Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünün üzerinden 17 yıl geçmesine rağmen bir sorunun cevabı hâlâ bulunamıyor, kamuoyu tatmin olmuyor.
Muhsin Yazıcıoğlu gerçekten "bir kaza sonucu" mu hayatını kaybetti?
Yoksa bu kaza da yine planlı bir kaza mıydı?
Kazadan sonra sağ olmasına rağmen yerini bilenler tarafından gidip infaz mı edildi?
Bu sorular beyinleri kemiriyor.
Sadece bu değil.
Henüz Hrant Dink cinayeti de bugüne kadar doğru düzgün aydınlatılamadı.
Bu kadar araştırma, tahkikat, soruşturma, belge, işte işin arkasına, arkasına, arkasına gitme ama sonuçta iz maalesef kayboldu.
Eşref Bitlis'in kazasında da böyle ve belki de en önemlilerinden birisi Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümü.
Hâlâ ailesi dâhil Türkiye'nin önemli bir kesimi Turgut Özal'ın öldürüldüğüne inanıyor.
Ama ne hikmetse cenazesi mezarından çıkarılıp adli tıpa götürülmesine rağmen kamuoyunun içini rahatlatacak, sisleri dağıtacak bir açıklama, bir izahat, bir netice ortaya çıkmadı.
Öyle bir rapor hazırlandı ki, inanın adli tıp kurumları bile ne olduğunu, ne yazıldığını anlamadı.
İşte şu kadar şu maddeden bulundu, bu kadar bu maddeden bulundu.
Peki, bulunan bu maddeler ölüme sebep veren maddeler mi?
Veya normal insanda bu maddeler var mı?
Varsa ne kadar var?
Bu soruların hepsi belirsiz.
Eğer bir ülkede öyle karmakarışık mevzular ve en önemlisi de faili aydınlatılamayan, işte faili meçhul denilen olaylar var ise orada mutlaka bir bit yeniği vardır.
Mutlaka gizlenen, saklanan alengirli bir mevzu vardır.
İşte Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefatı da böyle.
Allah rahmet eylesin. Ben kendisiyle 1991 seçimlerinden sonra, o zaman kendisi de milletvekili olan Hasan Mezarcı'nın evinde tanıştım.
Ve gecenin geç saatlerine kadar, gece yarısından sonrasına kadar uzun sohbetler ettik.
O geceden sonra da değişik televizyon programlarında, değişik ortamlarda kendisiyle karşılaşmam ve sohbetlerim oldu.
Samimi bir kişilik gördüm.
Hele hele özellikle son yıllarda devletin o derin yüzünü, karanlık yüzünü, karmaşık ve gizemli ilişkilerini anlamış bir insanın ifadeleriyle karşılaştım.
Ve yine ölmeden evvel, işte o mart ayında karlı, kışlı bir kış gününden sonra bahar ayında, nisan-mayıs aylarında büyük bir toplantı düzenleyeceğini ve birçok mevzuyu aydınlatacağını, yazarlar, çizerler, işte entelektüeller, neyse siyasilerle belli konuları tartışacağını bizzat kendisinden ve arkadaşlarından duydum.
İşte ne olduysa o nisan-mayıs gelmeden, bahara ulaşılamadan o müessif hadise meydana geldi.
Kendisinin ifadesiyle 7,5 sene Mamak'ta, 12 Eylül'den sonra 8 ay bir hücrede, zindanda kaldı.
Yazıcıoğu, bana dedi ki:
Altan Bey, bir komünistle birlikte kaldım.
O 8 ay müddetince ona ne işkence yaptılarsa bana da yaptılar, bana ne işkence yaptılarsa ona da yaptılar.
Sözde Ülkü Ocakları Genel Başkanı olan Muhsin Yazıcıoğlu, 1980'de devleti komünistlere karşı korumak, ülkenin işte birliğini, bütünlüğünü, rejimi müdafaa etmek için yüzlerce arkadaşını kaybetti, mücadele etti.
Ama o kişi, uğruna bu kadar mücadele ettiği devleti bu muameleyi reva gördü.
Büyük bir pişmanlık ve sorgulama içindeydi.
Benim görebildiğim hâliyle ama vakur, dikkatliydi.
Peki, neler oldu?
Hangi adımları, hangi tavırları, hangi siyasi yaklaşımları kimleri rahatsız etti?
İşte esas sorgulanması gereken bu.
Bir de tabii çok önemli olan bir mevzu daha var.
Hadise 2009 senesinin martında oldu.
Peki, biz şu an neredeyiz, hangi tarihteyiz?
2026'nın ağustos ayındayız.
16-17 sene sonra uyuyan devlet ve devletin kurumları işte ne hikmetse birden uyandı.
Peki ne oldu da bugün bu tutuklanan, gözaltına alınan insanlar bu 17 yıl boyunca bir takibata uğramadı?
Neden herkes sustu? Neden?
Hadi şundan sustu, bundan sustu.
Bu soruların cevaplarını verebilirler.
Peki bugün ne oldu da tekrar bu insanlar konuşmaya başladı?
Bu defterler, bu dosyalar tozlu raflardan indirilerek tekrar açıldı.
Arkadaşlar, eğer Türkiye bir demokratik devlet olacaksa, şeffaf bir hukuk devleti olacaksa bu tip mevzuların 15 sene, 17 sene, 20 sene beklemesi hukukun katledilmesidir.
Önce bunun cevabının verilmesi lazım.
Hrant Dink dosyasında da, Eşref Bitlis dosyasında da, Turgut Özal meselesinde de, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünde de hangi karanlık noktalar ve hangi karanlık eller var, bunların açıklanması lazım.
Ve ayrıca tekrar tekrar söylüyorum, bu kadar yıllık suskunluğun, beklemenin siyasi bir izahının olması lazım.
Ya işte o gün bizim şuna gücümüz yetmiyordu, bugün bunu konuşamıyorduk.
İşte şunları şunları gözaltına alamıyorduk diye bir siyasi tablo ve hesap varsa bunların da anlatılması lazım.
İnanın, eğer bunlar aydınlatılamazsa, bunlar konuşulamazsa, hukuk ve adalet bu kadar gecikirse bizim daha kaybedecek çok yıllarımız ve kat edeceğimiz uzun bir menzilimiz var.