Trump çılgın ya da deli mi?

Nasuhi Güngör

2024 yılının sonunda ikinci kez başkan seçilen Donald Trump, dünyayı savaşlardan kurtarmak iddiasıyla çıktığı yolda, son olarak İsrail’le birlikte İran’a saldırarak tüm dengeleri alt üst etti.

Şimdi bizi bekleyen geleceğin ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Sadece bulunduğumuz coğrafyadaki savaşın ardından nasıl bir bölgesel düzen ortaya çıkacağını değil elbette. Aynı zamanda küresel ölçekte bir “yeni düzen”in nasıl şekilleneceğini de.

TRUMP YIKICI VE KURALSIZ

Burada öncelikle bakacağımız ana aktör Trump ve ABD. İran savaşının ortaya çıkardığı sonuçlar, dünyanın en büyük gücünü kuşkusuz çok yıprattı. Ancak düzenleyici ya da yıkıcı rolüyle hala başat güç.

Trump, kuralları ve kurumları olan, öyle ya da böyle normları bulunan bir düzen istiyor mu?

Bunun cevabı karmaşık değil. Çünkü ona göre uluslararası bir düzen fikri sadece hayal. Dolayısıyla peş peşe gelen iki dünya savaşının ardından ortaya çıkan düzeni tekrar şekillendirmek gibi bir arayışı yok.

SINIRSIZ GÜÇ KULLANMAK

Yine gayet açık biçimde Amerikan gücünün askeri ve ekonomik açıdan sınırsızca kullanımını savunuyor. Gücünü olabildiğince serbest kullanmak, herhangi bir kurumsal kısıtlama veya norma dikkat etmeden hareket etmek.

Trump’ın dünyası bu. Sapkın bir teolojinin getirdiği tanımlarla hareket ediyor. Bu tanımlar, adaleti ve hukuku zayıflık olarak görüyor. Her şey çıplak bir güç mücadelesi.

ULUSLARARASI SİSTEM ADİL MİYDİ?

Şunu sormak hakkımız. Daha önceki uluslararası sistem, dünyaya adalet, huzur ya da refah mı getirdi. 100 milyon insanın öldüğü iki savaşın ardından kurulan bu yapının böyle sonuçlar ürettiğini savunamayız. Ancak aynı zamanda sahip olduğu ittifaklar sisteminin, bunlar arasındaki güven ilişkisinin daha öngörülebilir bir dünya oluşturduğunu söyleyebiliriz.

İTTİFAK SİSTEMİ ÇÖKÜYOR

Bugün eski ittifak sistemi değersiz ve her tarafından deliniyor. Bir ittifakın ilkelerine sadık kalmak, Trump’ın dünyasında saçma ve kârı azaltan bir yaklaşım. NATO’ya saldırgan tutumu, müttefiklerini kolayca dışlaması bu zihnin ürünü. Müttefik olmak, öngörülebilir sabit bir durum ifade etmiyor. Her an çıkarlara göre yeniden pazarlık edilebilir. Ücretini ödemek kaydıyla geçerli olan ittifaklar.

HER ŞEY TRUMP’TAN MI İBARET?

Peki Trump’ın yol haritası, sadece kendisine ve yakın çevresindeki birkaç danışmana mı ait? Başka bir soru, eğer öyle ise neden ABD içindeki itirazlar bu düzen yıkıcı/yıpratıcı sürecin önüne geçecek düzeyde değil?

Daha önemli bir soru, tüm bunlar Trump sonrasında bitecek ve tekrar bir sistem/düzen arayışı mı ortaya çıkacak?

İKİNCİ DÖNEMDEKİ TRUMP

Trump’ın mevcut dış politikasının ilk ipuçları, birinci başkanlık döneminde ortaya çıkmıştı. Ancak asıl hikaye ikinci dönemde başladı.

Savaşları bitirme söyleminin aksine, bir anda “çılgınca” adımlar atmaya başladı. Panama’yı alacağını söyledi, Grönland konusunda NATO müttefiki ülkeleri karşısına aldı. Venezuela'da darbe yaparak liderini baskınla kaçırdı. Küba’yı hala tehdit ediyor. Nihayet İsrail’le birlikte İran’a saldırdı.

TRUMP GEÇİŞ AKTÖRÜ MÜ?

Bunların her birinin yıkıcı ve yıpratıcı sonuçlar ürettiğinden kuşku yok. Eğer “Trump bir gelecek mimarisine sahip değil, geçiş dönemi aktörü” diyorsak, karşımızda çok daha ciddi sorular var demektir.

Amerikan devlet aklının devasa bir çark olduğunu hatırda tutmakta yarar var. Büyük güçlerin büyük yanılgılara düşmesi ve stratejik açıdan körleşmesi, yıkıldıkları anlamına gelmez. Hele her şeyin plansız ve laf olsun diye ilerlediği anlamına hiç gelmez.

ALAN TEMİZLİĞİ

Çoğumuzun fazlasıyla kolaycı bir yaklaşımla delilik, çılgınlık ve ne yaptığını bilmezlik olarak gördüğü hamlelerin, gelecekte karşımıza çıkacak “yeni düzen” için “alan temizliği” olduğunu düşünenler de var. Bunun yabana atılmaması gerektiği de ortada.

ABD Başkanının yapıp ettiklerini, çılgınlık ya da delilik kalıbına koyarak anlama çabası yanıltıcı. Burada işleyen bir akıl var ve onun dünyayı nereye sürüklemek istediğini doğru anlamak zorundayız.

Özellikle de tüm sıcak çatışmaların merkezinde olan ülkeler.