ABD-İran savaşının birçok açıdan sonuçları hâlâ belirsiz ama Körfez ülkelerinin avantaj kaybı yüksek ihtimaldir. Trump’ın tamamen saçma ve aptalca saldırısı, onun bölgedeki sadık müttefikleri Katar, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn ve bilhassa Birleşik Arap Emirlikleri’ni sonu belirsiz bir gerilimin içine attı.
Herkesin zarar gördüğü savaştan en büyük ve kalıcı zararı onlar görecek. Çünkü bütünüyle güvenlik üzerine kurulu düzenleri yerle bir oldu. Şimdiden yatırım iptalleri geliyor ve konut talepleri de düşmeye başladı.
Görünen o ki, toz bulutu indiğinde ve ABD çekildiğinde İran’ın insafına kalacakları için hayat onlar için pek iyi olmayacak.
Türkiye de böyle düşünüyor olmalı ki; hükümet Dubai’de güvenliğini kaybeden veya kaybetme ihtimali olan yatırımcıya sınırsız imkanlar vadeden bir paket hazırladı. Uluslararası doğrudan yatırımları artırmak -aslında Dubai’deki yatırımcıları çekmek- amacıyla hazırlanan bu mali, hukuki ve idari düzenlemeleri bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladı.
İstanbul Finans Merkezi’ndeki vergi avantajları genişletilerek transit ticaret ve yurt dışı alım/satım kazançlarındaki yüzde 50 vergi indirimi yüzde 100’e çıkarıldı. Bu faaliyetlerden elde edilen kazançların yüzde 95’i, 20 yıl boyunca kurumlar vergisinden istisna kılındı. Yurt dışına hizmet veren girişimcilerin vergi istisnası yüzde 80’den yüzde 100’e yükseltildi. Nitelikli personele ücret istisnası getirildi. Küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’ye taşımaları teşvik edilerek, yurt dışı operasyonlarını Türkiye’den yöneten firmalara vergi avantajları getirildi. Birçok başka kolaylık ve istisna duyuruldu. (Bu arada, daha önce birkaç kez tekrarlanan Varlık Barışı da pakete yeniden eklendi. Ama konunun özü bu değil.)
Konu, Türkiye’yi Dubai yapabilmek.
Peki, Türkiye, Dubai olur mu?
Bugüne kadar olmaması yanlış ve büyük bir eksikliktir. Hatta bırakın Dubai olmayı Türkiye’ye yıllar içinde doğrudan yabancı sermaye girişinin yarıya kadar gerilemesi ve dahası kendi sermayesini, kendi yatırımcısını yurt dışına kaçırması büyük bir başarısızlıktır. Kötü ve keyfi ekonomi yönetimlerinin karnesindeki en kötü not da budur. Dışarıdan yatırımcı çekemeyen Türkiye, bunun yerine çok yüksek ve garantili faizle para toplamak durumunda kalmaktadır. Şimdi olduğu gibi…
Yine de Türkiye’nin Körfez’deki sermayeye talip olması önemlidir. Halen uygulanan ekonomi programının bir türlü getiremediği yabancı sermayeyi, sınırsız imkanlar ve sınırsız kolaylıkla yoluyla da olsa ülkeye çekebilmek çok iyi bir iş olur.
Keşke olsa ve hemen olsa.
Mümkün mü? Mümkün.
Türkiye, yabancı sermayeye ulaşabilir ve bunun için aslında böylesine sınırsız kolaylıklar sunmasına da gerek yoktur. Bizim Körfez’den çok daha geniş imkanlarımız, geniş kapasitemiz ve büyük gücümüz var. Bir NATO ülkesiyiz ve şimdilerde süreç buzdolabına kaldırılmış olsa da AB ile müzakere halindeyiz. Birçok sektörde yatırımlar daha başlangıç seviyesinde ve dolayısıyla yabancı sermayenin Türkiye aracılığıyla ulaşacağı geniş pazarlar ve pazar payları var.
Eğer içeride hukukun üstünlüğüne bağlı olduğunu gösterirse, mal ve mülkiyet güvenliği konusundaki keyfi uygulamaları kaldırırsa, bir hakim kararıyla el koyduğu malları ve şirketleri daha yargılama başlamadan satışa çıkarmazsa ve yargı muhalefetin tepesinde Demokles’in kılıcını sallandırmazsa Türkiye gayet tabii yabancı sermaye çekebilir. Dışarıya gitmek zorunda kalan yerli sermaye de ülkede tutabilir. Hukuk ve yargı bir belirsizlik alanı olmaktan çıkarsa, keyfilik ve siyasi tercih biterse, 10 yıldan fazladır tıkanmış yabancı sermaye kanalları açılır.
Yani, yaptığımız hangi yanlışlarla Türkiye’ye yabancı sermaye girişini azalttıysak ve ülkeyi cazip olmaktan çıkardıysak bunları düzelterek tekrar o cazibeye ulaşmak mümkün olur. Ve bunun yabancıya da yerliye de çok faydası olur.