Patron kim?

Bercan Tutar

İçeride ve dışarıda her şey aslında ABD Başkanı Donald Trump'ın dediği ve istediği şekilde ilerliyor. Trump'ı sevindiren son gelişme, Latin Amerika ülkesi Kolombiya'da desteklediği sağcı adayın başkanlık seçimlerini kazanması oldu. ABD destekli tanınmış Avukat Abelardo de la Espriella, önceki gün yapılan Kolombiya cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunu kıl payı farkla kazanarak, ülkede sağa doğru keskin bir siyasi yön değişiminin önünü açtı.
Böylece 3 Ocak 2026'da Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun konutundan alınarak ABD'ye götürüldüğü operasyondan sonra devreye sokulan Latin Amerika'ya yönelik grand-stratejide yeni bir aşamaya gelindi. O tarihten sonra Meksika, Brezilya, Honduras, Guatemala, Peru, Panama ve Arjantin ile ilişkiler daha da pekiştirildi. Birçok ülkede Trump'ın açıkça desteklediği adaylar seçimleri kazandı.
Kendi arka bahçesinde kriz yaşadığı en önemli ülke olan Kanada ile de pürüzler halledildi. Gerilen ilişkilerden sonra iki ülke ortaklaşa Dünya Futbol Kupası düzenleyecek kadar yeni sıcak ilişkiler tesis etti. G-7 Zirvesi'nde açık kalan mikrofonlara yansıyan itiraflardan da görüldüğü üzere Kanada Başbakanı Mark Carney, ABD Başkanı'na Çin'den elektrikli otomobil alımını en alt düzeye indirdikleri bilgisini veriyordu.

***

Kendi arka bahçesi konumundaki Güney ve Kuzey Amerika'da işleri yoluna sokan ABD Başkanı Trump, bir tek Avrupa'da Macaristan'da Viktor Orban'ın yeniden seçilememesi sürprizini yaşadı. Ukrayna krizi üzerinden Rusya ile başlattığı yeni ilişkiler ağıyla Avrupa'ya istediği formatı atan Trump için en büyük baş ağrısı İngiltere'ydi. Londra ile Rusya ve Çin stratejileri konusundaki ayrılık bir türlü hâl yoluna sokulamadı. O sorun da İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın istifasıyla çözüm yoluna girecek gibi görünüyor.
Sadece İspanya ve İtalya gibi ülkelerle yaşadığı bazı sorunlar var Trump'ın. Yaşadığı rahatsızlığı zaten İtalya Başbakanı Georgia Meloni'ye yönelik sözlü saldırılarıyla dile getiriyor. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'i de yargı üzerinden sıkıştıran bir süreç devrede. Son olarak eşinin pasaportuna el konuldu ve yurtdışına çıkışı yasaklandı.
First Lady Begona Gomez hakkında yürütülen yolsuzluk soruşturmasında alınan bu karar ABD'nin Avrupa ülkelerindeki gücünü göstermesi açısından dikkat çekici. Bu da bize hem Gazze ve İran hem NATO politikalarındaki aykırı tavrı nedeniyle ABD'nin boy hedefindeki İspanya Başbakanı Sanchez'e uygulanan yakın markajın daha da artacağını gösteriyor.

***

Trump'ın başını ağrıtan Avrupa sorunu görüldüğü üzere yavaş yavaş hâl yoluna sokuluyor. İran krizinde ise İsrail faktörü hâlâ etkili. Daha da baş ağrıtacağa benziyor. Fakat İsrail ve siyonist lobinin bu saatten sonra Trump ile simgelenen yeni Amerikan stratejisini değiştirmesi çok zor. Avrupa'nın bile diremediği bir yeni rota söz konusu.
İç siyasette petrol fiyatları düşmeye ve istihdam artmaya başladığı için İran ve Hürmüz sorunlarında eli giderek güçlenen Donald Trump, bu tablonun tersine çevrilmemesi için İsrail ve siyonist lobiye baskısını daha da artıracaktır. Bakmayın siz ikide bir İranlı yetkililerle ağız dalaşına girmesine.
Orada da işler tam olarak Trump'ın istediği gibi gidiyor. İran ile anlaşmaya varması ve Hürmüz'ün açılması ABD Başkanı'nın elini içeride ve dışarıda hayli güçlendirdi. Geçen hafta 15-17 Temmuz tarihleri arasında Fransa'nın başkenti Paris'te düzenlenen G-7 Zirvesi'nde bu nedenle keyfi oldukça yerindeydi. Zaten bu sevincini "patron benim" diyerek de dünyaya ilan etti. Gelişmeler "patron"un şimdilik Trump olduğunu gösteriyor. Fakat tek sıkıntı noktası siyonist lobi.
Siyonist lobi gerçek patronun kim olduğunu dünyaya göstermek için pusuda bekliyor. Bunu bilen Trump da İsrail ve Yahudi lobilerinin ipini sıkı tutuyor. İpin ucunu kaçırması hâlinde neler olacağını herkes biliyor. Dolayısıyla asıl patronun kim olduğunu öğrenmek için hâlâ biraz zamana ihtiyaç var. Benim tercihim patronluk yarışını Trump'ın kazanması. Gidişat da bize bunu gösteriyor. Ancak üzücü sürprizler de olabilir.