Kuşkusuz dünyanın nereye gittiği üzerinde daha fazla tartışmaya ihtiyacımız var. Ama Trump’ın dünyayı yeni bir döneme sürüklediği, hatta kapısından zorla sokmaya çalıştığı da ortada.
Bir önceki yazıda olup bitenin Trump’ın deliliği ya da çılgınlığı gibi okunmasının doğru olmadığını savunmuştum. Kendimi yakın bulduğum tez; Trump’ın temsil ettiği kuralsız, normlardan yoksun ve giderek parçalı hale gelen zeminin, Amerikan gücünün sınırsızca kullanılmasını hedeflediği.
Bu herkes kadar, hatta ortalamanın çok üzerinde bir etkiyle bizi yakından ilgilendiriyor.
EVET, YÜKSELEN GÜCÜZ
Türkiye, çok farklı bakış açıları üzerinden tanımlansa bile her durumda yükselişe geçtiği kabul edilen bir güç. Bu yükselişin ve onunla birlikte şekillenen hedeflerin devamı ve kalıcı hale gelmesi, yukarıda kabaca özetlediğimiz gelişmeleri doğru yönetmekle mümkün.
Bu aynı zamanda geleceği doğru ve erken okumayı, ayrıca çok katmanlı bir strateji inşa etmeyi zorunlu kılıyor. Tecrübe ve hafıza açısından avantajlı olduğumuz gerçek. Ama sadece geçmişe bakarak alınabilecek bir yol değil bu.
GENİŞ TOPLUMSAL MUTABAKAT
Güncel siyasetin girdabında fazlasıyla ihmal edilen bir başlığa da değinmekte yarar var. Yeniden yükselişe geçen bir gücün ya da devletin öncelikle yapması gereken, kendi toplumunu ikna etmesi. Bunun gerçek anlamda itici bir güç oluşturacağı tartışılmaz. Buradaki her zaafın, çatlama ya da tökezlemeye yol açacağı da.
Büyük Usta Guiguzi’den ilhamla söylersek, devlet, geçmişini hatırladığı ölçüde ikna eder; ikna ettiği ölçüde geleceği şekillendirir.
ROLÜMÜZÜ GELİŞTİRMEK
Tekrar yükseliş hikayemize dönersek, uzun zamandır yürüttüğümüz ve pek çok açıdan itibar ve güç sağlayan “denge kurma” ve “arabulucu” rolünün de yeni bir yaklaşımla ele alınması önemli. Terörün ağır baskısı altında yaşadığımız kayıplar ve şimdi bölgedeki savaş atmosferine rağmen Ankara’nın uzun süredir bu alandaki taktik yaklaşımlarını stratejiye dönüştürmeye başladığını görüyoruz.
Türkiye, NATO’nun Biden döneminde kendisine karşı bazı ülkeleri güçlendirme çabalarına ve yaşanan sorunlara rağmen, ittifakla ilişkilerini koparma noktasına getirmedi. Aynı durum ABD’yle ilişkiler için de geçerli. Bunlar kurulması kolay olmayan dengeler.
İDARE ETMEK GERİDE KALDI
Şimdi öngörülmesi zor ve kuralsızlığı merkeze alan; ancak diğer yandan ticaretten farksız bir müzakere tarzına sahip Trump dönemindeyiz.
İran savaşının bölgede zaten kırılgan olan dengeleri alt üst ettiğini, dolayısıyla yeni dengelerin nasıl oluşacağını dikkate alarak, stratejik katmanlarını daha güçlü ve zengin hale getirmek zorunda Ankara.
Dolayısıyla geçmişin “idare eden” yaklaşımlarının yerini, sahada aktif ve doğrudan yönetmemiz gereken bir büyük güç savaşı alıyor.
CESUR HAMLELER
Hiç kuşkusuz az önce “ikna” başlığı altında ifade ettiğim durum, iç siyasi dengelerdeki kırılganlığa dikkat çekmek içindi. Büyük hedeflere, geniş toplumsal mutabakatlar olmadan yol alınamaz. Bunun yanına ekonomideki sorunları da ekleyerek mevcut tabloya bakmak gerekiyor.
İki önemli başlıkta gerçekten muazzam derinlik ve cesarette hamleler yaptı Türkiye. Öncelikle savunma alanında. Elbette alınacak çok mesafe var. Ama savunma sanayiindeki atılım; ortak üretimden giderek artan bir yerli model ve tasarıma doğru ilerliyor.
Ankara’nın bu anlamda gücü artıyor, bağımlılığı azalıyor. Bayraktar’ın öncü rolü ise bu büyük hamlenin sürdürülebilir olmasının yolunu açıyor.
Güvenliğin satın alınamadığını yakıcı örneklerle gördüğümüz bir yıldayız. Başka bir deyişle iddiası olanın, kendi güvenliğini inşa etmesi gerektiğinin anlaşıldığı bir dönemdeyiz.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE
İkincisi, Terörsüz Türkiye süreciyle kendisine tehdit olarak dayatılan unsurları, yakın coğrafyasında kendi gücüne ve müttefiklerine dönüştüren bir hamle yaptı. Bunun ne denli stratejik olduğunu İran savaşıyla birlikte çok daha net görme imkanımız oldu.
Bölgesel güç olma halini devamlı kılabilmek, küresel ölçekte etkiler oluşturmak, yeni ittifaklar sağlamak; bunların her biri aynı zamanda hızlı ve doğru karar alan kurumsal yapıları ve süreçleri de zorunlu kılıyor. Buna dair aksaklık ve tıkanmaların da yine aynı cesaret ve vizyonla ele alınması gerekiyor.
Büyük bir dönüşümün eşiğindeyiz. Savaşın yeniden kızışmaya başladığı bir günde bu yazının size tuhaf gelebileceğinin de farkındayım.
Fakat şansımız ve imkanımız varken bunları ele alıp konuşmanın, daha ötesi gerçek anlamda bir doktrine dönüştürmenin tam zamanı.