Ne mutlu sana çok rezilsin

Salih Tuna

Her şey hiçbir çağda olmadığı kadar hızla anlam kaybına uğruyor.
O kadar ki "Sözünün eri olmak" kavramı bile antik çağ kalıntısı muamelesi görüyor.
Dijital illüzyonla malul bu dijital panayır insanının en bariz özelliği de güvenilmez oluşu.
Gerçi bizzat kendilerine ne kadar güveniyorlar, o da soru işareti.
Nihayetinde...
Hakikati ambalaja indirgeyen, menfaat uğruna benliğini taksitle satan bir türden söz ediyoruz.

***

Öyle bir çağa çattık ki "sözün haysiyeti" şöyle dursun, kelimeler bile ruhunu çoktan teslim etti. Geriye sadece kelimelerin enkazı kaldı...
Takdir edersiniz ki, kelimelerini kaybeden insan zihinsel kurtuluşa asla eremez.
Eremedi de zaten; haysiyetini, mertliğini ve hakikatini sahte algıların çöplüğünde gürültüyle kaybetti.
Şairin dediği gibi:
"İnsan atılmış bir eşya / içinde böcek sesleri."

***

Varsa yoksa riya, varsa yoksa (lafın düzünü edelim) münafıklık. Tek gaye "başarı", yani menfaat.
Bu uğurda her şey araçsallaştırıldı.
Şarkıcı sanırsınız meğer teşhircidir. Entelektüel sanırsınız zihinsel bir koma hâlinden başka bir şey değildir. Gazeteci sanırsınız meğer adi bir şantajcıdır.
Ve siyasetçi sanırsınız meğer panayır hokkabazlarından hallicedir.
Misal mi?
Buyurunuz: Ömürleri "Dini siyasete alet etmeyin" lakırdısını terennüm etmekle geçenlerin mezar başında rakı, cami avlusunda abdest alma egzersizleri.
Bu dijital panayır çağında yalan söylemek, iftira atmak, hele ki olduğu gibi görünmemek yeni norm hâline geldi.
Bir yanda dürüstlük nutukları atıp diğer yanda sahtekârlığın dik âlâsını yapmak tam anlamıyla rezil bir utanmazlıktır.
Ama ne gam, değil mi ki tek gaye "başarı", ne kadar "rezil" olunsa o kadar iyi, değil mi?