Tank sesiyle uyanmak, tankın üstüne çıkmak

Hasan Cemal

GÜNLÜĞÜMÜN SAYFALARI ARASINDAN - 43

Gece vakti günlüğümün sayfaları arasında
dolaşıyorum yaşlı hatıralarla... 

Yer, Kahire.
Tarih, 17 Şubat 2011.
Tahrir Meydanı sabah vakti tenha,
sanki meydan tanklara kalmış...
Birinin üstüne tırmanıyorum.
Sesini çıkarmıyor asker,
hatta gülüyor halime...
Ortalıkta kimsecikler yok, ama eminim,
11 Şubat Devrimi‘nin ruhu bir haftadır
Tahrir Meydanı’nda özgürlük nöbeti tutmaya başlamış.
Nargilesini keyifle fokurdatıyor.
40 yaşında bir otomotiv işçisi.
Aydınlık yüzlü bir insan.
Tahrir Meydanı’na bakan kahvelerden
birinde sohbet ediyoruz.

“Mısır halkı meydanlara inmeyi öğrendi.
Bir daha başımıza

 gelenler bize zulmetmeye kalkarsa,
 yine meydanlara ineriz. Üstelik bizim için
artık bütün Mısır bir meydan oldu.”

Arkasından ekliyor:

“Askeri seviyoruz ama nefesimiz
yine de ensesinde olacak.
Demin dedim ya, Mısır halkı
artık meydanlara inmeyi öğrendi.”

Dün sabahtan öğleye kiminle meydanda,
yol üstünde, kahve köşesinde sohbet ettiysem,
bir nokta dikkati çekiyor:
Korku duvarı yıkılmış!
Mısır’da bugüne kadar özgürlükleri boğmuş olan
koca bir settin çöküşüyle birlikte,
demokrasiye ilişkin umut çıtası,
beklentiler müthiş yükselmiş.
25 Ocak’ta kızlı erkekli gençler, devrimciler
büyük bir cesaretle, kararlılıkla özgürlük ateşini
Tahrir Meydanı’nda yaktılar.
Resmi açıklamaya göre ayaklanmada
yaşamını yitirenlerin sayısı 387.
Meydanın bir köşesi ‘devrim şehitleri‘ne ayrılmış.
Fotoğraflar, renkli resimler,
öyle ayakta dimdik yas tutan
acılı yüzler, kadınlar, erkekler...
Biri koluma dokunuyor, 
“Artık Tahrir Meydanı’nın adı değişsin,
25 Ocak Meydanı diyelim.”
Ötekinin itirazı var,
“Şüheda Meydanı diyelim” diyor.
Biri kulağıma eğiliyor:

“Polis korkusu çok büyüktü Mısır’da.
Askeri değil hep polisi gördü karşısında.
Polis de hep zulmetti halka...
Kırk yıldır olağanüstü hal rejiminde yaşıyor bu ülke.
Ne yapsan, kendini askeri mahkemede bulurdun,
orada yargılanırdın.
Şimdi bakıyoruz devlet gazetelerine,
El Ahram’a, El Akram’a, El Cumhuriye’ye,
neler neler yazıyorlar, şaşıp şaşıp kalıyoruz.
En çok da maaşlara, ücretlere zam istiyorlar, iş istiyorlar.
Bunca yıldır altında yaşadığımız
olağanüstü hali de kaldırsın asker,
siyasi tutukluları da serbest bıraksın.
30 küsur bin kişi hapiste yatıyor,
bunların çoğu Müslüman Kardeşler’den...”
 

18 Şubat 2011.
Günlerden cuma.
25 Ocak’tan, Başkan Hüsnü Mübarek'in
askeri darbeyle devrilmesinden
bu yana dördüncü cuma yaşanıyor .
Kahire'nin Tahrir Meydanı‘nda.
İlk cuma öfke cuması, ikincisi defol git cuması,
geçen haftaki üçüncüsü ‘veda cuması‘ydı.
Ben ‘zafer cuması‘nı yaşıyorum.
Bir gazeteci olarak böyle bir güne tanık olduğum
için de gerçekten mutluyum.
Tam öğle vakti, meydan kaynıyor.
Her taraf ana baba günü.
Meydanın sayısız girişlerinden birinde,
Mısır bayraklarından uzun bir koridor oluşturulmuş.
Hem ellerimize sarılıp sıkıyorlar, hem slogan atıyorlar:

“Devrimimize hoş geldiniz!”
“Devrim hepimize hayırlı olsun!”

Meydan dalgalanıyor.
Ne kadar çok Mısır bayrağı var,
kırmızı, beyaz, siyah...
Kiminin elinde, kiminin yanaklarında,
kiminin alnında.
Kimileri de tişörtler giymiş, üstünde İngilizce
“Mısır’ı seviyorum“ yazan...

"Babamın adı da Hasan"

27 yaşında, işsiz,
“Benim babamın adı da Hasan” diyor,
güleç yüzüyle, heyecanlı:

“Ne kadar büyük bir millet olduğumuzu
gösterdik, herkes gördü.
Hiçbir şeyden korkmuyoruz artık.”

Devrimle birlikte Mısır büyük bir
milliyetçilik dalgasının üstüne oturuyor gibi...
Polis yok ortalıkta.
Asker de çok seyrek.
Meydanın bazı giriş yerlerini tanklar,
zırhlı kariyerler tutmuş.
Çocuklarını tankın üstüne çıkarıyorlar,
ellerine Mısır bayrağı tutuşturup
fotoğraflarını çekiyorlar.
Harp sanayinde montaj işçisi.
Karısı ve dört kızıyla meydana gelmiş.
Hepsinin başı örtülü.
Ellerinde Mısır bayrakları.
Birlikte fotoğraf çektiriyoruz.
Heyecanlı heyecanlı konuşuyor:

“Çocuklarımızın hürriyeti için buradayız.”

Erkeğin adı İslam.
Yanında iki kız arkadaşı var,
biri Şeyma, öteki Rehab, beyaz türban takmışlar.
Erkek muhasebeci, son derece konuşkan kız da
muhasebecilik okuyormuş.
Şeyma diyor ki:

“Bugün devrim bayramını kutluyoruz.
Bugün burada şehitlerimizi anıyoruz.
Bugün burada devrimimizi devam ettiriyoruz.”

Bu arada İslam, bir facebook grupları
olduğunu söylüyor, bana adresini yazdırıyor.
11 Şubat Devrimi‘nin meşalesini
yakanlar bu gençler işte.
Facebook kuşağı!
Yalnız Mısır’da değil, bütün Arap âleminde,
Tunus’ta, Yemen’de, Bahreyn’de,
Cezayir’de, Libya’da. Arap dünyası kaynıyor.
Mısır’da “Mübarek’in daktilo devri“ni
kapatan facebook kuşağı, şimdi yeni Mısır‘ı
inşa etmek için kendini hazır hissediyor.
Muhasebecilik yapan yirmili yaşlardaki İslam,
noktası virgülü yerinde konuşuyor.
Benim asker ve Müslüman Kardeşler‘le ilgili
kışkırtıcı sorularıma pek öyle pabuç bırakmıyor:

“Sonunda demokratik sisteme geçeceğiz Mısır’da...
Asker bize yardımcı oldu.
Orduyla el eleyiz.
Demokrasiyi biz yapacağız, başkası değil.
Ayrıca demokrasi bir kültürdür, bir anda olmaz.
Müslüman Kardeşler de
bizim parçamız.
Öteki partilerden farkları yok.

Demokrasi onlarsız olmaz.
Ayrıca devrim boyunca hiç ön plana çıkmadılar,
İslami sloganlar da atmadılar.”

“Erdoğan’a selam söyleyin”

Evet, devrim günlerinde dini sloganlar duyulmadı.
Amerikan bayrağı, İsrail bayrağı yakılmadı.
"Amerikan emperyalizmi" kınanmadı.
Hatta ABD Başkanı Obama‘nın konuşması
alkış bile aldı.Taleplerini sıralıyor İslam:

“Eskinin kalıntıları temizlensin.
Yeni kaldırılsın.
Hapisteki siyasal tutuklular
serbest bırakılsın.”

Meydanda, duvarın dibinde ayakta dikilmiş,
elindeki İngilizce yazılı pankartı
gelene geçene gösteriyor:

“Khairat al-Shater 12 yıldır hapiste!
Onu serbest bırakmanın zamanı geldi.”

Al-Shater, Müslüman Kardeşler’in
liderlerinden biri...
Slogan boydan boya çekilmiş:

“Eski sistemi istemiyoruz!”

Türk deyince etrafımızdaki çember gitgide büyüyor.
Güleryüz ve yakınlık görüyoruz.
Bunda Tayyip Erdoğan faktörü de rol oynuyor galiba.
Elli yaşında bir öğretmen,

“Gelecekten umutluyum, artık 25 Ocak‘tan,
(devrimin başlangıcı) geriye gidilmez.
Bizde de inşallah Ak Parti gibi partiler çıkar”

dedikten sonra ekliyor:

“Erdoğan’a selam söyleyin.”

Muhammed Erdoğan çiftçi, 41 yaşında.
Padişah Abdülhamid Han’ı tanıyor.
Çember sakallı, başında beyaz kefiyesi,
sırtında kahverengi entarisi,
elini kolunu sallayarak konuşuyor:

“İstikrar istiyoruz.
Anayasa
bir an önce değiştirilsin.
El Bişri‘ye saygı duyuyoruz.”

El Bişri adı ilginç.
Eski bir solcu.
Şimdi muhafazakâr bir çizgide.
Mübarek’e kafa tutmuş,
sivillerin askeri mahkemelerde
yargılanmasına karşı çıkmış, işinden olmuş...
Kısacası, muhalif bir yargıç.
İlginç olana gelince, adı Tarık El Bişri olan
bu yargıcın askeri yönetim tarafından
yeni Anayasa Komisyonu’nun
başına getirilmiş olması...
Ellerinde bayraklar, akın akın geliyorlar.
Kadın erkek, yaşlı genç, çoluk çocuk,
başı açık, başı örtülü, entarili pantolonlu,
çarşaflı, etekli, mavi jeanli, yüzü peçeli, yüzü açık...

"Sistemi Allah devirdi!"

Akın akın geliyorlar.
Meydan doldukça doluyor,
git gite sıkı dokulu hale geliyor.
Dikkatimi çekiyor.
Mısırlı genç kızlar, başı açık ya da örtülü,
ne kadar ağır makyaj yapıyorlar,
siyah gözlerini ne de çok belirgin kılmaya çalışıyorlar.
Kızların yanakları Mısır bayrağının renklerine boyanmış,
kırmızı beyaz siyah...
Kürsüden sloganlar atılıyor:

“Şehitler ölmez!”
“Devrim şehitlerimizin
açtığı yoldan yürüyeceğiz.”

Bir pankart:

“Sistemi Allah devirdi.”

Genç bir akademisyen,
El Ezher‘de İş İdaresi profesörü.
“Görüyorsunuz halk devrimi kutluyor,
devrimi devam ettirmek istiyor”
dedikten sonra kalabalığın içinde yitip gidiyor.
Avazı çıktığı kadar bağıran bir adam:

“Namazı meydanda kılabilirsiniz.”

Bronzdan heybetli aslan heykelleriyle
Kasır el Ayni köprüsünün altından
tembel tembel ne de güzel akıp gidiyor Nil Nehri...
Ezan okunuyor. Meydan birden dalgalanıyor.
Yusuf el Karadavi‘nin adı anons ediliyor.

Halkın iradesi iktidarda

Katar’da, uzun yıllardır sürgünde yaşayan
bir dini lider. 84 yaşında.
Kimine göre Mısır’ın Humeyni’si,
kimine göre radikal olmaktan uzak,
ılımlı ama etkili bir İslami lider...
Cumayı kıldırıyor. Ve hutbeyi okuyor Karadavi:

“Firavun dönemi sona erdi...
Şimdi iktidarda olan halkın iradesi...
Üstümüzdeki zulüm perdesi
kalkıyor...
Müslümanlarla Hıristiyanların

ortak eseridir gerçekleştirilen devrim...”

Meydan dalgalanıyor.
Tahrir Meydanı bayram yeri.
Mısır halkı kendi kaderini kendi eline alıyor,
bundan böyle kolay değil
onun kaderini elinden almak...