Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim korkusunu yenebilmesi için Saray yargısı tarafından CHP’nin başına tayin edilmesiyle başlayan süreçte, yargı silahının sonuna kadar kullanılacağına kuşkum yok.
Özgür Özel ve ekibi kuşkusuz ki kanunlardan ve CHP tüzüğünden kaynaklanan haklarını savunmak için yargı yolunu deneyecektir ancak Saray’ın kontrolündeki yargının ani bir zihin açıklığına kavuşmasını beklemek gerçekçi değil.
Ekrem İmamoğlu ve CHP’li belediyelere karşı başlatılan ve sonunda CHP’nin seçilmiş yönetimini hedef alan bu tezgâh, Erdoğan’ın bir kez daha seçilebilmesine zemin sağlamak için yapıldı. Bundan geri dönmeyeceklerini bugünden söyleyebilirim.
Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına tayin eden mahkeme kararından bir hafta sonra (1 Haziran) bu köşede “yeni bir partide toplanmanın kaçınılmaz olduğunu” yazmıştım.
Nitekim o günlere geldik.
Bu artık sıkça konuşulan ve üzerine araştırmalar yapılan bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor.
Gazeteci İsmail Saymaz, Halk TV’deki programında bu konuda yapılmış bir araştırmanın sonuçlarını paylaştı.
İstanbul Ekonomi Araştırma’nın son çalışmasında “Özgür Özel, CHP’den ayrılıp kendi partisini kursa…” sorusu yöneltilmiş.
26 şehirde 2 bin kişiyle yapılan araştırma sonucuna göre Özgür Özel ve arkadaşlarının kuracağı yeni parti, CHP tabanının üçte ikisine yakınını yanına alıyor.
Araştırmayı yürüten şirketin yöneticisi Can Selçuki’nin değerlendirmesine göre böyle bir senaryoda yeni parti yalnızca CHP’den değil, muhalefetin farklı partilerinden ve merkez seçmenden de oy topluyor, hatta AKP’den bile seçmeni yanına çekebiliyor.
Araştırma sonucuna göre Özel’in kuracağı varsayılan parti, tek başına en büyük siyasi parti olarak AKP’yi de geçiyor.
Siyaset söz konusu olduğunda “araştırmalara inanma ama araştırmasız da kalma” diye düşünürüm.
Kuşkusuz ki bu araştırmayı yürütenler de işinin ehli insanlardır, onun için bunun genel bir eğilimi yansıttığını söylemek mümkün.
Ancak sonucun oldukça iddialı olduğunu söylemeliyim.
Elimde tersini gösteren bir araştırma olduğu için değil, siyasi parti denilen “şeyin”, kuran ve yöneten insanlardan bağımsız olarak bir kişiliği olduğunu, olması gerektiğini düşündüğüm için.
Bu kişilik, ideolojisinden, programından kaynaklanır ve toplumsal bir ihtiyaçtan doğmalıdır ki kurulacak partinin bir tabanı olabilsin, kendisine siyasi yelpazede güçlü bir yer edinebilsin.
Bizim memlekette isimler, ideolojilerin önünde gibi görünür ancak bugüne kadar yaşanılan başarısız yeni parti deneyimleri de bir başka gerçek.
İsmail Cem’in, Ahmet Davutoğlu’nun, Ali Babacan’ın kendileri de birlikte hareket ettikleri isimler de önemli ve tanınmış siyasetçilerdi ancak bunlar yeterli olmadı.
Çünkü bir toplumsal talebi yanıtlamak için kurulmamışlardı ve içinden çıktıkları partiden niye koptuklarını net olarak söyleyemiyorlardı.
12 Eylül sonrasında kurulan partilerden sadece AKP bunu başarabildi çünkü içinden çıktığı partinin “yeni versiyonu” olmadığını, bambaşka bir toplumsal talebe yanıt verecek vizyona ve ideolojiye sahip olduğunu gösterebilmişti.
Evet muhafazakâr olduğunu saklamıyordu ancak “gömlek değiştirdiğini” açıkça söyleyebiliyordu.
İçinden çıktığı partinin tersine batı sistemi ile sorunu olmadığını söyleyebiliyor, o günlerin toplumsal talebine yanıt verebiliyordu: Yolsuzlukla mücadele edecekti, yoksulluğu bitirecekti, yasakları kaldıracaktı.
Bu durum bize bir şeyler anlatıyor olmalı.
CHP’nin seçilmiş yönetimi, Kurultay’ı kazanıp işbaşına geldikten sonra 7 Kasım 2023 günü yazdığım yazının başlığı şöyleydi: CHP ve “değişim” bilmecesi!
Bugün yeni kurulacak partinin önündeki temel mesele de budur:
Bu yeni parti Kılıçdaroğlu CHP’sinin bir türevi mi olacak, yoksa günün toplumsal taleplerine yanıt verecek bir ideolojik çizgiyi mi benimseyecek?
CHP’nin 100 yıla ulaşan tarihi içinde aslında son derece kısa bir döneme (1973 – 1980) tekabül eden “sosyal demokrat” hedeflere yönelme yönünde bir değişim mi olacak, yoksa terk etmek zorunda kalacakları CHP’nin “iki arada bir derede” çizgisi mi izlenecek?
12 Eylül sonrası yeniden kuruluş sırasında Deniz Baykal ile başlayıp, Kemal Kılıçdaroğlu ile devam eden ve Özel seçildikten sonra da çok esnemeyen “devletçi ideolojiye” alternatif bir söylem geliştirilebilecek mi?
Yeni parti, Baykal – Kılıçdaroğlu çizgisinde “neo liberal politikaları daha tutarlı uygulamayı vaat eden” partiye mi benzeyecek, yoksullukla, Türkiye’nin artık kronikleşen üretememe sorunuyla ve buna bağlı olarak işsizlikle mücadelede başı sonu belli sosyal demokrat programlar mı önerecek?
Yoksa “sağ popülizme” karşı önereceği şey “sol popülizm” mi olacak?
Vaktiyle Bülent Ecevit’in CHP’sinin ve Turgut Özal’ın ANAP’ının başardığını başarıp, geniş tabanlı bir toplumsal koalisyonu oluşturacak bir söylemi geliştirebilecek mi?
Kürt meselesinde tutumu ne olacak?
AKP’den memnun olmayan muhafazakâr kitlelere ne söyleyecek?
Artık hep birlikte “yoksul” tanımının içine giren memura, işçiye, köylüye ne vaat edecek?
Bunlar yanıtları kolayca verilecek sorular değil ve sihirli bir formül de yok.
Daha da ötesi Baykal – Kılıçdaroğlu çizgisinin CHP’ye biçtiği “siyasetsizlik” rolüne karşı hazırlığı olan bir kadro yapısının da olduğunu söylemek mümkün değil.
Ekrem İmamoğlu’nun karizması, Özel’in geniş kitleler ile kurduğu samimi ilişki, Mansur Yavaş’ın çok geniş bir kitleyi etkileme gücü bir partiyi kurmaya yeter belki ama tek başına iktidarı sağlamaya az gelir.
Evet, Türkiye’de liderlik karizması çok önemlidir, bunu inkâr etmek mümkün değil.
Ama bir siyasi parti bundan çok daha fazlası olmak zorunda.
Böyle bir hicret sırasında bugünün seçilmiş belediye başkanlarının, milletvekillerinin hangi tarafta kalacakları da önemli bir mesele.
Ve elbette unutulmaması gereken bir şey de Türkiye’de de siyaset yapmanın artık çok para gerektiriyor olması.
Bizim memlekette siyasetin, devlet ve belediye ihaleleriyle finansmanı gibi bir derin sorun da var ve yeni kurulacak parti böyle imkanları da kullanamayacak.
2026 bütçesinde CHP’ye yapılacak hazine yardımı 1,5 milyar lira olarak belirlenmişti.
Böyle bir bütçeyi, üye aidatları ve yardımlarla denkleştirebilmek güç olabilir ama mümkündür.
Bu temel sorulara verilecek yanıtları görmeden “yeni parti şu kadar oy alır, bunları peşine takar” gibi çıkarımlar yanıltıcı olabilir.
Siyaset düz bir çizgide ilerlemez, bunu da ayrıca akılda tutmakta yarar var.