Neçirvan Barzani: Kürt meselesini çözen Nobel’i hak eder, bu kişi de başta Erdoğan’dır

.

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Erbil’de düzenlenen uluslararası MERI Forumu 2026’da Türkiye’deki çözüm sürecinden Suriye’deki yeni döneme, ABD-İran arabuluculuğundan koalisyon güçlerinin çekilmesine kadar kritik dosyalarda çok çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.  

Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’de Orta Doğu Araştırma Enstitüsü (MERI) tarafından düzenlenen MERI Forumu 2026, bölgenin geleceğine yön veren önemli açıklamalara sahne oldu.

Forumun özel oturumunda konuşan Başkan Neçirvan Barzani; Türkiye, Suriye ve İran ekseninde Kürt meselesinin çözümüne dair tarihi mesajlar verirken, Erbil’in yürüttüğü bölgesel diplomasi trafiğinin perde arkasını anlattı.

"Cumhurbaşkanı Erdoğan da Öcalan da süreçte ciddi"  

Türkiye ile PKK arasında yürütülen barış ve diyalog arayışlarını yakından takip ettiklerini belirten Neçirvan Barzani, hem Ankara hem de İmralı cephesindeki ciddiyete dikkat çekti:

"Son iki yılda Cumhurbaşkanı Erdoğan’da gördüğüm kadarıyla bu süreç ciddi bir süreçtir. Haberdar olduğum kadarıyla Başkan Abdullah Öcalan cephesinde de, onun tarafında da bu durum son derece ciddidir. Süreç belki yavaş ilerliyor olabilir; ancak hiçbir şey yapılmamış olsa bile en azından iki yıldır Türkiye'de annelerin yüreği yanmadı, çatışma yaşanmadı. Bu bile kendi başına büyük bir kazanımdır."

"40 yıllık sorun bir gecede çözülmez; sabır gerekir"    

Sürecin yavaş ilerlediğine yönelik eleştirilere yanıt veren Barzani, 40 yıllık çatışma ve inkâr hafızasının bir günde silinemeyeceğini hatırlatarak sabır çağrısında bulundu:

"Süreç yavaş ancak doğru ve isabetli bir istikamette ilerliyor. Kırk yıllık çatışmanın, birbirini yok saymanın ve bir millete 'sen yoksun' denilen kırk yıllık inkârın tüm yükünü bir gecede çözmeyi bekleyemezsiniz. Bu süreç büyük bir sabır ve metanet gerektirir. Sürecin başarıya ulaşması Türkiye’yi bambaşka bir aşamaya taşıyacak, tüm ülkenin yararına olacaktır."

"Kürt sorununu çözen Nobel'i hak eder; Bu kişi de öncelikle Erdoğan'dır"

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile geçmişte yaptığı bir görüşmeyi ilk kez kamuoyuyla paylaşan Barzani, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin rahatsızlığı döneminde yaşanan diyaloğu aktardı:   

"Bahçeli hastanedeyken Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dedim ki: 'Dünya çok değişti; artık Kürtler Bahçeli iyileşsin diye dua ediyor.' İşte bu, değişimin ve bizim meseleye verdiğimiz ciddiyetin açık bir göstergesidir. Türkiye’de Kürt meselesini çözen kişi Nobel Barış Ödülü’nü hak eder; bu da birinci derecede Erdoğan için geçerlidir."  

"Süreci sabote etmek isteyen ellere fırsat vermemeliyiz" 

Barış sürecinin korunması gerektiğinin altını çizen Başkan Neçirvan Barzani, hem Erbil hem de Süleymaniye olarak üzerlerine düşen tüm kolaylaştırıcı adımları attıklarını vurguladı:  

"Erbil ve Süleymaniye olarak barış sürecine gereken desteği verdik; Ankara ve Kandil ile ne gerekiyorsa yaptık. Şimdi yapılması gereken; hem Kürtlerin hem de Türkiye’nin ortak hasımları olan ve bu sürecin başarıya ulaşmasını istemeyen o odaklara, o ellere asla fırsat vermemektir."

Suriye dengeleri: Modelimiz orada uygulanamaz, anayasal güvence şart

Suriye ve Rojava’daki gelişmelere de değinen Neçirvan Barzani, Kürdistan Bölgesi modelinin doğrudan Suriye'ye kopyalanamayacağını kaydetti:

"Kürdistan Bölgesi modelinin Suriye’de aynen uygulanması mümkün değildir. Suriye’de asıl önemli ve belirleyici olan; Kürtlerin ve ülkedeki tüm etnik ve dini bileşenlerin haklarının yeni anayasada güvence altına alınmasıdır."

Neçirvan Barzani, Şam yönetimiyle temas yürüten Rojava yetkililerinin pragmatik tutumunu överek, "Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’i tebrik ediyorum. İçinde bulundukları şartlar kolay değildi; son derece gerçekçi davrandılar ve o koşullarda yapılabilecek olanın en iyisini yaptılar" dedi.

İran açıklaması ve Washington-Tahran arasındaki arabuluculuk

İran'daki Kürt meselesine de işaret eden Başkan Neçirvan Barzani, "Türkiye’deki olumlu zemin şu an İran’da mevcut değil. Ancak Kürt meselesi İran için de ciddidir ve çözüm her ülkenin kendi iç dinamiklerine ve özgün şartlarına göre aranmalıdır" tespitinde bulundu.

Axios’un geçtiğimiz günlerde gündeme getirdiği "Neçirvan Barzani, İran ile ABD arasında gizli arabuluculuk yürüttü" yönündeki haberini de doğrulayan Neçirvan Barzani, Erbil’in yürüttüğü perde arkası diplomasiye dair şunları söyledi:

"Haberde aktarılanlar doğrudur; biz bu arabuluculuk rolünü bizzat üstlendik. Kanaatimce Washington bu çabayı büyük bir memnuniyet ve takdirle karşıladı. Sürece yapıcı ve olumlu karşılık verdikleri için İran tarafına da teşekkür ediyoruz."   

Koalisyon güçlerinin çekilmesi: İhtiyaç kalmaması gayet doğal

Son olarak Irak’taki Uluslararası Koalisyon güçlerinin planlanan çekilme sürecine değinen Barzani, güvenlik koşullarının değiştiğini ifade etti:

"ABD ve koalisyon güçleri vaktiyle bizzat Irak’ın resmi daveti üzerine gelmişti ve Bağdat'ın şartı bu güce ABD'nin liderlik etmesiydi. O günden bu yana şartlar kökten değişti. Dolayısıyla bugün Irak’ın artık yabancı güçlere ihtiyaç duymaması gayet normal ve doğal bir süreçtir."

Söyleşinin tam metni 

Soru: Biliyorsunuz ki nisan ayında çatışmalar başladı, maalesef Erbil dron saldırılarına hedef oldu; dolayısıyla bu konuyu konuşmamız gerekiyor. Ancak aynı zamanda, önceki konukların ve Sayın Başbakan'ın yaptığı gibi Irak’tan da bahsetmek istiyorum. Ardından Kürdistan’ın dört parçasındaki Kürt meselesini ve bölgedeki durumu ele almayı arzu ediyorum. Fakat doğrusu hepimizin aklına takılan bir soru var; az önce bir şey duyduk ama salondakilerin yüzde 80'inden fazlasının konunun ne olduğunu tam anlayamadığını düşünüyorum: Bu Brno tüfeği hikâyesi nedir? Sayın Bafel’in bahsettiği bu Brno ne anlama geliyor?

Neçirvan Barzani: Bir mahzuru yok, Kak Kubad burada mı? Yok, gayet doğal. Sanırım konuşmasının sonunda Kak Bafıl, "Brno tüfeğimi de istiyorum" dedi, öyle değil mi? O Brno meselesi Kak Bafıl ile Sayın Başkan Barzani arasında bir konudur; evet, kendi aralarındaki bir mesele. Üçümüzün birlikte olduğu bir toplantıda Kak Bafıl, Sayın Başkan’dan bunu talep etti. Malumunuz, Brno tüfeği 1961'de başlayan Kürdistan Devrimi'nin sembolüdür; devrim onunla başladı, öyle değil mi? Sayın Başkan’a, kendisine hediye olarak bir Brno tüfeği vermesini istediğini söyledi, o da "Tamam" dedi. Sanırım Kak Bafıl şimdi de o konuyu açarak o tüfeğin bir an önce kendisine verilmesini talep ediyor. Kuşkusuz hepimiz bunu Sayın Başkan’a da ileteceğiz ve bence yerine de getirilecektir. Brno tüfeğinin hikâyesi böyledir.

Soru: Brno tüfeği hikâyesi... Şimdi neredeyse hepimiz anladık; bu tür konularda açıklık ve netlik iyidir. Efendim, az önce yapay zekânın da belirttiği gibi, hem Bölge Başkanı hem bir Kürt siyasi lideri hem de şahsınız ve kurduğunuz ilişkiler bağlamında oldukça yoğun ve hareketli bir yıl geçirdiniz. Bu nedenle soruları her üç açıdan da size yöneltmek mümkün. Ortadoğu’nun içinden geçtiği bu mevcut tablo; ABD ve İsrail’in İran ile savaşı, Hürmüz Boğazı meselesi ve değinilen uluslararası ekonomik kriz... Bütün bu gerilimler geçici ve diğer savaşlar gibi sıradan bir savaş mı, yoksa siz bunu Ortadoğu’nun siyasetinde ve istikrarında yeni bir dönemin başlangıcı olarak mı görüyorsunuz?

Neçirvan Barzani: Kuşkusuz bu, bölgede kesinlikle yeni bir dönemin başlangıcıdır. Başlayan bu süreç, öyle geçici olup hemen sona erecek bir şey değildir. Bu tabloda bir Kürt olarak bizim için hem fırsatlar hem de riskler/tehditler bulunuyor. Ancak bana göre, Kürdistan Bölgesi ve genel olarak Kürtler açısından bu sürecin bir tehditten ziyade çok daha büyük fırsatlar barındırdığını görebiliriz. Şahsen ben böyle değerlendiriyorum.

Soru: Bizim için bu tehditlerden biraz bahseder misiniz? Hem Irak hem de Kürdistan Bölgesi için birinci, ikinci ve üçüncü en büyük tehditler nelerdir?

Neçirvan Barzani: Şu an Irak’ın durumuna baktığımızda en büyük tehdit muhtemelen ekonomik niteliktedir; yani ekonomi meselesi ve ekonomik açıdan Irak’ın nereye doğru evrileceği konusudur. Çünkü bildiğiniz üzere Irak büyük ölçüde petrol ihracatına bağımlıdır; bu savaş ortamında Irak’ın bağımlılığı yüzde 90’ın üzerindedir ve fiili petrol ihracatının tek güzergâhı şu an Hürmüz Boğazı’dır. Genel anlamda Irak’ın önündeki en büyük engellerden biri bu ekonomik konudur. Bu birincisi.

Soru: Evet, diğer tehditler nelerdir?

Neçirvan Barzani: Elbette genel olarak üzerimizdeki bir diğer tehdit şudur: Irak ve Irak’ın bir parçası olarak Kürdistan Bölgesi nasıl bir siyasete doğru gidiyor? Biz Irak’ta egemen bir devlet gibi mi hareket ediyoruz? Çevresiyle normal ilişkileri olan, hem Irak içinde hem de Irak dışında iyi ilişkiler geliştiren normal bir ülke gibi miyiz? Bana göre Irak ve onun bir parçası olarak Kürdistan Bölgesi için en büyük sınav budur. Irak’ın bu konuda tam egemen bir devlet gibi hareket etmek ve komşularıyla, dış dünyayla en iyi ilişkileri kurmak için çok ciddi çaba göstermesi gerektiğine inanıyorum.

Soru: Bunlar tehditlerdi; peki fırsatlar nelerdir?

Neçirvan Barzani: Fırsatlar çok fazla. Kürtler açısından bakacak olursanız, doğal olarak Kürtler için fırsatlar var. Ancak Kürtler hangi ülkede yaşıyorsa, o ülkelerdeki Kürtlerin özgün şartlarına ve yaşam koşullarına göre hareket edilmelidir. Türkiye’de, Suriye’de ve hatta İran’da Kürtler için iyi fırsatlar bulunuyor. Gerçekten de Kürtler bu fırsatları değerlendirebilir ve bunların genel olarak bu meselenin çözümüne zemin hazırlaması için üzerlerinde çalışabilir.

Soru: Fırsatları biraz daha derinleştirmemiz ve ülke ülke ele almamız iyi olur diye düşünüyorum. Çünkü haberleri okuduğumuzda umut oldukça az görünüyor. Kürdistan Bölgesi, Rojava, Kuzey'deki barış süreci veya Rojhılat/İran analizlerine baktığımızda, haberler ve yorumlar olayları pek olumlu yansıtmıyor. Ancak siz "fırsatlar var" diyorsunuz. Ülke ülke değerlendirmeye ne dersiniz? Kuzey’den başlayalım: Kuzey’de PKK ile Türkiye hükümeti arasındaki barış süreci, sizin okumanıza ve değerlendirmenize göre ne kadar ciddidir ve rayından çıkma riski ne derecededir?                              

Neçirvan Barzani: Sanırım yarın değerli kardeşim Sayın Tuncer Bakırhan’ın bir paneli var; o bu konu üzerinde daha ayrıntılı konuşabilir ama ben kendi görüşümü aktarayım. Kürdistan Bölgesi'nde bizim açımızdan sürekli şu soru vardı: Acaba bu süreç ciddi bir süreç mi, yoksa ciddi değil mi? Ciddi olup olmadığının kriterleri bellidir, yani ölçütler açıktır. Ben şahsen Cumhurbaşkanı Erdoğan ile olan görüşmelerimde kendileriyle bizzat toplantı yapana kadar konunun ciddi olup olmadığını tam olarak anlayamıyordum. Fakat hakikaten son iki yılda Cumhurbaşkanı Erdoğan’da gördüğüm kadarıyla, bu süreç son derece ciddi bir süreçtir.

İmralı’dan gördüğüm, Sayın Abdullah Öcalan tarafından bildiğim ve haberdar olduğum kadarıyla da durum ciddidir. Bizim kardeşlerimiz DEM Parti de konunun oldukça içindeler ve onlar da bu meseleye çok ciddi bir şekilde sarılmış durumdalar. Bana göre bu süreç ciddi bir şekilde ilerliyor; ancak adımların yavaş olduğuna dair serzenişler olabilir. Bence bu son derece doğaldır. Kırk yıllık bir sorun, kırk yıllık çatışma, kırk yıl birbirini yok sayma, kırk yıl inkâr etme, kırk yıl boyunca bir millete "sen yoksun" demek... Yani bu kırk yıllık birikimin tüm sorunlarını öyle bir gecede, bir günde çözmeyi bekleyemezsiniz.

Fakat sürece bakalım: İki yılda hiçbir şey yapılmamış olsa bile, iki yıldır orada annelerin yüreği yanmadı, kimse öldürülmedi. Bu az bir şey değildir. İki yıldır yavaş ilerleyen bir süreç var ama çatışma yok. Dolayısıyla şunu bilmeniz gerekir: Hiçbir kazanım olmamış olsa dahi, sırf bugüne kadar çatışma olmaması, ölümlerin yaşanmaması ve sorun çıkmaması kendi başına büyük bir kazanımdır. Ben bunu ciddi bir süreç olarak görüyorum. Atılan adımlar belki bizim arzu ettiğimiz hızda olmayabilir; ancak doğru bir rayda ve doğru bir istikamette ilerliyor.

Hatta size şunu da anlatayım; Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bu sürecin bizim açımızdan ciddi ve memnuniyet verici olduğunu anlatmak için bir toplantıda kendisine dedim ki: "Sayın Cumhurbaşkanı, dünya çok değişti." Sordu, "Ne değişti?" dedi. Dedim ki: "Düşünebiliyor musunuz, biz Kürtler o dönem Bahçeli hastanedeydi, hastaydı biz Kürtler şimdi 'Bahçeli'nin sağlığı düzelsin' diye dua ediyoruz." Dedim ki: "İşte bu, değişimin bir işaretidir." Bu, bizim bu sürece ne kadar ciddi baktığımızın bir göstergesidir ve umudumuz da bir neticeye ulaşmasıdır.

Soru: Kürdistan Bölgesi’nin rolü nasıldır? Nasıl katkı sunuyor?

Neçirvan Barzani: Kürdistan Bölgesi’nin rolü... Ben Kürdistan Bölgesi dediğimde tüm bölgeden bahsediyorum; yani genel olarak hem Erbil hem de Süleymaniye olarak rolümüz bu sürece yardımcı olmaktır. Biz bu sürece destek veriyoruz. Bizim üzerimize düşen görev, "Hadi gidip arabuluculuk yapalım" havasında olmak değildir. Ancak her iki tarafın bize ilettiği ve Kürdistan Bölgesi olarak üzerimize ne düşüyorsa, biz bunu yapmaya hazırdık ve yaptık da. Ne yapıldığına dair ayrıntılara girmek istemiyorum, girmemek daha doğrudur; ancak Erbil ve Süleymaniye olarak, hükümet olarak ve şahsımız olarak Ankara ve Kandil ile ne yapılması gerekiyorsa yaptık ve adımlarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.

Bildiğiniz üzere Türkiye Parlamentosu’ndan yasa çıktı; bugün veya dün Türkiye’de Milli Güvenlik Kurulu bu konu üzerine toplandı. Biz bu süreçte sabırlı olmalıyız, hem de çok sabırlı olmalıyız. Ancak söylemek istediğim şudur: Sorunların çözülmesi yönünde doğru bir mecrada ilerlemektedir.

Soru: Sorunlar çözülürse Kürdistan Bölgesi için ne gibi kazanımlar sağlar?

Neçirvan Barzani: Çok büyük kazanımları olur. Kürdistan Bölgesi’nin temel politikası şudur: Bu sorunlar her ülkenin kendi özgün şartlarına göre, o ülkenin sınırları ve Kürtlerin yaşadığı coğrafya içinde çözülmelidir. Kuşkusuz bu mesele çözülürse, bence Kürdistan Bölgesi için de yeni bir dönem ve başlangıç olur; hem Türkiye ile her alandaki ilişkilerinde hem de Türkiye’deki kardeşlerimize yönelik dayanışma ve destek açısından.

Soru: Yani bir boyutu Kürdistan Bölgesi’ne, bir boyutu da bizzat Türkiye’ye mi bakıyor?

Neçirvan Barzani: Bir boyutu Kürdistan Bölgesi’ne, bir boyutu da bizzat Türkiye’ye aittir. Şunu da ekleyeyim: Türkiye de çok daha önemli bir aşamaya geçecektir. Yani mesele sadece "Kürtler" meselesi değildir. Eğer bu sorun çözülürse, Türkiye de mevcut durumdan çok daha farklı bir aşamaya geçecek ve bölgede kendi doğal rolünü oynayabilecektir. Çünkü bu sorunun çözülmesi az bir şey değildir, son derece büyük bir meseledir. Hakikaten şuna layıktır: Eğer birisi Nobel Barış Ödülü'nü almayı hak edecekse, o kişi bu sorunu çözen kişi olmalıdır. Bence bu kişi de her şeyden önce Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.

Soru: Eğer bu barış süreci Kürdistan Bölgesi için iyiyse, Türkiye’deki Kürtler için iyiyse, Kürt meselesi için iyiyse ve Türkiye’nin kendisi için de iyiyse, o halde sürecin başarısız olması kimin çıkarınadır? Kim bunu rayından çıkarabilir, kim bozabilir?

Neçirvan Barzani: Çok utandırıcı bir soru! İmkân varsa bu konuyu kapatalım; ancak önemli olan hepimizin bu sürecin başarıya ulaşmasına bağlı kalması, destek olması ve bu sürecin başarıya ulaşmasını istemeyen o ellere (odaklara) fırsat vermemesidir. Bu sürecin başarıya ulaşmasını istemeyenler; Kürtlerin hasımlarıdır, Türkiye’nin bizzat kendi hasımlarıdır, istemeyenler onlardır.

Soru: Son on iki aya bakıp Rojava’ya geçersek, Rojava’da çok sayıda olay yaşandı. Bütün bu gelişmelere ilişkin değerlendirmeniz nedir? Ancak bundan daha önemlisi, şu an içinde yaşadığımız tablo ve Rojava temsilcilerinin de burada hazır bulunması hasebiyle, gelinen aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Neçirvan Barzani: Benim değerlendirmeme göre, bugüne kadar yapılanlara gerçekçi bir gözle bakacak olursak, Rojava’da yapılanları takdir ediyor ve kutluyorum. Yaptıkları şey onlar için kolay değildi ama gerçekçi davrandılar. Duruma yaklaşımları son derece realistti ve yaptıkları şeyin ötesinde bundan daha fazlası yapılamazdı.

Doğal olarak az önce arz ettiğim gibi; örneğin Irak Kürdistan Bölgesi modelini Suriye’de aynen uygulayamazsınız. Çok büyük farklar var: Coğrafya farklı, Suriye’deki toplumsal doku ve kaynaşma farklı; bu modeli orada uygulayamazsınız. Ben Suriye’ye yaptığım ziyarette, oraya gittiğimde Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Ahmed Şara’da gördüğüm kadarıyla Kürtlere karşı bir husumetleri yoktu; bu konuyu etraflıca konuştuk. Güvenlik güçlerinin entegrasyonu için atılan adımların gayet iyi ilerlediğini görüyoruz. Oradaki arkadaşlar ve Kürtler için çok önemli olan anadilde eğitim konusunda da ilerleme var.

Ancak bana göre, tam anlamıyla bir ilerlemeden bahsedebilmemiz için bu hakların Suriye’nin kalıcı anayasasında güvence altına alınması gerekir: Kürtlerin hakları ve diğer tüm bileşenlerin hakları. Suriye sadece bir Arap ülkesi değildir; Suriye içinde Arapların, Kürtlerin, Dürzilerin ve Alevilerin yaşadığı bir ülkedir. Önemli olan, bu bileşenlerin haklarının birleşik bir Suriye çatısı altında garantiye alınmasıdır; Kürtler de bu çerçevenin içindedir. Oradaki kardeşlerimizin çabalarıyla bugüne kadar yapılanlar olumlu adımlardır. Bir kez daha vurguluyorum; önemli olan oradaki tüm Kürt siyasi güçlerinin Şam’da tek ve birleşik bir söyleme sahip olmasıdır ki neticede Kürtlerin hakları Suriye’nin kalıcı anayasasına geçirilebilsin. Şu an Suriye’yi yöneten sisteme ve özellikle Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’ya ilişkin kanaatim, sorunları gerçekten çözmek istedikleri yönündedir.

Soru: Değindiğiniz bu nokta benim için çok önemli; çünkü siz insanları iyi tanıyan, muhatabını iyi okuyan bir lidersiniz. Suriye Cumhurbaşkanı'nın Kürt meselesiyle ilgili bir kompleksinin olmadığını söylemeniz bence çok mühim bir tespittir.

Neçirvan Barzani: Kardeşim, sembolik açıdan bile gönderdiği mesaj ve bizi karşılama protokolü, bana Kürtlerle hiçbir kompleksinin olmadığını göstermek içindi. Şam Havalimanı’na indiğimizde, bizzat Cumhurbaşkanı’nın gönderdiği Kürtçe bir mektupla karşılandık. Her yerde Kürdistan ve Irak bayrakları vardı. Bir mesaj vermek istiyordu; yemek menüsü dahi Kürtçe yazılmıştı. Amacı, "Benim bir kompleksim yok, çözmek istiyorum ve aramızda bir anlayış birliği olduğuna inanıyorum" demekti.

Fakat kuşkusuz onların da sorunları az değil; kolay bir Suriye yok ortada. Çok zorlu, yıkılmış bir Suriye var ve Suriye’nin her alanda yeniden inşası zaman alacaktır. Ben Suriye’deki kardeşlerimizin Sayın Mazlum, arkadaşları ve diğerlerinin meseleye gerçekçi yaklaşmalarından memnuniyet duyuyorum. İnsan bazen temennilerde bulunur ama bazen de yüzleşmeniz gereken bir gerçeklik vardır. Onlar sahadaki gerçeklikle hareket ettiler ve sorunlar karşısındaki bu gerçekçilik bana göre Kürtler için çok ama çok hayatidir. Yapılanları hafife almayalım, değersizleştirmeyelim. Kürtlere kimlik dahi verilmeyen, Kürtlerin Suriye vatandaşı sayılmadığı bir ülkede bu yapılanların ne kadar önemli olduğunu bilelim. Şimdi kalkıp yaklaşık 13 bin kişiyi Suriye ordusuna entegre ediyorsunuz, 17 bin kişi kademeli olarak güvenlik kurumlarında yer alıyor, eğitim meselesi nasıl okuyacakları üzerinden müzakere ediliyor... Bunların hepsi son derece ciddi ve ileri adımlardır, onları olduğu gibi görmeliyiz.

Soru: Bu değerlendirme çok mühim; zira Kürt medyasında zaman zaman bu kazanımların Rojava’da verilen bedellere, mücadeleye ve şehitlere kıyasla yetersiz kaldığı yönünde eleştiriler yapılıyor. Ancak sizin bu yaklaşımınız gerçekçiliğe vurgu yapıyor. Bir diğer husus; Irak’taki Kürdistan Bölgesi koşullarının Suriye’deki Rojava koşullarından farklı olduğunu belirttiniz. İki soru sormak istiyorum: Birincisi, Rojava Kürdistan Bölgesi’nin tecrübesinden ne öğrenmeli? İkincisi, bizim yaptığımız ve onların tekrarlamaması gereken hatalar nelerdir?

Neçirvan Barzani: Ben daha önce General Mazlum ile de bunları konuştum; bazı konularda bizden ders çıkarmaları gerektiğini söyledim. Biz bazı hatalar yaptık, bunların hata olduğunu kabul etmeliyiz; onlar da bizden ders alıp bu hatalara düşmemelidir. Örnek vermeme gerek yok ama kendisine söyledim ve realist olmaları gerektiği konusunda mutabık kaldık. Ben sadece şunu söylüyorum: Kürtler nerede yaşıyorlarsa, içinde bulundukları ülkelerdeki durumlarına gerçekçi baksınlar; güçleri neye yetiyor, bu sınır neresidir?

2005 yılında Irak Anayasası Kürtler için az bir kazanım mıydı? Hayır. Irak tarihine bakarsanız, Kürtlerin haklarını tanıyan o anayasa herkesin emeğiyle, özellikle rahmetli Mam Celal’in ve Allah ömür versin Sayın Başkan Barzani’nin gayretleriyle ortaya çıktı; az bir kazanım değildi. Bütün siyasi güçler de destek verdi. Ancak Sayın Başkan döndüğünde kendisine sorduklarında şöyle dedi: "Bu bizim bütün taleplerimizi karşılamıyor ama elde ettiğimiz şey de az değildir, büyüktür." Bizi bir aşamadan bambaşka bir aşamaya taşıdı; bu belge ortadadır, Irak halkı buna oy vermiştir ve Irak’ın kalıcı anayasasında yerini almıştır. Bunlar, Kürtlerin yaşadıkları her yerde o ülkenin koşullarına göre dikkate alması gereken gerçekliklerdir.

Soru: İran ve Rojhılata geçelim; bu ilkbaharda yaşanan savaş, Rojhılat meselesini uluslararası bir gündem maddesi haline getirdi. Kimileri Rojhılatlı Kürt tarafların bu savaşa katılmamasını kaçırılmış bir fırsat olarak nitelendiriyor; kimileri ise iyi ki katılmadılar, zira hem Rojhılat zarar görür hem de Kürdistan Bölgesi ateşe sürüklenirdi diyor. Siz bu iki görüşü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Neçirvan Barzani: Bu konuda çok açık ve net olmak istiyorum: Rojhılatlı muhalif Kürt güçleri maalesef son derece sorumsuz davrandılar. Kürdistan Bölgesi’ni çok zor bir durumla karşı karşıya bıraktılar. Sosyal medyada yaptıkları paylaşımlar ve sanki bu güçler İran’ın içine doğru harekete geçmiş gibi sergiledikleri tavırlar, Bölgeyi çok büyük bir tehlikeye attı ve Irak Kürdistan Bölgesi’ne karşı son derece sorumsuzca hareket ettiler.

Savaş başladığında bizim politikamız çok netti. Sürekli Süleymaniye ile kardeşim Kak Kubad burada ve Kak Bafıl ile her gün temas halindeydik. Bizim politikamız, Bölgenin bu savaşın bir parçası olmaması gerektiği yönündeydi. Bu savaş bizim savaşımız değildi. İran komşu bir ülkedir ve kendisiyle yaklaşık 600 kilometrelik sınırımız var. Kürdistan Bölgesi’nin İran’a yönelik bir tehdit alanına dönüşmesi ne mümkündü ne de kabul edilebilirdi. Kürdistan Bölgesi’nde silahlı bir güç olup burayı kendine güvenli bir sığınak olarak göremez ve buradan komşu ülkeyi tehdit edemezsin. Bu ne uluslararası hukuka uygundur, ne Irak anayasasına ve yasalarına uygundur, ne de Kürdistan’ın çıkarına olsa dahi yapılması gereken bir şeydir. Maalesef kendilerini birer savaş kahramanı gibi göstermeye çalıştılar ama biz en başından beri bunun olamayacağını biliyorduk. Bu konudaki vizyonumuz netti; KDP ve KYB olarak ilk günden itibaren sınırlarımızı kontrol altına aldık, güç sevk ettik ve Bölge üzerinden hiçbir adıma izin vermeyeceğimizi açıkça ortaya koyduk.

Soru: Kak Bafıl’ın önceki mesajlarında da aynı hususa değinilmişti; anlaşılan stratejik meselelerde bu kazanımın korunması konusunda hemfikirsiniz.

Neçirvan Barzani: Stratejik meselelerde, gerek Bağdat’ta gerekse bu tür kritik konularda... Bu savaş çok önemli bir sınavdı ve biz aramızdaki koordinasyon sayesinde bu sınavdan başarıyla çıktık. Bütün anlaşmazlıklara ve sorunlara rağmen Kürdistan Bölgesi’nin statüsünü korumak adına birlikte hareket ettik.

Soru: Peki Rojhılat için fırsat nedir?

Neçirvan Barzani: Bana göre Rojhılat için de fırsat doğacaktır. Biz daha önce de çaba gösterdik ve bu konuda sessiz kalmadık; ancak dediğim gibi, her ülkenin kendi özgün şartlarına göre olmalıdır. Tahran’daki tüm görüşmelerimizde bu konu diyaloglarımızın bir parçasını oluşturmaktadır.

Soru: Bu savaştan sonra ne diyorlar? Bu savaştan sonra Tahran’ın Rojhılatlı Kürtlerin durumuna bakışı değişti mi?

Neçirvan Barzani: Bence belki henüz tam olgunlaşmamış olabilir; fakat soru "Bunun üzerinde düşünülüyor mu?" ise, bence çok ciddi bir şekilde düşünülüyor. Benim önerim şudur: Kürt meselesi bu ülkelerde ciddi bir konudur; görmezden gelerek ya da inkâr ederek çözülemez. İkincisi, bu meselenin çözümü o devletlerin kendi özgünlüklerine uygun olmalıdır. Biz hiçbir model önerip "İran’da ya da Türkiye’de şu modele göre yapın" diyemeyiz; bilakis diyoruz ki kendi ülkenizin iç dinamiklerine ve özgün koşullarına göre bu mesele çözülmelidir. İnkâr politikası sonsuza dek sürdürülemez.

Soru: Irak konusuna geçelim; ABD güçlerinin çekilmesi ne derece tehlikelidir? İnsanların içinde "ABD çekilirse Kürdistan Bölgesi’ni kim koruyacak?" şeklinde bir endişe var. ABD güçlerinin çekilmesine ilişkin sizin tutumunuz nedir?

Neçirvan Barzani: Sanırım Sayın Sudani bu konuyu etraflıca anlattı ama ben de kendi görüşümü belirteyim: Birincisi, ABD güçleri ve diğer güçler 2014’te IŞİD ortaya çıktığında Irak devletinin resmi talebi ve resmi bir yazısıyla geldiler. Irak’ın şartlarından biri de bu koalisyona ABD’nin liderlik etmesiydi. 2014’ten bugüne çok şey değişti. Yaklaşık 10-12 yılın ardından bugün Irak’ın bu denli büyük bir koalisyona ihtiyaç duymaması gayet doğaldır; çünkü bu durum güven ortamını zedeliyor, insanların Irak’a güvenmemesine ve gelip yatırım yapmamasına yol açıyor.

Irak’ın kendi egemenliğine sahip olması gerekir; ancak güvenlik iş birliği için bu ülkelerle ikili ilişkilerini sürdürmelidir. Gelip bize destek olan o güçlere teşekkür ediyoruz; fakat bugün Irak bu zorlukların üstesinden gelebilecek bir aşamaya ulaşmıştır. Ülkenin korunmasına gelince:

Irak ve Kürdistan Bölgesi’nin hava savunma sistemine ihtiyacı var. Bildiğim kadarıyla Irak ile ABD arasında bir anlaşma bulunuyor ve Irak genelinde hava savunma sistemlerinin kurulması için 52 nokta belirlendi; Kürdistan Bölgesi de bu sistemin içindedir çünkü tüm Irak’ın buna ihtiyacı var.

Silah yalnızca devletin tekelinde olmalıdır. Irak topraklarından komşu ülkelere veya Kürdistan Bölgesi’ne yönelik tehdit oluşturulamaz. Egemenliğin başlangıcı budur: Devlet otoritesi dışında silah nasıl var olabilir?

Sahada IŞİD’i hezimete uğratanlar; bedel ödeyen ve kanını döken Irak ordusu, Peşmerge ve Haşdi Şabi oldu. Bugün de Peşmerge ve Kürdistan halkı kendi topraklarını savunmaya hazırdır. Ancak hava savunma gücünün yanında Bölgeyi korumanın en önemli faktörü; diplomasi, doğru diyalog ve çevre ülkelerle varılacak uzlaşmadır.

Soru: Yirmi yılı aşkın süredir Bağdat ile müzakereler yürütüyorsunuz. 2005 yılında bilmeyip de bu tecrübeden öğrendiğiniz şey nedir?

Neçirvan Barzani: 2005 yılında biz sadece Kürdistan Bölgesi için değil, tüm Irak için temeli vatandaşlık esasına dayanan federal ve demokratik bir Irak idealiyle büyük bir umutla anayasa yazdık. Irak’ı mevcut durumdan çok daha farklı bir boyuta taşıyacağına inandığımız bir anayasa kaleme aldık. Bu süreçten öğrendiğimiz şey, asıl sorunun anayasanın uygulanmaması olduğudur. Bölge ile Bağdat arasındaki sorun şahsi değildir; sorun Irak’ın yönetim sistemidir.

Kağıt üzerinde federal bir sistemimiz var ancak özünde sistem federal değildir. Önceki rejim döneminden kalma bir dizi eski yasa var ve bu yasalar Iraklı bakanları Bölge ile bu çerçevede ilişki kurmaya mecbur bırakıyor. Sorunun anahtarı anayasanın harfiyen uygulanmasıdır; anayasa demek hem sorumluluklarımızın hem de haklarımızın olması demektir. Öncelikler de bellidir: Petrol ve Gaz Yasası, doğal kaynakların ve gelirlerin adil paylaşımı ve Federal Mahkeme meselesi. Eğer Petrol ve Gaz Yasası ile gelirlerin adil paylaşımı hayata geçirilirse, tartışmalı bölgeler meselesi çok daha hafifleyecektir.

Soru: Seçimlerin ardından Kürdistan Bölgesi’nde yeni kabinenin kurulmasına dair bir miktar karamsarlık oluştu. KDP ile KYB’nin yakınlaşması ve hükümetin kurulması yolunda sizin girişiminiz nedir?

Neçirvan Barzani: Doğru, uzun bir süre geçti; sanırım hükümet kurmanın gecikmesinde Belçika’nın ardından bir rekor kırdık ve bu iyi bir durum değil. Kürdistan halkı siyasi güçlere büyük bir güven duydu ve seçimlere katılım oranı yaklaşık yüzde 72 oldu; bu oylar bize birer emanettir. Bu sistem kendi irademizle kuruldu, kimse bize dayatmadı.

Memnuniyet verici olan şudur ki, stratejik meselelere ilişkin KDP ve KYB’nin yaklaşımları birbirinden uzak değildir, birbirine oldukça yakındır. Ben şahsen sürekli bu konuyla meşgulüm; geçen hafta gayet olumlu toplantılar gerçekleştirdik. Hükümetin kurulması için bir uzlaşıya varmak adına bu hafta da yeni toplantılar yapmayı bekliyoruz.

Soru: Axios internet sitesinde yayımlanan bir haberde, şahsınızın Tahran ile Washington arasında arabuluculuk yaptığı belirtildi. Bu konuda bize ne söylersiniz?

Neçirvan Barzani: Bazen diplomaside işler farklı kanallar üzerinden de yürütülebilir. O raporda bahsedilenler büyük ölçüde doğruydu. Boyumuzu aşan sözler söylemek istemeyiz ancak biz bu rolü üstlendik ve bu görevi yerine getirdik. Bu konu Washington’da memnuniyet ve takdirle karşılandı; İran makamları da bu girişime son derece olumlu bir karşılık verdi.

Soru: Önümüzdeki 10-20 yıl için gençlere mesajınız nedir? Bu topraklara ve vatana gönülden bağlanmaları için onlara ne söylemek istersiniz?

Neçirvan Barzani: Nereden gelip nereye ulaştığımızı görmek için tarihe bakalım. Bu halk felaketlerden, yıkımlardan, kimyasal saldırılardan ve sürgünlerden geçerek bugünlere geldi. Gençlere sözüm şudur: Lütfen bu kazanımları hafife almayın; çünkü siz önceki nesillerin yaşadığı o büyük acıları ve o karanlık günleri yaşamadınız. Bu çok büyük bir emanettir ve gençler bu emaneti buradan devralıp daha ileriye taşımalıdır. Yaptığımız her şeyin mutlak doğru olması gerekmez; bu 50-60 yıllık yürüyüşte hatalar da yapıldı ancak önemli olan bu tecrübeyi korumaktır.

Toprağa ve vatana duyulan sevgi ile bağlılık her şeyin temelidir. Bu vatanın her evinde acı ve fedakârlıkla dolu bir hikâye vardır. Bugün elimizde olanın tüm eksikliklerine rağmen kıymetini bilmeliyiz. Yeni nesilden ricam, bu yürüyüşü yeni bir vizyonla ileriye taşımalarıdır. Günümüz artık bilim, yapay zekâ ve teknolojik ilerleme çağıdır; gençlerimiz kendilerini bu döneme hazırlamalıdır. Ben bu gençleri gördüğümde büyük bir umut doluyorum; sorumluluk bilinciyle hareket ediyorlar ve ülkelerine bizden çok daha iyi hizmet edebileceklerine yürekten inanıyorum.

Soru: Çok teşekkürler Sayın Başkan

Neçirvan Barzani: Çok teşekkür ederim, sizin de emeğinize sağlık.

KÜRDİSTAN Haberleri

Başkan Barzani, Mazlum Abdi ile Suriye’deki son gelişmeleri görüştü
İlham Ahmed MERI Forumu'nda: Suriye’de ilk kez Kürt dili ve kültürü tanındı ancak uygulama eksik
Tiflis’te Kafkasya Kürtleri Konferansı düzenlenecek
Kürdistan Bölgesi’nde fiyatları artıranlara üç tür ceza uygulanacak
İlam Üniversitesi’nde ilk kez Kürt Dili ve Edebiyatı bölümü açıldı