Onların kalpleri ‘şerhâ- şerhâ', ‘darmadağın'dır..

Selahaddin E. ÇAKIRGİL

Amerikan Kralı Trump ve başında bulunduğu emperyal sistem, dünyaya kendi aklına göre bütün dünyaya düzen verme dikkatinin çıtasını giderek daha da yükseltmeye çalışıyor. Ancak, bu günlerde Amerikan Hükûmeti ile siyonist İsrail rejimi ve Amerika'daki Yahudi lobisi arasında biraz serinlik var gibi.. Bu durum, hele de geçen hafta, Amerikan yetkilerinin, 'Biz olmasaydık, İsrail diye bir devlet olamazdı.' şeklindeki çok doğru sözleri üzerine, siyonist İsrail rejimi sözcüsünün de, üstelik medya organları karşısında ve hemen ânında, diplomatik skandal sayılabilecek bir üslupla başka devletlerin temsilcileri arasında cereyan etseydi, diplomatik gerilimlere yol açabilecek bir üslupla, 'Asıl biz olmasaydık, Amerika olmazdı..' demesi, bugünkü Amerikan zenginliğinin Yahudi sermayedarlar /kapitalistler elinde olduğu mânasındaydı. Ve bu gerçeği, Avrupa ve Amerika piyasalarını ve ekonomilerini kontrol eden asıl otoritenin, New York ve sair dünya merkezlerindeki para piyasalarının Yahudiler elinde olmasından kaynaklanmaktadır... Bu da uzun soluklu bir hedefin sonucu.. Çünkü, İsrail rejimi, 1947'de, yani 80 yıl önce kurulmadan, Yahudilerin, asırlarca, bir devletleri hiç olmamış; onlar da, asıl devletin ellerindeki altın olduğunu söylemişlerdi.. Özellikle, 'Bir Yahudi ne kadar çok altın biriktirir ve miras bırakırsa, o kadar iyi Yahudi'dir..' gibi söylemlerle, görünmeyen; ama, gücünü her yerde hissettiren bir ekonomik güçle, başta Amerika olmak üzere dünyadaki her büyük ekonomik hareketin yönlendiricisi olmuşlardı.

Buna rağmen, dünyadaki maddî zenginliklere sahip kişi veya merkezlerin kendi aralarında derin ihtilaflar yaşadıkları da bilinen bir gerçektir.. Çünkü ellerinde belirli bir gücü bulunduranlar, o gücün zayıfladığını hissettikleri anda, onu korumak için, karşı tarafın zayıflatması pahasına gerekli gördükleri tedbirleri ve sosyo-ekonomik güçleri harekete geçirmekteydiler.

Nitekim, bunu bu günlerde Amerikan emperyalizminin patronu Trump ile, siyonist İsrail rejiminin yönetici kadroları arasındaki ağız dalaşı da sergilemektedir.

Amerikan emperyalizminin medya âlemindeki en güçlü sözcülerinden birisi durumundaki The Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, son günlerdeki yayınlarında, ısrarla, Trump ile Netanyahu'nun sık sık yaptığı görüşmelerin artık dostane olmadığı ve Trump'ın ABD ekonomisini zorlayan ABD-İsrail'in /İran'a yönelik ortak saldırısının ekonomik yükleri'ne son vermeye çalışırken, kendisini bu savaşa iten Netanyahu'ya sert sözler sarf ettiği medya organlarına kadar yansımış bulunuyor.

Trump'ın Lübnan konusunda son zamanlarda yaptığı bir telefon görüşmesinde, Netanyahu'ya, "Neden, sivil yerleşim bölgelerindeki binaları havaya uçuruyorsunuz? " dediği aktarılıyor. Ama, bunu söyleyen Trump'ın, başka yerlerde ve son olarak da İran'a yönelik bombardımanları keza başka yerlerdeki saldırılarının nasıl olduğunu hatırlamak istememesi ilginç..

Bu arada, nükleer silahlarla ilgili hükümler hakkında yapılan bir görüşmede Netanyahu'nun Trump'a " İranlılara güvenilmemesi gerektiğini' söylediği iddia ediliyor. Bu arada, Trump'ın ise, 'İran'ın nükleer çalışmalarını durdurmakta kararlı olduğunu İsrail'e de devamlı taahhüt ettiği' belirtiliyor. Ancak İsrail medyası, 'İran'ın nükleer güçlerini yer altına sakladığını ve bunun bulunup yok edilmesinin sanıldığı kadar kolay olamadığı' belirtiliyor..

*

Haşr Sûresi, 14. âyette, 'kâfirlerin kalplerinin dağınık ve kararsızlıkları içinde olduğu' bildirilmektedir.. Müminler ise, haklı olduğuna inandıkları bir mücadeleye girince, artık kalplerinde korkuya yer kalmaz ve onlar o anda sadece üzerlerine düşen vazifeyi yerine getirmek şuûr ve dikkati içindedirler..

**

*NOT: 1- Önceki akşam, İstanbul -Fatih- Zeyrek'te bir sohbet toplantısına davet edilmiştim. 70'lerinde bir zat da 'Beni hatırlar mısın?' dedi..

Hatırlamadım..

40 sene öncelerde, 'İstanbul – Çapa Tıp Fakültesi hastaneleri önünde, hastanenden yeni taburcu olduğu ve amma maddî bakımdan, memleketine gitmek imkânı da olmadığı için çaresiz kalan bir zat, o dar zamanında, 'beni tanıyıp borç istemiş..'

Onun ihtiyacına yetecek miktar, demek ki üzerimde varmış ki, adamcağız gidebilmiş memleketine... 'O zaman çaresiz vaziyetteydim ve sizi de bir daha göremedim' dedi ve benden yardım -borç aldığını söyleyip, 'Hakkınızı helâl ediniz..' diyerek, o zaman itibariyle, bin dolar kadar eden meblağın bugünkü karşılığı diye bir meblağı takdim etti.. İşin doğrusu, öyle bir yardım talebini ve öyle bir borç verdiğimi hatırlamadım, hâfızamdan silinip gitmişti..

Bu tip ilişkileri izah etmek ve karşılıklı hak-hukuk konularında tarafların helâlleşmelerinin bugünkü insan ilişkilerinde daha bir etkili ve daha bir derin bir mânasının, materyalist eğilimlerin etkili olduğu bir zaman diliminde daha da açık.. Bir de, borç alım ve veriminde, değerlerin hesap edilişinde, dünyadaki para piyasalarındaki dalgalanmaları göz önünde bulundurmamak da ayrı bir konu..

Sözgelimi, bugün sizden 1 yıl sonra ödemek üzere 100 bin lira borç alıyorum. 1 yıl sonra borcumu rakam olarak ödüyorum da.. Ama, o meblağın bir sene önce yaptığı işlerin, 1 yıl sonra yarısı bile yapılamıyorsa, ben zenginleşmiş, siz ise zarar etmiş oluyorsunuz.. Değişken olmayan, sabit değerler üzerinden yapılmayan işlemlerde, taraflar arasında adaletsiz, haksız şekilde bir fakirleşme veya zenginleşmek... Evet, alınıp verilen rakam aynı, ama, o rakamların değerleri değişiyorsa.. Ki, hele de bizdeki ekonomik düzenin içinde bulunduğu durum malum.. Ortada, açık bir dengesizlik ve yanlışlık var demektir ve burada zayıf durumda olanlar ellerinde ve farkında olmadan daha bir fakirleşiyorlar.

*