa ki, hele de uyarınca ve zamanında atılır demek o kadar kolay değil. 

Kürt siyaseti açısından bakıldığında “bu halde ne yapmak gerekir” sorusuna pırıltılı bir cevap vermek kolay değil. Hele de Kürt siyasetiyle devlet ve iktidar arasındaki imkân ve cüsse farkını düşününce. Ancak işlerin akışının düzenlenmesi hepten devletin ve Erdoğan’ın insaf ve keyfine bırakılamayacağına göre, “Peki ne yapmak gerekir?” sorusunun pırıltılı olmazsa da vasat bir cevabı şu olabilir belki: İşin, oyunun, siyasetin içinde kalmak, Kürt siyasetinin şimdiye kadar takip ettiği hattı düşünürsek, aslında siyasete dönmek; kullanılmamış ya da az kullanılmış yolları deneyerek hem Kürt hem de Türk kamuoyunda “başka adımlar atılması gerekir” diyenlerin sayısını ve cesaretini artırmaya çalışmak; süreci yeni bir Türkiye fikri etrafında ortaklaşmanın, hiç olmazsa siyasi yumuşamanın vesilesi kılmaya girişmek.

Silahsızlanmanın Ötesi

Sürecin başladığı Ekim 2024’ten beridir koşturma halinde olan Kürt siyasetine “siyasetin içinde kalmak, siyasete dönmek gerekir” telkininde bulunmanın biraz yersiz kaçtığının farkındayım. Ancak koşturmak, hele de tek bir gündeme sıkışarak koşturmak siyasetin içinde olmanın en etkili yolu değil maalesef. Malum sürecin hızı ve kapsamı ilk günden bugüne iktidar ve ihtiyaçlarınca tayin edildi ve DEM Parti’nin koşturması bu durumu neredeyse hiç değiştiremedi. 

İşbu vaziyeti değiştirmenin bir yolu bizzat DEM Parti’nin entelektüel ve siyasi enerjisini silahsızlanma gündemine sıkıştırmamaktan, DEM Parti’nin siyasi etkinliğini silahsızlanma konusunun dışına taşırmaktan ve çeşitlendirilmiş bir süreç gündemiyle Kürt ve Türk kamuoyunun karşısına çıkmaktan geçiyor olabilir. Demek istediğim şu: DEM Parti entelektüel ve siyasi kapasitesinin neredeyse tamamını, büyük kısmıyla kendisinin dışında şekillenen, silahsızlanma gündemine hasretmeye devam etmek yerine, silahsızlanma, eve dönüş ve entegrasyon, Kürtlerin kültürel, siyasi ve sosyal talepleri, bölgesel boyut, demokrasiye dönüş gibi sürecin hepsi birbirinden önemli başat konularına pay edebilir. Her bir DEM Partili “silahsızlanma işi ne olacak” diye düşünmek ve konuşmak yerine, sürecin sıradan Kürtleri ve Türkleri daha yakından ilgilendirebilecek “Kürtlerin hukuku”, “hukukun üstünlüğüne ve kuvvetler ayrılığına dönüş”, “ulusal ve bölgesel güvenlik” gibi kısımlarını Türk ve Kürt kamuoyunun gündemine getirmek üzere özel bir çalışma başlatılabilir. Bütün bu konularda DEM Parti’lilerin epey bir şey söylediğinin tabii ki farkındayım. Ancak kast ettiğim, parti toplantılarında, Meclis kürsüsünde bu konular etrafında partinin resmi görüşünü beyan etmek değil. Bu konuların her biri için DEM Parti kadrolarıyla birer çalışma masası kurup, ilgililerinin, uzmanların da katılımıyla Türkiye’nin hazmedebileceği “yeni” teklifler geliştirmek ve Türkiye’yi bu teklifler etrafında müzakereye davet etmek gibi bir işten söz ediyorum. Hülasa, yasayla atılan ilk adımı başkalarının takip etmesini teşvik etmenin bir yolu, sürecin silahsızlanma harici başlıklarının DEM Parti eliyle ancak DEM Parti çerçevesine sıkışmamış bir içerikle siyasi gündeme taşınması olabilir.

Aynı minvalde atılabilecek diğer bir adım, süreci yeni bir Türkiye fikri etrafında ortaklaşmanın açılış adımı kılabilecek işlerin içinde olmak olabilir. Malum, Türkiye neredeyse 2016’dan beridir devletle hükümetin kaynaştığı bir otoriter rejimle yönetiliyor ve bu durumdan şikayet ve çıkış arzusu her geçen büyüyor. Yine malum, iktidar her siyasi konuyu ömrünü uzatıp, rejimi kalıcılaştırmak için kullanmak eğiliminde ve muhalif kamuoyunun en azından bir kısmı sürecin de bu biçimde kullanılacağından endişe ediyor. Oysa, iktidara yakın seçmenin devlet ya da iktidar “projesi” olduğu için desteklediği süreci muhalif kamuoyunun da desteklemesi elzem. Hem sürecin selameti hem de Kürt siyasetinin sürecin ileriki safhalarında iktidarla bir başına kalmaması için. Şunu teslim etmek zor olmasa gerek: Türkiye siyaseti sürece destek ve karşı olanlar şeklinde kuvvetli bir biçimde bölünürse, oluşacak kutuplaşma, zayıf ihtimal süreci akamete uğratacak sonuçlar doğurabilir, kuvvetli ihtimal Kürt siyasetini imkan ve cüsse itibarıyla rekabet edemeyeceği iktidarla baş başa bırakabilir. Her iki ihtimalden de uzak durmak için muhalif kamuoyundan sürece destek gelmesi, bunun olabilmesi için de süreçle yeni bir Türkiye fikri etrafında ortaklaşmak arasında kuvvetli bir bağlantı olabileceğini, yoksa da inşa edilebileceğini göstermek gerekiyor. 

Nasıl yapılabileceğine gelince, “Kürtleri ve itirazlarını hepten ezmek gerekirdi” duygusuyla karşı çıkanlara değil ama “mevcut rejim kalıcılaşır” kaygısıyla sürece karşı çıkanlara şu bir kez daha ve daha iyi anlatılarak başlanabilir: Rejimin mevcut haliyle kalıcılaşıp kurumsallaşması Kürt meselesinin silahsızlanma sonrası seyrinde büyük arızalar yaratıp Kürtler ve Kürt siyaseti açısından büyük risk oluşturacağından, Kürtler ve temsilcileri rejime kalıcılaşmak imkanı verecek işlerin yanına bile yaklaşmaz. Demek istediğim, süreç ve barış gibi demokrasinin de Kürt siyaseti için vazgeçilmez olduğu şimdiye kadar yapılandan daha iyi bir biçimde anlatılmaya çalışılabilir muhalif kamuoyuna. Anlatmak elbette yetmeyeceğinden barış ve demokrasi birlikte olsun diyenleri bir araya getiren yeni platformlar kurup, barış ve demokrasinin birlikte olmasını mümkün kılacak siyasi ve hukuki çerçeve önerileri geliştirmek gerekir. Kürt siyasetiyle muhalefetin birlikte geliştireceği bu türden çerçeve önerileri yeni bir Türkiye fikri üzerine ortaklaşmanın zemini olabilir. 

Özetle, çerçeve yasa büyük ve lakin bir ilk adım. Devamının gelmesi ve sürecin salimen ve uyarınca sürdürülebilmesi için Kürt siyasetinin iktidarla baş başa kalmaması, muhalefetin de sürecin etrafında kalması gerekiyor. Bu da Kürt siyasetinin gereğince hareket etmesiyle olacak gibi. Gereği de galiba şu: İktidarla muhalefet arasında özel bir yere yerleşmek; muhalefetle iktidarın, iktidarla da muhalefetin süreçten kopmasına bahane vermeyecek bir mesafede kalmak.