Salih Gêlo Nehsan, Kobani bölgesinden köklü ve tanınmış bir aileye mensup olup çok önemli bir tarihi dönemin tanığı.
Bu söyleşide Salih Gêlo Nehsan, Kobani’nin kuruluş sürecine ışık tutuyor ve bölge tarihi ile Rakka şehrine dair çarpıcı gerçekleri açıkladı.
Nehsan; “Rakka ve ovalarının aslında Kürtlerin yerleşim yerleri olduğunu, o dönemde oralarda hiçbir Arap evinin bulunmadığını” belirtti.
Fransızların Kürt direnişini kırmak için Fırat Nehri'nin güneyinden göçebe Arap aşiretlerini getirip Kürt topraklarına nasıl yerleştirdiğini ayrıntılarıyla anlattı.
Bu bilgiler, Suriye ve Rojava’daki demografik değişimlerin kökenini anlamak açısından büyük önem taşıyor. Söyleşi sadece bölge tarihiyle sınırlı kalmayıp, Nehsan’ın mücadele ve acı dolu hayatını da kapsıyor. Baas iktidarının karanlık zindanlarından Beyrut’taki siyasi faaliyetlerine kadar Kürt davası için yürüttüğü çalışmaları anlatıyor. Suriye istihbaratının ağır baskıları altında Kürt kimliğini korumak ve bağımsız öğrenci örgütleri kurmak için nasıl çabaladığını hatırlatıyor.
Salih Gêlo Nehsan, Lübnan’da bulunduğu süre zarfında Kemal Canpolat ve Celal Talabani gibi liderlerle birlikte çalışmış bir isim.
Anılarıyla geçmiş ve bugün arasında bir köprü kuran bu söyleşi, geçen yüzyıldaki olayların Rojava’nın bugünkü durumuna ve statüsüne nasıl etki ettiğini gösteren canlı bir belge niteliğindedir.
Azad Ahmed Ali’nin Salih Gêlo Nehsan ile gerçekleştirdiği söyleşi şöyle:
Rûdaw: Kobani’nin geçmişinden okurlarımıza anlatabileceğiniz en belirgin manzaralar ve olaylar nelerdir?
Salih Gêlo Nehsan: 1930’lu yıllarda Kobani halkı tarıma önem vermiyordu, koyun ve sığır besliyorlardı. Kobani küçük bir köydü. Daha sonra çevresinde, Bağdat ile Berlin arasındaki tren hattının yapımıyla uğraşan Alman şirketi büyüdü. Şirketin Kobani’yi seçme nedeni, buranın bazalt taşlı Miştenûr Tepesi’ne yakın olmasıydı. O bazalt taşlarını kırıp tren hattının altına döşüyorlardı. Kobani ismi "Company" yani şirket kelimesinden gelir. Daha sonra söyleyiş kolaylığı için "m" harfi atılmıştır. Şehir, Türkiye’deki Ermeni Soykırımı’ndan sonra büyüdü. Çünkü Kobani, Osmanlı suçlarından kaçmak için en yakın yerdi.
1930’lu yıllarda Fransızlar, büyük Berazi aşiretini kendileriyle çalışmaya ikna etmeye çalıştı ancak Kürtleri yanlarına çekmede başarılı olamayınca, deve çobanı olan Enize gibi Arap aşiretlerine yöneldiler. Bu aşiretler 1750-1760 yılları arasında Suudi Arabistan’dan Suriye’ye göç etmişlerdi. Onlarla, Fırat Nehri'nin güneyinde kalmaları ve nehrin kuzeyine geçme haklarının olmaması şartıyla anlaşılmıştı. Bu onlara kesinlikle yasaktı.
Fransızlar, Enize liderlerini çok para ve gelişmiş silahlarla desteklediler ve onlara Fırat’ın kuzeyinde iki köy verdiler. Daha sonra Kürtleri Rakka ve ovalarından çıkarmaları için onları teşvik ettiler. O dönemde oralarda sadece Kürtler yaşıyordu ve hiçbir Arap evi yoktu. Yavaş yavaş bazı Araplar Rakka’ya yerleşti. Bu şekilde hayvancılık azaldı ve Kobani bölgesi halkı tarıma yöneldi.
Baas rejimi baskıları ve zindan
Rûdaw: O dönemde tanıklık ettiğiniz sosyal ve siyasi değişimlerden bahsetmenizi istiyoruz?
Salih Gêlo Nehsan: Kobani’deki ilk derin su kuyusu bizim köyümüzde açıldı. Babam ve amcalarım tahıl ve pamuk ekimiyle uğraşıyorlardı. Ancak Suriye devleti sırtını tarıma dayadığı için, tarım ürünlerinin satışını sadece devlete yapmayı zorunlu kıldı. Çiftçilere çok düşük bir fiyat veriyorlardı. Liseyi bitirdikten sonra Avrupa ve Amerika’daki bazı üniversitelere başvuru gönderdim. Amerika ve Avusturya’dan kabul aldım ama Suriye güvenlik teşkilatı pasaport almama izin vermedi.
Rûdaw: Kobani bölgesinde Kürt ulusal hareketinin başlangıcı nasıldı?
Salih Gêlo Nehsan: 1964 yılında Suriye Kürt Demokrat Partisi’ne üye oldum. 1966 yılında Halep şehrindeki Kürt öğrencilerin işlerini yönetme görevi bana verildi. Zor bir işti. 1968 yılında zorunlu askerliği ertelemek için üniversite kaydı yaptırmak üzere İstanbul ve Ankara’ya gittim. Kobani’ye döndüğümde Siyasi Güvenlik beni tutukladı. Halep’te 52 gün boyunca sorgulandım ve işkence gördüm. Daha sonra Şam’a nakledildim ve Şam Kalesi’nde hapsedildim. Orada 6 buçuk ay pirelerle birlikte yaşadık. Sonunda hakim bana 6 ay ceza verdi ve serbest bırakıldım.
Pasaport alamadığım için Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde (AUB) okumak üzere Lübnan’a gittim. Makine mühendisliği bölümüne kabul edildim. 1975 yılında iç savaşın başlamasıyla Lübnan’dan kaçtık. O dönem Beyrut’ta siyasi hareketlilik zirveye çıkıyordu. 1970’lerin başında Kemal Canpolat Lübnan İçişleri Bakanıydı. Onun isteği üzerine kendisini ziyarete gittik. Bizi çok sıcak karşıladı ve Lübnan Kürtleri üzerine uzun bir görüşme yaptık.
Lübnan’daki bir Kürt öğrenci örgütü için bize resmi izin verdi. Ben o örgütün sekreteri olarak belirlendim. 5 yıl bu işi yürüttüm. Ayrıca "Lübnan Kürt Kurtuluş Partisi" adında Lübnanlı bir Kürt partisi kurduk. Onlar için aylık bir gazete çıkardım. Ancak Beyrut’un durumu artık dayanılmaz hale gelmişti. Beyrut’tan Şam’a doğru yola çıktım. Mam Celal’in isteği üzerine o gazetenin birkaç sayısını daha çıkardım. 13. sayıyı hazırladığımda, partinin başına koyduğumuz kişinin bir açıklama yazdığını, orada Fas devletini övüp Polisario’ya saldırdığını gördüm. Hemen onunla iletişime geçtim ve sert tepki gösterdim. Mam Celal’in ofisine gidip gazeteyi ona verdim. O da bana: "Bir daha seni kendisini satmış olanlarla çalışırken görmek istemiyorum" dedi. Hayatımda başıma gelen olaylar çoktur ama sözü uzatmamak için şimdilik bu kadar yeterli.