ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz krizi nedeniyle ertelenen Çin ziyareti sonunda başladı. Simbiyotik ilişkiye sahip iki rakip güç arasında ticaret savaşları eksenindeki güç mücadelesi artık yeni bir aşamaya taşınıyor. Atağa geçen ABD, hedefe Çin'i iki koldan kuşatmayla varacağını düşünüyor. Bu amaçla Amerikan yönetimi özellikle Donald Trump'ın ekonomik savaşla sınırlı kalan 2017-2021 arasındaki ilk döneminden farklı olarak 2024'te başlayan ikinci döneminde Pekin'e karşı askeri ve siyasi hamleleri de içeren bir jeopolitik savaş da başlatmış durumda.
Hâliyle ilk dönemine nazaran Trump daha agresif bir Çin karşıtı politika izliyor. Bunu da iki yolla yapıyor. İlki Çin'e soğuk savaştan sonra yapılan Amerikan sermayesi ve teknoloji transferini sonlandırmaya dayanan ulusal merkezli kuşatma stratejisi. İkincisi de Venezuela darbesi ve İran hamlesi gibi stratejilerle Çin'e ucuz enerji sağlayan aktörleri saf dışı bırakmayı hedefleyen uluslararası kuşatma. Buna Rusya'yı da ekleyebiliriz. Hürmüz krizinden sonra Rusya'ya yönelik enerji yaptırımlarını kaldıran ABD bu yolla Pekin'in piyasa fiyatı altında aldığı petrol ve gaz ithalatına ağır darbeler indirdi.
***
Bir bakıma Çin'in Amerikan yaptırım listesindeki Venezuela, İran ve Rusya gibi ülkelerden ucuz enerji satın alma dönemi artık sona eriyor. Sadece petrol zengini ülkeler değil Çin'in ticari açıdan şahdamarı konumundaki Hürmüz, Malakka, Kore, Babülmendep ve Süveyş gibi ticaret yolları da ABD'nin hedefinde. Çin'in Türk dünyası (Orta Asya), Hazar, Kafkasya, İran ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaşan karasal ticaret koridorları da ABD'nin kuşatması altında.
Özetle ABD, karadan ve denizden Çin'in dünyaya açılan bütün hayati koridorlarını şimdiden kontrol edecek büyük bir proje başlatmış durumda. Amerikan dış politikası şu sıralar tamamen Çin gündemiyle hareket ediyor.
Bu bağlamda Venezuela'daki operasyon, Latin Amerika ülkelerine yönelik açılımlar, Zengezur koridoru ile Bakü ve Erivan ile sağlanan yeni ortaklık, Orta Asya ülkeleriyle geliştirilen yeni ilişkiler, Rusya ile sağlanan büyük uzlaşının hedefinde Çin var. Japonya, Filipinler, Güney Kore ve Endonezya üzerinden Çin'i daha Hint Okyanusu'na açılmadan Pasifik'te kuşatma adımları, 2021'de Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD arasında imzalanan Hint-Pasifik odaklı güvenlik ittifakı AUKUS, Suriye'deki halk devrimi ile son olarak İran savaşı ve Hürmüz'ü abluka altına alma stratejisi gibi geniş bir yelpazedeki gelişmelerin tamamı da Pekin'i frenlemeye dayanıyor.
***
Ayrıca ABD, Körfez ülkeleriyle, İsrail ve Avrupa'daki stratejik müttefiklerini de Çin'e karşı konumlandırıyor. Bu kapsamda NATO'yu Çin'e yönelik bir Asya- Pasifik gücüne dönüştürme projeleri de devrede.
Bu çerçeveden baktığımızda Trump'ın Çin lideri Şi Cinping ile küresel bir uzlaşıya varması jeopolitikanın doğasına aykırı. Çin, küresel hedeflerinden vazgeçmeyecek. Ancak Pekin'in Venezuela ve İran dosyalarında gösterdiği edilgen ve pasif tavırlar, daha şimdiden küresel siyasette Asya-Pasifik ve Avrasyacılık seçeneklerini safdışı etmiş durumda. Çin de Rusya gibi bazı tavizler karşılığında ABD ile uzlaşarak yeni küresel düzendeki pozisyonunu korumaya bakacaktır. En kötü ihtimalle karşılıklı bir "modus vivendi/ geçici uzlaşı" sağlanır. Çin, İran'ı da Venezuela gibi bazı pazarlıklar karşılığında kaderine terk edecektir. Yani Çin, ABD'ye asla başkaldırmayacak. ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Pekin ziyareti sırasında, evinden alınarak götürülen Nicolas Maduro'nun tutuklandığı sırada giydiği eşofmanın benzerini giymesi, gereken her şeyi söylüyor. Müttefiki Venezuela için kılını kıpırdatmayan Çin, İran krizinde de aynı stratejiyi izliyor, izleyecek. Rubio'nun eşofmanla Pekin'de arz-ı endam etmesi de bunun en somut kanıtı zaten.